AKP-MHP iktidarında gerçek suçluların üzerine gidilmezken, siyaseten yerli milli rejimin beğenmediği sözler söyleyenler hukuk adı altında hukuksuz baskılarla karşılaşmaya devam ediyor.
Ocak ayının başından beri iktidar hukukun siyasetin emrinde kullanılması konusunda çığır açmış durumda.
İmamoğlu’na iki soruşturma
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek ile ilgili yaptığı açıklamalar ve CHP davalarında yer aldığını söylediği aynı bilirkişi ile ilgili sözleri sebebiyle hakkında başlatılan iki ayrı soruşturma kapsamında 31 Ocak’ta ifade vermek üzere adliyeye çağırıldı.
Barış Pehlivan’a gözaltı
Önceki gün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “turpun büyüğü” diyerek Esenyurt ve Beşiktaş Belediyesi hakkında raporlar yazan bilirkişinin ismini açıklamasının ardından, bilirkişi ile görüşerek kamuoyuyla paylaşan gazeteci ve Cumhuriyet yazarı Barış Pehlivan, “kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması” ve “bilirkişiyi etkilemeye teşebbüs” suçu iddiasıyla gözaltına alındı.
Pehlivan’ın ardından Halk TV Sorumlu Müdürü ve Programcısı Serhan Asker ve Halk TV sunucusu Seda Selek de Halk TV’de ilgili telefon görüşmesinin yayınlanması sebebiyle gözaltına alındı.
“Yalan tanıklık yaptın” diyerek soruşturma
Sinemacı Ayşe Barım, Gezi eylemine katılmak ve ‘hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasına engellemeye teşebbüse yardım etme’ suçundan önceki gün tutuklanmıştı.
Savcılık, Halit Ergenç ve Rıza Kocaoğlu’nun tanık sıfatıyla ifadelerinde eylemlere kendi iradeleriyle katıldıklarını beyan ettiğini, ancak Ayşe Barım’la eylemlerin başladığı dönemdeki yoğun irtibatlarının içeriğini, hayatın olağan akışına uygun biçimde açıklayamadığını savundu ve haklarında soruşturma başlattı.
Şirin Payzın’a terör soruşturması
T24 yazarı ve programcısı Şirin Payzın hakkında, sosyal medyada yaptığı bazı paylaşımlar gerekçe gösterilerek ‘terör propagandası’ iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Payzın, soruşturmanın içeriğini henüz bilmediğini açıkladı.
Hukuçulardan tepki
Son aylarda muhalefete yönelik soruşturma, gözaltı ve tutuklama sürecini Anayasa hukukçusu İstanbul Gedik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu ve ceza hukukçusu Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adem Sözüer ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi.
Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu, ceza muhakemesinin bir suç teşkil eden fiilin olup olmadığını, varsa bunun kim tarafından işlendiğini ve o kişinin cezalandırılıp cezalandırılmayacağı sorularına ilişki olduğunu belirterek, 12 yıl önce yaşanan Gezi Direnişi hakkında Ayşe Barım üzerinden başlatılan soruşturma sürecini değerlendirdi. Korkutoğlu, şunları söyledi:
“Savcılığın, olmayan bir suça dair bir isnadı, başka bir suçtan tutuklamanın gerekliliği bakımından dahi olsa ileri sürmesini, çağdaş hukuk eğitimini almış ve içselleştirmiş bir kişi tahayyül edemez. Eğer haberlere yansıyan durum doğruysa, suç ve cezada kanunilik ilkesi de bir kenara itilmiş demektir. Bu da ülkemizin bir ‘kanun devleti’ olmaktan dahi çıktığını gösterir.”
Kanadoğlu, toplumsal muhalefeti bastırmak için iktidarın sıklıkla yargıyı kullandığını vurgulayarak, şunları dile getirdi:
“Uzun yıllardır Türkiye, otoriter bir iktidar tarafından yönetiliyor, temel hak ve özgürlüklere keyfi bir şekilde müdahale ediliyor. Son dönemde bu müdahalelerin peş peşe gelmesi, sürecin yoğunlaştığını göstermesi açısından önemli bir aşamadır. Bu sebeple en azından böyle bir tehlike söz konusu değil denemez. Dikkat edilirse son dönemde bir anda birçok soruşturma ve adli işlem ile kamuoyu meşgul oldu. Görülüyor ki toplumun geniş anlamda muhalif denebilecek her kesimi, bir şekilde adli işlemlerle muhatap oluyor.”
Gezi nedeniyle Osman Kavala ile ilgili verilen mahkumiyet kararına karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ihlal kararı verdiğini hatırlatarak değerlendirmelerine başlayan Prof. Dr. Adem Sözüer, şöyle konuştu:
“Bu ihlal kararlarında yapılan tutuklamanın haksız olduğu ve suçlamalar için makul şüphe oluşturacak delil olmadığı ifade edildi. Türkiye bu ihlal kararlarının gereğini yerine getirmedi. Halbuki hukuken AİHM ihlal kararları uygulanmalı ve sadece Osman Kavala değil, aynı davadan mahkum olanlar serbest bırakılmalıydı. Yine Gezi nedeniyle mahkum edilen Can Atalay için Anayasa Mahkemesi (AYM) iki kez ihlal kararı verdi, bu kararlar da uygulanmadı. AİHM ve AYM kararlarını uygulamak mahkemenin takdirinde değildir.
Anayasa ve Ceza Muhakemesi Kanunu gereği bu kararlara uymak zorunlu. Şimdi ise AİHM’nin ‘makul şüphe oluşturan delil dahi yok’ dediği Gezi davası başkaları için canlandırılmak ve yıllar öncesi içeriği suç oluşturmayan görüşmeler ile deprem için yardım çağrıları ‘etki ajanlığı’ olarak nitelenip insanlar tutuklanıyor. Gezi davasında makul şüphe oluşturacak delil yok ve etki ajanlığı diye de bir suç yok. Buna rağmen ‘tekelleşme’ iddiasıyla başlatılan bir soruşturma ‘etki ajanlığı’ gibi kanunda tanımı olmayan bir suçlamaya evrildi ve tutuklama gibi çok ağır bir özgürlük kısıtlamasına gidildi.”
“Gizlilik kararı olan dosyalardaki bilgiler avukatlara verilmiyor ama medyaya sızdırılıyor. Gizliliğin ihlali suçu sistematik olarak işleniyor, kişiler suçlu olarak damgalanıyor. Bunlar hakkında ne HSK ne de yetkili savcılıklar hiçbir işlem yapmıyorlar. Ama bu tür hukuka aykırılıklara maruz kalanlar hukuki zeminlerde savunma ve eleştiri hakkını kullandıklarında yıldırım hızıyla soruşturmalara tabi tutuluyorlar. Her yurttaş kendini savunma hukuka aykırılıkları eleştirme hakkına sahiptir.
İmamoğlu’nun İBB ve TBB başkanı olarak elbette belediye başkanlarının görevden alınmalarına, kayyım atama ve haksız soruşturma uygulamalarına karşı kamuoyunu bilgilendirme yetki ve görevi de vardır. AYM ve AİHM kararlarının kasten göz ardı edildiği bir ortamda, kanunlara açıkça aykırı gözaltı, tutuklama ve soruşturmaların amacı ceza hukuku araçlarını kötüye kullanarak siyasi rakipleri tasfiye etmektir. Hukuk dışı müdahalelerle siyaseti dizayn etme girişimlerinin ise halkın nezdinde nasıl mahkum edildiğini ve ülkeye neler kaybettirdiğini çok sancılı tecrübelerle yaşadık. Hukuk dışı alana itilen Türkiye’yi acilen hukuk alanına çekmek gerekiyor.”
