Karl Marx çok defa günlerini anlaşılmaz kitaplar yazarak geçiren sıkıcı bir kuramcı olarak sunulmuştur. Ancak Marx’ın büyük dostu Frederick Engels haklı bir tespitle “Marx her şeyden evvel bir devrimciydi,” demişti.
Marx’tan önce de sömürü ve baskıya karşı duran pek çok sosyalist vardı. Ancak Marksizm’i benzersiz kılan şey, işçi sınıfının kendi kendini özgürleştirmesinin teorisi ve pratiği olmasıdır. Bu, işçi sınıfı insanlarının kendi kolektif mücadeleleri yoluyla sistemi yıkabilecekleri ve aşağıdan yukarıya doğru yönetilen farklı bir toplum inşa edebilecekleri fikridir.
Peki Marx’ın bu sonuçlara varmasını sağlayan şey neydi? Marx, direniş için en iyi stratejileri netleştirmek amacıyla radikal fikirler ve eylemlerle bağ kurdu.
1830’lardaki Alman öğrenci ayaklanmasında bir eylemci olan Marx, çevresindeki baskıcı toplumu açıklayabilecek fikirler aradı. O ve arkadaşları günün felsefi fikirlerini yıkıcı bir şekilde yorumluyorlardı. Dünyanın merkezine Tanrı yerine insanı yerleştirdiler. Ve tüm bunlar olurken monarşiye ve feodal beylerin egemenliğine son vermek için mücadele ettiler.
O dönemde Marx, demokrat reform isteyen ancak isyanın çok ileri gitmesini istemeyen liberal kapitalistlerle ittifak halindeydi. Fakat eski toprak sahiplerinin ve yeni kapitalistlerin özel mülkiyeti savunmak için ortak çıkara sahip olduğunu gördü. Böylece altta yatan ekonomik yapıların siyaseti ve toplumu nasıl şekillendirdiğini analiz etmeye başladı.
Marx Paris’te sürgünken ilk sosyalistler Henri Saint Simon ve Charles Fourier’nin işçi sınıfından takipçileriyle tanıştı. Özel mülkiyetin ve kapitalist rekabetin insanlar üzerindeki etkisine dair çarpıcı eleştirileri vardı ve evrensel bir özgürlük dünyasını dört gözle bekliyorlardı. Ne yazık ki bu geleceğe nasıl ulaşacakları konusunda hiçbir fikirleri yoktu.
İngiltere’nin politik iktisatçıları da Marx’ın düşünceleri üzerinde etkili olmuştur. Adam Smith ve David Ricardo’nun analizleri, işçilerin kâr üretimindeki rolünü ve patronlar ile işçiler arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı tanımlamasına yardımcı oldu.
Bu kavrayış Marx’ın, gelişmekte olan işçi sınıfının mücadelelerinin dünyayı değiştirme potansiyeline sahip olduğu sonucuna varmasını sağladı. İşçiler zenginliği üretiyordu ve sadece kapitalizmi dize getirme değil, aynı zamanda onun yerine sosyalist bir toplum kurma kapasitesine de sahipti.
Marx fikirlerini radikal işçilerle kurduğu bağlar sayesinde, onlardan öğrenerek geliştirdi. Sürekli olarak militanlığı ve siyasi örgütlenmeyi teşvik etmenin yollarını aradı.
Marx, 1840’ların ortalarında Adalet İçin Birlik ve ardından Komünist Manifesto’yu yazdığı Komünist Birlik’e liderlik ediyordu.
Manifesto 1848’de Avrupa’da devrimler patlak verdiğinde yayınlandı. Marx, yeni bir devrimci gazete ile ayaklanmayı desteklemek için Almanya’ya koştu. Mayıs 1849’da devrim bastırıldı. Marx “resmi görevlilere hakaret” suçlamasıyla yargılandı, ancak davayı kapitalist sınıfa karşı bir ithama dönüştürdü ve beraat etti.
Buna rağmen yetkililer gazetesini yasakladı. Son sayı Marx’ın her yerde ve her zaman talebinin “işçi sınıfının kurtuluşu” olacağına dair sözüyle bitiyordu.
1850 yazına gelindiğinde Marx yeni bir isyan dalgası beklemekten umudunu kesmişti. Sonraki 15 yıl boyunca British Library’de ekonomik yazıları üzerinde çalıştı. Kapital büyük bir derinliğe ve özgünlüğe sahip bir eserdir, ancak Marx bunu tek başına yazmamıştır.
1864’te yeni bir örgüt olan Uluslararası Emekçiler Birliği’nde öncü bir rol üstlendi. Marx, Enternasyonal aracılığıyla sosyalist işçiler ve sendikacılarla kaynaştı. Onların deneyimleri ve sekiz saatlik işgünü gibi reformları kazanmak için yürüttükleri kampanyalar Kapital’in sayfalarını canlandırır.
1871’de Paris’te yeni bir devrim patlak verdiğinde, eylemciler Marx’ın kızlarıydı. Hükümetin Paris Komünü’nü katletmesi, devletin parçalanması gerektiği yönündeki içgüdüsünü doğruladı.
Marx, temel ilkesi uğruna mücadele etmekten asla vazgeçmedi: İşçi sınıfının kendi kendini özgürleştirmesi.
(Socialist Worker’daki orijinalinden Bahan Gönce çevirdi.)
