Anadolu’nun kadim halkı: Ermeniler

1915 öncesi Ermeni halkının Anadolu’da çok önemli kültürel, dini, sosyal, ekonomik faaliyetleri, kurumları vardı. Anadolu’da ilk Ermeni yerleşimleri MÖ.6.yüzyılda başlamıştır. MS.1071’de Anadolu’ya gelen Türk kavimleri ondan sonraki yaklaşık 900 yıl boyunca Ermenilerle birlikte yaşadılar. Ve özellikle Osmanlı idaresi altında 600 yıl süren bir Ermeni-Müslüman kardeşliği dönemi oldu.

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiğinde, kendisine destek olan Ermeniler için Yenikapı’da Patrikhane yapılmasını sağladı.

Ermeni toplumunun en önemli özelliklerinden birisi, yaşadığı her ortamda mutlaka bir okul, bir kilise açması ve bir periyodik yayın çıkarması idi. Ayrıca hastane, kültür merkezi vb. pek çok kamusal hizmetlerle ilgili girişimleri vardı. Bulundukları bölgenin zanaatkârları, ustaları genellikle Ermenilerden oluşurdu. Ermeniler, Anadolu için çok önemli bir toplumdu.

1914’te Anadolu’da bulunan Ermeni Okulu sayısı 2000, kilise ve manastır sayısı 3000, periyodik yayın sayısı 600’dür. Aynı dönem Müslüman toplulukların nüfusları daha fazla olmasına rağmen okul hastane vb. sayıları daha azdır, periyodik yayınları ise kıyaslanamayacak kadar azdır. 1915’teki soykırım sonrası bu kurumlar, yayınlar nerdeyse yok oldu.

Soykırımda Ermenilerin tümüyle yok edilmesi planlandı

1.Dünya Savaşı başladığında Anadolu topraklarında 13 milyon Müslüman’ın yanı sıra 3 milyon Hıristiyan yaşamakta idi. Savaş başladıktan yaklaşık 6 ay sonra 1,5 milyon Ermeni, yaşadıkları köy, kasaba ve şehirlerden zorla toplanarak, Suriye’deki çöller bölgesine (Der Zor) sürgün edilmeye başlandı. İlk sürgünler 24 Nisan 1915’te İstanbul Haydarpaşa’dan yola çıkarıldı.

24 Nisan 1915’te başlayan bu sürgünlerle iktidardaki İttihat ve Terakki Partisi, aslında Ermeni halkının tümden yok edilmesini, yani soykırımı hedefliyordu ve bu hedefini de büyük ölçüde gerçekleştirdi.

Pek az yerdekiler hariç, tüm Osmanlı Ermenileri 48 saatlik bir emirle, yanlarına çok az bir eşya almaları koşuluyla önce yaşadıkları yerlerden koparıldılar, konvoylar halinde orta, doğu ve güneydoğu Anadolu üzerinden Suriye çöllerine, Der Zor bölgesine sevk edildiler.

Soykırımın esas sorumlusu İttihat ve Terakki Partisi’dir

İttihat ve Terakki Partisinin güçlü isimlerinden İçişleri Bakanı Talat Paşa tehciri ve soykırımı bizzat sevk ve idare etti. Talat Paşa tarafından kafilelerin geçeceği tüm yollara gönderilen Teşkilatı Mahsusa ajanları, yerel eşkıyaları, çeteleri, aşiretleri örgütleyerek, geçen kafilelere saldırıları organize ettiler, ilk katliamlar bu şekilde gerçekleştirildi.

Bu ilk katliamların cezasız kaldığı, geçen kafilelere herhangi bir devlet koruması olmadığı, Ermenileri öldürmenin bizzat devlet tarafından istendiği mesajı bir anda tüm topluma yayıldı. Bu da her türlü fırsatçı, intikamcı davranışları tetikledi, doğrudan Ermeni komşusu ile arasındaki anlaşmazlığı kan dökerek çözen ikinci bir katliam dalgasına yol açtı.

Bu katliamlardan, saldırılardan sonra giderek sayıları azalan ama yine de ölmeden Suriye çöllerine varabilen kafilelerdeki Ermenileri orada da açlık, susuzluk ve hastalıkla birleşen acılı bir son beklemekteydi.

Bütün bu süreçleri yaşamaksızın, bulunduğu köy veya kasabada doğrudan katledilen Ermenilerin sayıları da çok fazladır. Çeşitli kaynaklar 1,5 milyon Ermeni için sürgün kararı verildiğini, bu sayının 500 bininin daha sürgün başlamadan, bulunduğu köy, kasaba veya şehirde katledildiğini, kalan 1 milyon Ermeni’nin Suriye’ye ancak 200 bininin varabildiğini ortaya koymaktadır. Bu acılar yaşanırken Ermeni halkın terk ettiği tüm mallara devlet önce koruma adı altında el koydu, daha sonra çıkarılan bir kanun ile tüm mallar devlet mülkiyetine geçirildi.

Türkiye, Osmanlı vatandaşı olan Ermenilerin torunlarına vatandaşlık hakkı vermeli, tehcir sırasında mallarına el konulan Ermenilerin mirasçılarına mülklerini iade etmeli veya tazminat vermeli, kamusal mülk olan okul, hastane, kilise vb. yapılar tespit edilerek onarılmalı, kültürel değerler olarak toplumun kullanımına uygun hale getirilmelidir.

Yazar

You May Also Like

Biz kimiz?

Enternasyonal Dayanışma, işçi sınıfının kolektif ve kitlesel mücadelesiyle dünyanın daha eşit, adil ve özgür bir yere dönüşeceğini savunan…