Göçmenlerin Gündemi (21 Mayıs – 27 Mayıs)

21 Mayıs

BAYETAV raporu: “İktidar, 2019’dan itibaren mülteciler üzerinde baskı kurdu

Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı (BAYETAV), ‘Türkiye’de Mülteci Karşıtı Söylemler: 2020 Sonrasına Dair Karşılaştırmalı Bir Okuma’ başlıklı raporunu yayınlandı. Raporda mülteci karşıtı söylemlerle nasıl mücadele edebiliriz konusunda analizler ve öneriler var.

Araştırmada Türkiye’deki göçmen politikalarının, 2020-2022 yılları arasında geçirdiği değişim analiz ediliyor. Analiz; hem iktidar partileri (AKP-MHP), hem ana muhalefet partisi (CHP), hem de sol partiler açısından yapılıyor.

Raporun en önemli tespiti, 2020-2022 yıllarını kapsayan üç yıllık dönemde mülteci karşıtlığının genel olarak arttığı yönünde. Özellikle iktidarın mülteci düşmanı politikalarının hızla arttığı belirtiliyor.

Raporda iktidarın 2019’dan itibaren mülteciler konusunda politika değiştirdiği, mülteciler üzerinde denetim ve baskı kurduğu belirtiliyor. Geçici koruma altındaki Suriyelilerin varlıklarının bir güvenlik meselesine dönüştürüldüğü belirtilerek, mültecilerin kriminalize edildiği bir politikaya geçiş yapıldığı vurgulanıyor.

Araştırmaya göre iktidarın mültecilerin/göçmenlerin entegrasyonuna yönelik bir stratejisi yok. Ayrıca vatandaşlık hakkı da iktidarın gündeminden tümüyle düştü.

Yazının devamı aşağıdaki linktedir:

Erişime açık olan araştırma kitabının tamamına bu linkten ulaşabilirsiniz.

25 Mayıs

Uluslararası Af Örgütü: “İnsanların haklarını ihlal eden dijital teknolojiler kullanılmasın

Uluslararası Af Örgütü (UAÖ), son raporunda “CBP One” gibi dijital uygulamaların göçmenlerin, mültecilerin, hatta güvencesiz yurttaşların haklarını ihlal ettiğini ortaya koydu. Uluslararası Af Örgütü, insanların haklarını tehdit eden her tür istilacı teknolojinin gelişiminin durdurulmasını istedi.

Bianet’te yayınlanan habere göre, Uluslararası Af Örgütü, son araştırmasında yeni teknolojiler ve yapay zekanın ülke sınırlarında insan hakları ihlallerinin artma eğilimine nasıl katkıda bulunduğunu kapsamlı bir biçimde belgeledi. UAÖ devletlere, bu teknolojilerin insan haklarını ihlal etmemesini sağlayacak bütün önlemler alınana kadar bu teknolojileri kullanım dışı bırakma çağrısında bulundu.

“Dijital Sınır: Göç, Teknoloji ve Eşitsizlik” başlıklı araştırma, devletler kadar devlet dışı aktörlerin de kullandıkları yeni teknolojilerle göçmenler de dahil hareket halindeki insanların haklarının ihlal edilmesi olasılığını nasıl artırdığını özetliyor. Bu süreçlerde mahremiyet, ayrımcılığa uğramama, eşitlik ve sığınma gibi haklar en ağır ihlallere uğruyor.

Yazının devamı aşağıdaki linktedir:

26 Mayıs

Savaşta çocuk olmak: Suriye örneği – Zahide Tuba Kor

Yeryüzü Çocukları Derneği, 25-26 Mayıs 2024 tarihinde gerçekleştireceği “Kriz Bölgelerinde Çocuk Olmak” çalıştayında bendenizden “Savaşta Çocuk Olmak: Suriye Örneği” başlıklı bir konuşma isteyince geçmişte yaptığım röportajlarla yetinmeyip tanıdığım Suriyeli gençlere yeni sorular yolladım. Gelen cevapları aşağıda paylaşıyorum.

İlkokul ve ortaokul çağında bizzat savaşı yaşamış, bugün 20’lerine adım atmış 11 Suriyelinin dilinden çarpıcı savaş tecrübelerini ve çocuklar üzerindeki kalıcı tesirlerini öğrenmek için buyurunuz…

Sorularım şunlardı: Çocukluğun nasıl geçti? Savaş sırasında neler yaşadın, neler hissettin, neler düşündün? Savaş, hem senin hem de diğer çocukların hayatını nasıl değiştirdi? Aile içi ilişkileriniz değiştir mi?  Eğitim hayatınız ve sağlığınız nasıl etkilendi? Türkiye’deki çocuklar ile Suriye’dekilerin çocukluğu arasında ne gibi farklar var?

Şam’da doğmuş, çocukluğunu Şam Kırsalı’nda savaş altında geçirmiş, şu an Suriye’nin kuzeyinde yaşayan bir genç:

“2013’te savaş başladı; bazı çocuklar iki sene boyunca hiç eğitim alamadı. Çok kötüydü. Rejim sivilleri çok şiddetli bombalıyordu. Aile boyu ölenler oldu. Çocuklar bombalar ve füzeler altında hayatta kalmaya çalıştı. Elektrik, içme suyu ve doğru düzgün yiyecek yemek yoktu. İneklere, koyunlara verilen hayvan yemlerini yemek zorunda kaldılar. Bazı çocuklar savaşçılardan arta kalan yiyecekleri bulabilmek için cepheye gittiler. Bazı çocuklar elma, muz gibi meyveleri hiç hayatlarında görmediler. Travmaya girdiler; küçük bir seste bile ödleri patlıyordu. Okullar bombalandığı ve eğitim imkânı olmadığı için istikballeri karardı.

Bazı çocuklar ailesinin karnını doyurabilmek için işe girmek zorunda kaldı. Bazı çocuklar patlamayan bombaları bulup satmaya başladı ki bu çok riskli bir işti. Daha sonra okullar açıldı; ama çocuklar okuma-yazma, matematik vs. bilmiyordu veya unutmuştu. Bu açılan okullar da bombalanmasın diye bodrum katlarındaydı; yani gerçek bir okul olmaktan uzaktı. Buralarda hızlandırılmış eğitim vermek zorunda kalındı. Çocuklar her üç ayda bir sınıf atlıyordu. 2017-2018’de bazı insanlar önce (TSK-ÖSO’nun kontrolüne giren) kuzeye, oradan Türkiye ve Avrupa’ya gittiler. Savaş yüzünden bazı çocuklar hiçbir eğitim alamadı. O çocuklar artık büyüdü, genç oldu. İstikballeri mahvoldu.”

Yazının devamı aşağıdaki linktedir:

https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2024/05/ztkor-savasta-cocuk-olmak-suriye-ornegi.html

Yazar

You May Also Like

Biz kimiz?

Enternasyonal Dayanışma, işçi sınıfının kolektif ve kitlesel mücadelesiyle dünyanın daha eşit, adil ve özgür bir yere dönüşeceğini savunan…