Bursa Su Kolektifi: “Nilüfer Çayı’nın Marmara’ya deşarjı halk sağlığına ihanettir”

Bursa Su Kolektifi (BSK) çevre sorunları ve ekolojik yıkımlara karşı mücadelesini sürdürüyor. 

BSK; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü önünde, mühürlenmesine rağmen çalışmaya devam eden Orhaneli Termik Santralini, İnegöl Sülüklügöl Köyü’nde altın madeni arama çalışmalarını ve müsilaj kirliliğini konu alan basın açıklaması gerçekleştirdi.

Basın açıklamasını Caner Gökbayrak ve Candan Göz okudu.

BSK, Marmara Denizi’nde yeniden görülmeye başlayan müsilaj tehlikesine dikkat çekti. Göstermelik tedbirlerle sorunun halının altına süpürüldüğünü belirterek, sanayi atıklarıyla kirletilen Nilüfer Çayı’nın Marmara’ya deşarj edilmesinin müsilajı artıracağını, bunun halkın sağlığına ihanet olduğunu söyledi.

Basın açıklamasının tamamı şöyle:

“Bursa’da derelerimiz, havamız kirletiliyor, topraklarımız düşman askerleri ile değil şirketler tarafından işgal edilip yağmalanıyor.

Orhaneli Termik Santrali 2015’te özelleştirildiğinde filtrasyon sistemine sahipti. O dönemde AKP Hükümeti halk sağlığını ve erken ölüm riskini hiçe sayıp, özelleştirdiği termik santrallere baca zehrini havaya kusarak üretim yapma ayrıcalığı tanıdı.

Böylelikle Orhaneli Termik Santrali’ni devralan Çelikler Holding günümüze kadar sahip olduğu filtre sistemini hiç kullanmadan 9 yıl boyunca havamızı zehirledi. Bu durumu dikkate alan Mustafa Bozbey yönetimindeki Bursa Büyükşehir Belediyesi, 20 Aralık 2024 tarihinde Orhaneli Termik Santrali’ni mühürledi.

Ardından santrali işleten Çelikler Holding, mührü kırarak santrali çalıştırmaya, havamızı kirletmeye devam etti. Biz Bursa halkı olarak o mührün arkasındayız. Çelikler Holding yönetimine ve sökülen mühre karşı cezalandırma yapmayan devlet yetkililerine, “Yeter artık, haddinizi bilin” diyoruz.

Tam bu noktada şu an önünde olduğumuz binanın sahibi olan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve kurum yetkilileri ne yapıyor? Bakan, sahip olduğu yetkileri kullanarak 2020’de olduğu gibi filtresiz çalıştırılan 15 santrali neden kapatmıyor? Filtre sistemleri devreye alınmadan kapattığı santrallerin açılmayacağını neden açıklamıyor? İklim krizini gerekçe göstererek santralleri süresiz kapatılma planı yapıp neden uygulamaya almıyor?

Sağlık Bakanı, halkın zehirlenmesine neden karşı çıkmıyor? Belediyenin mührünü şirket tarafından kırılarak toplumun aşağılanmasına İçişleri Bakanı neden izleyici kalarak suça ortak oluyor? Bilinmelidir ki, halk adına halk için gereğini yapmayanlar suça ortaktır.

Biz ekolojistler, yıllarca mücadele içinde bilendik. Sahip olduğumuz deneyimle gördüğümüz tek bir şey var. O da AKP saray rejiminde devleti yönetenlerin halkın çıkarlarından çok şirketlerin çıkarını gözetmesidir. Dün Akbelen’de bugün Kazdağlarında milyonlarca ağacın kesilmesinin ardında Türkiye’nin değil şirketlerin akla durgunluk veren kârları vardır.

Yüzlerce ekoloji mücadelesinde, şirketlerin doğayı bozan, kirleten, geleceğimizi karartan projelerine destek veren yurttaşı yurdun sahibi değil şirketler için gerekli işgücü durumuna indirgeyen vahşi kapitalist devleti görüyoruz.

AKP’nin iktidarda olduğu 22 yılda Meclisten geçirdiği kanunlara bakın. Hemen hepsinde halkın çıkarı alaşağı edilerek şirketlerin çıkarları gözetildiğine, çevre koruma önlemlerinin işlevsizleştirip, kaldırıldığına tanık olursunuz. Biz bunu Marmara Denizi’ndeki müsilaja karşı sözde önlemlerde de gördük.

Tarih tekerrür ediyor. Yaşadıklarımızı bir kez daha tanık oluyoruz. Marmara Denizi’nde müsilaj yeniden hortladı. Ergene havzasının sanayi atık suyunu kapalı kanala alıp Kasım 2020’de Marmara Denizine derin deşarjından hemen sonra müsilajın önce deniz altında, ardından deniz yüzeyinde yayıldığını unutmadık.

Aynı filmi yeniden izliyor gibiyiz. O günden bu yana derelerimizin, Marmara’nın kirletilmesi devletin eliyle bile engellenmediği için su yüzeyinin 30 metre altında oksijen kalmadı. Üç ay önce müsilaj 5 – 25 metre derinlikte yeniden oluşmaya başladı. Son bir ayda Marmara denizinin altında hızla yayılıp Çanakkale Boğazı’ndan Ege Denizi’ne sıçradı. 2025 baharında müsilajın deniz yüzeyinde yayılması için bir engel kalmadı.

Biz Bursa Su Kolektifi olarak 2021’de Marmara Denizi Eylem Planı’nın yetersizliğini neler olması gerektiğini tam da burada basın açıklamasıyla dile getirdik. AKP yönetimi, yetersiz nitelikte eylem planını bile uygulamaktan acizdi. Müsilajı önleyecek en önemli uygulama olan arıtma tesislerinin ileri biyolojik düzeye çıkarılmasında %1 bile başarı sağlanamadı.

Müsilajın günümüzde yeniden görülmesiyle birlikte karşımızda şirketlere sözünü geçiremeyen devlet yetkililerini görüyoruz. Bu hafta belediyelere gönderilen Çevre Şehircilik Bakanlığı bildirisinde yalnızca belediyelerin kanalizasyon arıtmasını ileri düzeye taşımasını isteniyor.

Oysa kanalizasyon arıtma kadar müsilajın temel nedeni olan deri, et, balık işleyen fabrikalar, konserve ve gübre fabrikalarının atık su deşarjlarıdır. Bakanlığın bu bildirisi, halkın yoksullaştırıldığı, patronların karlarının katlanarak arttığı bir dönemde bile fabrika, OSB arıtmalarını ileri düzeye çıkarılmasını gündem dışı tutan AKP saray rejimi elinde Bakanlık yöneticilerinin patronlara hizmet eden uygulamalarının son örneğidir.

Marmara Denizi özellikle körfezleri Hassas Su Kütlesi ilan edildiği halde Bursa üzerine düşeni yaptı mı? Nilüfer Çayı’nın iğrenç kokuyla son derece kirletilmiş partikül yüküyle aktığını düşünürsek; Hayır yapmadı. Bursa artan oranda kirletmeyi sürdürdü.

Biz Bursa Su Kolektifi emektarları, kendi olanaklarımızla Nilüfer Çayı’nı kirletenleri belirledik. Gözlemlerimiz sonucu Deri OSB Arıtma Tesisi en kirli ve içindeki deri parçalarıyla müsilajın temel nedeni olan atık su deşarjına tanık olduk.

Ayrıca, Bursa Büyükşehir Belediyesi denetiminde olduğu halde Kuzu Grup adlı şirket tarafından işletilen Doğu Atıksu Arıtma’nın son derece kirli ve kokulu yalnızca süzülmüş dışkı akışlı deşarjlarını gördük. Yetkililerle yaptığımız görüşmede 2025 yılı yaz mevsiminde tamamlanacak yatırımlarla sorunsuz duruma geleceğini öğrendik.

En kirletici üçüncü deşarja sahip ve başında Bursa Valisinin bulunduğu Yeşil Çevre Atıksu Arıtma’nın, arıtılmış su demenin olanaksız olacağı son derece kirli deşarjı Deliçay dere yatağına yapmakta olduğunu belgeledik.

Ne yazık ki, Bursa Büyükşehir Belediyesi son meclis toplantısında Yeşil Çevre Arıtma için verilen araştırma önerisi yetersiz araştırma sonucu aklanması son derece üzücü ve gerçekleri gizleyen bir karar alındığını buradan bir kez daha duyuruyoruz. Bütün arıtma tesisleri acilen ileri biyolojik niteliğe getirilmelidir.

Üzülerek belirtiyoruz ki Bursa sanayi atık suyunu kapalı kanala alıp Marmara’ya derin deşarjı için proje hazırlandı ve belki de bu günlerde proje yatırımına hazırlanıyor. Belki diyoruz, çünkü Bursa Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü, önünde olduğumuz bu kurum, Bursa atık su derin deşarjını sorgulayan dilekçelerimizi ısrarla yanıtlamıyor.

Bu proje, 2021’de Marmara’da müsilajı başlatan Ergene derin deşarjı olduğu bilindiği halde yapıldı. Bursa’da devlet yetkilileri, şirketleri uygun deşarj yapmaya zorlamak yerine, onları yükümlülükten kurtaracak kapalı kanal atıksu projesi geliştirme ihanetini sergilediler.

Buradan bir kez daha sesleniyoruz. Kapalı kanal atıksu derin deşarjı büyük hatadır. Bu proje derhal iptal edilmeli, bir daha gündeme gelmemelidir. Ergene derin deşarjı derhal durdurulmalı, arıtma tesislerinden birçok ülkede olduğu gibi standart dahilinde deşarj yapılması sağlanmalıdır. Verdiğimiz diğer dilekçelere verilen yanıtta, şikayet ettiğimiz atık su arıtma deşarjlarının uygun deşarj yaptığı ya da yalnızca para ceza kesildiği bildirilmektedir.

Ölçüt Nilüfer Çayının, Ergenenin temiz akmasıdır. Bunu sağlamak için kapalı derin deşarj projesi iptal edilmeli, OSB ve fabrikalar dahil bütün arıtma tesisleri hızla ileri biyolojik duruma getirilmeli, sınır değer aşımları cezalandırılmalı, kaçak deşarjlar engellenmelidir. Bunu halk adına sağlaması gereken devlettir. Bunu sağlamıyorsa devlet yetkililerinin sanayiciyle sermayedarla aynı suça ortak olduğu bilinmelidir.

Bursa’da ekolojik yıkımlara sebep olan diğer bir alan da madenciliktir. Bursa’nın her bir ilçesi ve köyleri de bu yıkımdan payını almaktadır. İlimizde rehabilite edilmeden terk edilmiş mermer ocakları, sayıları sürekli artan taş ocakları, krom ocakları ve geçtiğimiz yıllarda bilim insanlarının ve aktivistlerin bütün olumsuzluklarını ortaya koyduğu Kirazlıyayla’daki kurşun, bakır, çinko ocağı ve atık barajı projesi, bulundukları bölgedeki insanlara sosyal, ekonomik ve sağlık yönünden zarar verirken, ekosistem üzerinde de geri dönülemez büyük yıkımlara yol açmaktadır.

Son yıllarda ilimizde altın madenciliği girişimleri artmaktadır. Bildiğimiz kadarıyla Orhaneli’de Koza Altın’ın 3 ruhsat alanı bulunmaktadır. Bir diğeri ise İnegöl’de MTA eliyle sondaj çalışmaları yürütülen Sülüklügöl’dür. Ülke genelinde son yıllarda altın madenciliği ile ilgili olarak Varlık Fonu’na devredilen ve Sayıştay denetiminden muaf olan Koza Altın’ın çalışır vaziyette 6 işletmesi bulunmaktadır. Onlarca projesi de ÇED aşamasındadır.

Orhaneli Akalan çevresinde Koza Altın, 6 ve 11 Ekim 2022 tarihlerinde 5 gün ara ile bitişik olan iki ruhsat alanına halkın katılımını bypass etmek için “ÇED Gerekli Değildir” almak istedi, ancak bizlerin ve yöre halkının itirazları sonucunda Bursa Valiliği “ÇED Gereklidir” kararı verdi. Bu iki projeye sınırdaş olan üçüncü bir ruhsat alanı için “ÇED Gerekli Değildir” izni için aylarca olur yolunu bulmak adına kurum ve şirket işbirliğinde eksiklikler giderilmeye çalışıldı, ancak 11 Aralık 2023 tarihinde, DSİ’nin olumsuz görüşü sebebiyle ÇED süreci sonlandırıldı. Biz biliyoruz ki bölgedeki altın ruhsatları iptal edilmedikçe tehlike devam edecektir.

4 yıl önce arama yapıldığı halde İnegöl Eymir ve Sülüklügöl köylerinde 2024 yılının kurban bayramı sabahı karotlu arama için 19 bölgede sondaj çalışması başlatıldı. Arama için devlet yetkililerin belirlediği tarih halkın itirazlarını ortaya koyacak olanağı olmadığı bir tarih olmasını özellikle vurgulamak istiyoruz. Daha öncesinde bölgede yüzlerce dönüm ormanlık alan tohumlama çalışması için kanunlara aykırı olarak traşlanması ise devlet kurumlarının halkın aleyhine dayanışmasının son örneğidir.

2024 Aralık ayında Bursa Su Kolektifi gönüllüleri bölgede gözlem yaparak yöre halkıyla görüştü. Bu görüşmede köylünün madene karşı olduğunu, köylerinde yaşamlarını etkileyecek madeni istemediklerini gözledik. Biz de BSK olarak köylüyle dayanışma içinde olacağımızı kendilerine ilettik.

Burada en önemli nokta altın ve antimuan madeni için sondaj çalışmaları, geçmişte ÇED iznine tabiyken, AKP saray rejimi iktidarının şirketler lehine yaptığı düzenlemeler ile sondaj çalışmaları ÇED kapsamı dışına çıkarılmış olmasıdır. Sondaj aşamasında ortaya çıkacak zehirli gaz ve ağır metaller şimdiden bölgeye zarar vermektedir.

Eşref Atabey’in Türkiye asbest haritasına göre Sülüklügöl mevkiinde krizotil asbest bulunmaktadır. Asbestin, akciğer kanseri ve yumurtalık kanseri dışında birçok akciğer hastalığına sebebiyet verdiği bilinmektedir. Etki alanı sadece proje alanı içinde değil, onlarca kilometre uzaktaki yerleşimleri bile tehdit edecek boyuttadır. Yani proje, altın madeni çıkarılmasından çok önce, daha ilk aşamada ölüm saçmaya başlayacaktır.

Aralık ayı Büyükşehir Meclis toplantısında, komisyona havale edilen Sülüklügöl Altın madeni sondajıyla ilgili İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban söz aldı. Tüm bu bilimsel gerçeklere ve yöre halkının itirazlarına rağmen altın madenin çıkarılmasını desteklediğini belirtti.

Bize umut veren ise muhalefet partilerinin ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in projenin karşısında durulması gerektiği ifadeleridir. Alper Taban’a halka kulak vermeye ve altın madenciliğinin yöreye kalkınma değil yıkım getireceğini bile bile bu projeyi desteklememeye davet ediyoruz.

Bu iki bölgedeki altın madenciliği projelerini BSK olarak takip ettiğimizi, kamuoyunu bilgilendirme ve mücadelede yöre insanlarıyla birlikte dayanışarak hareket edeceğimizi tekrar ifade ediyoruz. Mücadelemiz, İnegöl ve Orhaneli’deki altın madeni ruhsatları iptal edilene kadar sürecektir. 

Bursa Su Kolektifi

Yazar

You May Also Like

Biz kimiz?

Enternasyonal Dayanışma, işçi sınıfının kolektif ve kitlesel mücadelesiyle dünyanın daha eşit, adil ve özgür bir yere dönüşeceğini savunan…