24 Nisan
AB, Türkiye’ye verdiği mülteci fonunun nasıl harcandığını öğrenemiyor
Brüksel, Türkiye’ye göçmen ve mültecilerin AB’ye geçmesini önlemesi için milyarlarca euro gönderdi. Ancak paranın nasıl harcandığına dair bilgileri elde edemedi.
Avrupa Birliği denetçileri, bloğun Türkiye’ye Suriyeli mültecilere yardımcı olmak için verdiği milyarlarca euronun bir kısmının gerçekten bir etkisi olup olmadığını belirleyemediklerini belirtti.
AB ile Türkiye arasında 2016 yılında imzalanan göç anlaşmasından elde edilen para, Türkiye’deki 4 milyondan fazla kayıtlı mültecinin bazılarına harcamalar için nakit ödeme kartı sağlamak, eğitim ve sağlığı iyileştirmek, insanların topluma daha iyi entegre olmalarına yardımcı olmak ve Suriye’deki savaştan kaçan insanların ihtiyaç duyabileceği tesisler inşa etmek için kullanılıyor.
Ancak Avrupa Sayıştayı (ECA) geçen yıl paranın etkili bir şekilde kullanılıp kullanılmadığına ilişkin takibinde, Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı’nın AB projelerinin ne gibi etkileri olduğunu değerlendirmelerine olanak sağlayacak bilgiler vermeyi reddettiğini bildirdi.
25 Nisan
BM, bu yıl Orta Akdeniz’i geçmeye çalışan 510 mültecinin yaşamını yitirdiğini açıkladı
Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Göç Örgütü (IOM), yıl başından bu yana Orta Akdeniz’de 510 mültecinin hayatını kaybettiğini açıkladı.
IOM’un X hesabından yapılan paylaşımda, Tunus’un kuzeyindeki Sfax kenti açıklarında 23 Nisan’da meydana gelen gemi kazası karşısında dehşete düşüldüğü ifade edildi.
“İtalya’nın Lampedusa Adası’na ulaşmaya çalışan 19 mültecinin cesedine ulaşıldı” ifadesi kullanılan paylaşımda, 1 Ocak 2024’ten bu yana Orta Akdeniz rotasında 510 mültecinin yaşamını yitirdiği belirtildi.
Mülteciler Akdeniz’i geçmeye çalışırken hayatlarını kaybediyor
Avrupa’ya yönelik düzensiz göç akınında, İtalya, Malta, Libya ve Tunus arasında kalan Orta Akdeniz güzergahı, son yıllarda yoğun hareketlilik gözlenen rotalardan biri olarak öne çıkıyor.
Kuzey Afrika kıyılarından denize açılan ve sonra yardım çağrısı yapan mültecileri, bu güzergahta Avrupalı devlet görevlileri yerine genellikle Avrupa menşeli sivil toplum kuruluşları (STK) kurtarıyor. Söz konusu STK’ler, AB üyesi devletlerin “güvenli liman” vermemesinden ötürü zaman zaman kurtardıkları mültecileri tahliye etmekte güçlük çekiyor.
STK’ler geçen yıldan bu yana İtalya’daki son yasal düzenlemeler nedeniyle faaliyetlerini yürütmede bazı zorluklarla karşı karşıya kalıyor.
Kendi imkanlarıyla Akdeniz’i geçebilen ya da kurtarılan mülteciler, Avrupa’da ilk ayak bastıkları yer ise çoğunlukla İtalya’nın Kuzey Afrika’ya en yakın kara parçası Lampedusa Adası ya da bazen Malta oluyor.
Öte yandan, teknelerin alabora olması ya da teknelerdeki aşırı kalabalık nedeniyle susuz ve havasız kalınması yüzünden her yıl çok sayıda mülteci Akdeniz’i geçmeye çalışırken hayatını kaybediyor.
26 Nisan
Irkçılığın en kaba biçimi – Sinan Özbek
Karabük Üniversitesi’nin merkeze yerleştiği haber tam soğumaya başlamıştı ki, Bolu Belediye Başkanı konunun yeniden açılmasına vesile oldu. Başkan, Bolu İzzet Baysal Üniversitesi’nde artan yabancı öğrenci sayısına dikkat çekiyor ve onlara zamlı ulaşım sunacağını söylüyor. Haberi okuyunca Karabük’teki gibi çok bileşenli bir olayla karşı karşıya olmadığımızı, Başkan’ın yabancı öğrencilerin artmasından rahatsız olduğunu anlıyoruz. Dolayısıyla Karabük’ü merkeze alarak tartışmak daha verimli olacak gibi görülüyor.
Karabük’te salgın hastalık haberlerinin merkezine kısa süre içinde Karabük Üniversitesi yerleşti. Habercilerden üç şey öğrendik: Bir; üniversite çevresine yuvalanmış fuhuş çeteleri var. İki; Karabük Üniversitesi’nde çok sayıda yabancı öğrenci var. Üç; siyah öğrencilerden yayılan HPV ve HIV salgını var.
Bunlardan ilki kriminal bir olaya işaret ediyor. Emniyetle ilgili; dolayısıyla tartışmanın dışında tutuyorum. İkincisi yüksek öğretimle ilgili, başlı başına bir tartışma gerektiriyor. Hemen akla gelen bir noktaya değinerek ikinci olguyu da bir kenara alıyorum.
Karabük Üniversitesi daha 2007 yılında kurulmuş. 2022-23 yılı kayıtlarına göre 45,358 öğrenci var. Bunların 11,890’ı yabancı uyruklu. Toplam öğrenci sayısının yaklaşık %25’inin yabancı olması dikkate şayan. Bu yoğunluk il nüfusunun %5’ine denk geliyormuş. Bir üniversitenin yabancı öğrencilerin tercihi olması, o üniversitenin akademik başarısından kaynaklanır. Bu, üniversitelerin klasik varoluş tarzına ait bir olgudur. Karabük Üniversitesi’nin bu klasik forma uymadığı açık. Zira Karabük Üniversitesi’nde 17 profesör, 22 doçent ve 54 doktor öğretim üyesi varmış. Mukayese için İstanbul Üniversitesi’ndeki öğretim üyelerinin sayısını alıyorum: İstanbul Üniversitesi’nde 911 profesör, 346 doçent ve 566 doktor öğretim üyesi varmış. Karabük Üniversitesi’nde öğrenci ve öğretim üyeleri sayısı arasında muazzam bir orantısızlık olduğu gün gibi açık. En azından bu orantı, yabancı öğrenci tercihinin, klasik üniversite formatının dışında başka dinamiklerden kaynaklandığını gösteriyor. Bu dinamikler uzun boylu tartışılmalı. Yabancı öğrenci yoğunluğu konusunda hemen dikkat çeken nokta da bu öğrencilerin yoğunlukla Afrika kökenli olması.
İmdi, üzerinde asıl olarak düşündüğüm konuya geliyorum: İddia, siyah öğrencilerin cinsel hastalıklar yaydığı. Böyle bir iddia somut verilerle kanıtlanmadığı durumda -ki kanıtlanmış değil- zahiri olanın arkasındaki hakikati tartışmak zorunlu hale geliyor. Bu hakikat de siyah öğrencilere karşı muazzam bir ırkçı saldırının başlatılmış olması. Dolayısıyla tartışılması gereken ırkçılık. Ama ırkçılığın genel bir teorisi değil, spesifik bir boyutu. Irkçılığın cinsellik üzerinden nasıl işlediği.
Irkçılığın 15-16 yüzyıldaki klasik formu, biyolojik gösteren üzerinde yükselir. Temel olarak köleleştirilen insanların deri rengi üzerinden kurulmuş bir ırkçılıktır. Siyaha yönelen ırkçılıkta; alt insan olma, aptal olma, ahlaki düşüklük, pis kokma ve abartılı cinsellik, şehvet düşkünlüğü vb ifadeler içeriği doldurur. Bu ırkçılığın yerleşmesi sadece plantaj aristokrasisi (plantokrasi) üzerinden işlemez. Plantokrasinin ırkçı ideolojisinin yerleşip yayılmasında, Kilise ve bilim (üniversite) de görev üslenir. Kilise siyahın alt insan oluşunu ve ahlaki yozlaşmasını anlatırken, üniversiteler muazzam ve fakat sahte bir ırklar bilimini anlatır. Daha da düşündürücü olan, birçok büyük filozofun ırkçı olmasıdır.
Irkçılığın biyolojik gösterene dayanan bu klasik formu, hem anlatılan ırklar biliminin sahte oluşunun ortaya çıkması, hem de Nazi iktidarı ve Apartheid politikalarının icraatları sonucu savunulmaz olmuştur. Bu durumda ırkçılık biyolojik gösterene dayanmayı bir kenara bırakır ve kültürel ırkçılık denen bir formda işlemeye başlar. Ancak klasik ırkçılığın bir birleşeni olan siyahın cinselliğinin” hayvaniliği”, şehvet düşkünlüğü, biyolojik gösterene yapılan vurgun silinmesiyle ortadan kalkmaz. Cinsellik üzerinden sürdürülen ırkçı ifadeler, kültürel ırkçılık formunda da sürer. Cinsellik, ırkçı ideolojinin vaz geçmediği bir uğrağıdır.
Irkçı anlatımda siyah insan hafif meşreptir, kayıtsızdır, sefildir, ahlaksızlıkla şehvet düşkünlüğüne, yalana sevk olmuştur ve de çok eşlidir. Köleleştirilmiş siyah kadının cinselliği, beyaz efendinin sınırsız kullandığı bir haktır. Ama bu kaba cinsel sömürünün yerini zamanla, edebiyat, dans ve resim üzerinden işlenen “zenci” kadın figürü alır. Bu üç alan da “zenci” kadını şehvetin ve erotizmin simgesi olarak işler. “Zenci” kadın güzel, çıplak ve şehvetlidir. Özellikle Fransız egzotizminde “zenci” kadın merkezi bir noktaya yerleştirilir. Siyah kadın hafif, elde edilmesi kolay, her an hazır ve itaatkâr olarak betimlenir. İşte bu şekilde betimlenen siyah kadın, beyaz erkeğin fantezi dürtülerini harekete geçirir.
Siyah erkek kölenin, beyaz kadınla cinsel yakınlaşması düşünülemez bile. Ancak zamanla edebiyatta, siyah erkeğin cinselliğinin, beyaz kadına “aydınlanma” benzeri bir şeyler yaşattığı işlenir. Ama siyah erkekle cinsel ilişkinin bedeli ağırdır. Beyaz kadına bu ilişkiden geriye bir yıkım kalmıştır ve bütün cazibesini kaybetmiştir (Achille Mbembe).
İmdi, Karabük’te olanlar cinsellik üzerinden ifade bulan bir ırkçılıktır. Konuyla ilgili paylaşımlar sadece siyah kadın öğrencilerin hastalık yaydığını anlatmıyor; siyah erkeklerin de yerli kadınlara hastalık bulaştırdığını söylüyor. İşte bu, en katlanılmaz olan! Karabük’te tanık olduğumuz ırkçılık, ırkçılığın en kaba biçimidir. Dahası, bu ırkçılığın üniversite merkezinde cereyan etmesinden, hicap duyulur. Üniversitenin üniversal olamadığını gösterir ve tanımıyla çelişir.
26 Nisan
Cinsel istismara maruz bırakılıp öldürülen Gina Mercimek davası 6 Mayıs’a ertelendi
Kilis’te Suriyeli 9 yaşındaki Gina Mercimek’in cinsel istismara maruz bırakılarak öldürülmesiyle ilgili dava, sanık avukatlarının savunma için süre istemesi üzerine 6 Mayıs’a ertelendi.
Kilis’te 4 Nisan 2023’te okuldan çıktıktan sonra bir daha haber alınamayan ve cesedi boynuna briket bağlı halde bir evin su kuyusunda bulunan Suriyeli dokuz yaşındaki Gina Mercimek’in öldürülmesi ile ilgili davanın altıncı duruşması görüldü.
Kilis 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada Gina Mercimek’in ailesi ve yakınları, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ve İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) Antep Şubeleri, Yeryüzü Çocukları Derneği avukatları ile sanık avukatları hazır bulundu.
Sanıklardan Azittin Altınöz duruşma salonuna getirilirken, Hüseyin Boğuç tutuklu bulunduğu cezaevinden SEGBİS ile bağlandı. Sanık avukatlarının savunma için süre istemesi üzerine mahkeme heyeti duruşmayı 6 Mayıs’a erteledi.
Ne olmuştu?
Kilis’te yaşayan Suriyeli 9 yaşındaki Gina Mercimek’ten 4 Nisan 2023’te okuldan çıktıktan sonra bir daha haber alınamadı. Gina’yı aramaya başlayan ailesi, aynı sokakta yaşayan komşuları Hüseyin Boğuç’un şüpheli hareketleri üzerine durumu polise bildirdi. Boğuç’un evinde yapılan aramada 9 yaşındaki Gina’nın cesedi boynuna briket bağlanmış halde evin bahçesindeki su kuyusunda bulundu. Hüseyin Boğuç ve arkadaşı Azittin Altınöz gözaltına alınarak tutuklandı.
Adli Tıp Kurumu raporunda Gina’nın cinsel istismara uğradıktan sonra boğularak öldürüldüğü belirtildi. Soruşturma ve yargılama süreçlerinde çelişkili ifadeler veren sanıklar, birbirlerini suçladı. Savcılık mütalaasında her iki sanık hakkında ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, ‘çocuğun cinsel istismarı’ ve ‘kasten öldürme’ suçlarından ceza istedi.
https://www.gocgunlugu.com/H-oldurulen-9-yasindaki-gina-mercimek-davasi-6-mayis-a-ertelendi-275
28 Nisan
Ayvacık GGM raporunda işkence ve tecavüz iddiaları
Ayvacık Geri Gönderme Merkezinde yaşanan hak ihlallerine dair hazırlanan raporda, işkence ve tecavüz iddialarına yer verilerek, 6 öneri sıralandı.
Çanakkale Tabip Odası, İnsan Hakları Derneği (İHD), Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Çanakkale şubeleri, Ayvacık Geri Gönderme Merkezine (GGM) dair hazırladığı “Mart 2023-Mart 2024 Göçmen Komisyonu Gözlem Raporu” yayımladı.
Tecavüz iddiası
Raporda, 21 Temmuz 2023 tarihinde ismi öğrenilemeyen bir kadının, telefon vasıtasıyla komisyona ulaşıp, Ayvacık GGM’de tutulan eşinin kötü koşullarda kaldığını ifade ettiği aktarıldı. Raporda, kadının, “Erkeklerden bir grup, diğer erkeklere tecavüz ediyor. Eşim banyo yapmaya korkuyor, çünkü banyo yapmaya gittiğinde tecavüz riski olduğunu söylüyor. Ayrıca yemekler köpeğe verilir gibi yerlere atılıyor ve ‘hadi ye’ deniyor. Kadınlar uyuşturucuya alıştırılıyor. Hijyen açısından çok kötü koşullarda ve kadınlarla erkekler beraber aynı odalarda kalmaya zorlanıyor” dediği belirtildi.
Sınır dışı edildi
Raporda, 15 Eylül 2023 tarihinde bir kadının komisyona ulaştığı ve GGM’de sağlıklı olmayan koşullarda yaşadıklarını söylediği belirtildi. Raporda, kadının erkeklerle aynı yerde kalmaya zorlandıklarını, şikayet ettiklerinde eski müdürün “Sizi buradan çıkartabilirim” sözleriyle tehdit ettiği ve 100 bin TL rüşvet istediğini söylediği belirtildi. İddialar sonrası 21 Eylül 2023’te kadının sınır dışı edildiği bilgisi alındığı aktarıldı.
Nefret söylemi
GGM’de tutulan kişilerin memurlar tarafından “Pis Afgan”, “Geberip gitmiyorsunuz”, “Her şeyi mahvettiniz” gibi nefret söylemlerine maruz kaldığı belirtilen raporda, “GGM doktorlarının sorumsuz davranışlarından, bebeklerin ve yetişkinlerin aynı hijyensiz koşullarda tutulmasından, battaniye gibi ihtiyaçların yetersizliğinden ve içme suyunun yeteri kadar tedarik edilmemesi gibi durumlardan şikayetçi olunduğu” ifadelerine yer verildi. Raporda, GGM’de tutulan kişilere verilen gıdanın tek öğün olacak şekilde ekmek arası peynirden ibaret olduğu iddiası da yer aldı.
Komisyonun önerileri
Göçmen Komisyonu, GGM’de yaşanan hak ihlallerinin araştırılması, tespit edilen ihlallerin bir an önce giderilmesi ve bir daha bu tür ihlallerin yaşanmaması için şu önerileri sıraladı:
- GGM’ler bağımsız sivil toplum kuruluşlarının denetimine açılması ve periyodik raporların kamuoyuna sunulması gerekmektedir.
- Mevsimsel koşullara göre havalandırma, ısınma ve nevresim (yatak, yastık, battaniye vb.) sağlanmalı, koğuş veya odalarda tutulan kişi sayıları gözetilmelidir.
- GGM’lerde yeterli ve sağlıklı beslenme ve temiz içme suyu ihtiyaçlarının karşılanması acil önem taşımaktadır.
- GGM’lerde sağlık hizmetlerinin muayene aşamasında topluca değil, kişilerin mahremiyet hakkı gözetilerek tek tek ve tercüman eşliğinde, usulüne uygun yapılması çeşitli travmatik durumların içerisinde olabileceği ve bebeklerin, çocukların özel ilgiye ve bakıma ihtiyacı olduğu da göz önünde tutulmalıdır ve buna göre hareket edilmelidir.
- GGM’lerde tutulanların işkence, cinsel istismar, rüşvet ve benzeri her türlü iddiasını karşılayacak kapsamda bir hukuki zemin sağlanmalıdır.
- Tüm GGM’lerde yaşananlara, hak ihlallerine, sağlığa erişim engellerine karşı ilgili bakanlıkları, tüm kurum ve kuruluşları göreve davet ediyoruz.
https://www.evrensel.net/haber/517030/ayvacik-ggm-raporunda-iskence-ve-tecavuz-iddialari
29 Nisan
Filistinli Nabeel Hasan cezaevinde işkence gördü, 5 gün sonra öldü
29 Mayıs 2023’te kendisine gelen 400 dolarlık parayı çekmek için bir döviz bürosuna giden 20 yaşındaki Filistinli Nabeel Hasan ve iki arkadaşı işletme sahibi tarafından paraları ödenmeyerek dükkandan kovuldu.
Bunun üzerine aralarında çıkan tartışmaya sonrası üç Filistinli genç gözaltına alındı ve Başakşehir Polis Merkezi’ne götürüldü.
Burada ‘Yağma’ ile suçlanan Filistinli gençler Küçükçekmece Savcılığına ve ardından da Küçükçekmece Sulh Ceza Mahkemesine sevk edilerek olaydan iki gün sonra, 31 Mayıs 2023’te tutuklandı, Maltepe 3 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na götürüldü.
Nabeel Hasan cezaevine girişte, diğer iki Filistinli gencin tanık olduğuna göre, gardiyanlar tarafından yoğun bir şekilde dövüldü.
Arkadaşları, Nabeel Hasan’ı yanlarına getirdiklerinde, kafasının birçok yerinin şişmiş olduğu ve yarı baygın/şok halinde olduğunu ifade etti.
Cezaevinde aynı gardiyanlar tarafından diğer iki Filistinli gence de benzer şiddet uygulandı.
O gece ve devam eden günlerde sürekli ağrı ve rahatsızlık geçiren Nabeel Hasan, 5 gün sonra, 5 Haziran 2023’te Maltepe 3 Nolu Kapalı İnfaz Kurumu’nda şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti.
Hasan’ın vefatından bir gün sonra, 6 Haziran 2023’te Küçükçekmece Asliye Ceza Mahkemesi Nabeel dahil üç Filistinli genç hakkında “dosyada mevcut delillere göre kuvvetli suç şüphesinin bulunmadığı” gerekçesiyle tahliye kararı verdi.
Tahliye kararı verilmesine rağmen Nabeel Hasan’ın cezaevinde uğradığı şiddete tanık olan ve kendileri de bu şiddete uğrayan iki Filistinli genç, bir süre Güneşli Polis Merkezi’nde tutulduktan sonra Tuzla Geri Gönderme Merkezi’ne sevk edildi.
Filistinli gençlerin GGM’de tutulduğu süreçte Nabeel Hasan’ın ölümü ile ilgili şahitlik yapmaları ve ifade vermeleri engellendi, Hasan’ın ölümü ile ilgili dosya “Kovuşturmaya yer olmadığı” kararı verilerek kapatıldı.
Nabeel’in anne ve babasının avukatları bu karara itiraz etti. Babası Cumhurbaşkanı Erdoğan’a mektup yazarak, 10 yıl İsrail zindanlarında kalmış bir Filistinli olarak çocuğu büyürken yanında olamadığını, çocuğunun İsrail zulmü altında babasız büyüyen bir çocuk olduğunu, hayatta kalabilsin, özgürce yaşayabilsin diye onun annesi ile Türkiye’ye sığındığını ama Türkiye’de bu korkunç olay ile öldüğünü söyledi.
Mektupta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslenen baba “Elem dolu yüreğimle, sizden hakikati ve adaleti bekliyorum” dedi.
Nabeel Hasan’ın avukatı Gülden Sönmez’in aktardığına göre İsrail’den kimi kişiler baba Hasan’ı arayarak dalga geçti ve “Senin sonun da böyle olacak” dedi.
https://gocgunlugu.com/F-filistinli-nabeel-hasan-cezaevinde-iskence-gordu-5-gun-sonra-oldu-244
