İstanbul Barosu Yönetim Kurulu hakkında gazeteciler Nazım Taştan ve Cihan Bilgin’e ilişkin yayınladıkları ‘Uluslararası insancıl hukuk uygulansın’ başlıklı açıklama nedeniyle açılan soruşturmada iddianame hazırlandı.
İddianamede “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “basın ve yayın yoluyla terör örgütü propagandası yapma” suçları yinelendi.
Baro yönetimi tarafından iddianameye karşı hazırlanan savunmada soruşturma sürecinin hukuksuz yürütüldüğü, baroya yönetilen suçlamaların ‘niyet okuma’ olduğu ve baro yönetimine yönelik suçlamaların baronun görevini yapmasında engel oluşturduğu vurgulandı.
Soruşturma süreci hukuksuz
Baro tarafından iddianameye karşı hazırlanan beyanda iddianamenin beş gün içinde düzenlenmesi gerekirken Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının iddianameyi izinden 8 gün sonra hazırladığı vurgulandı.
Baronun baro yönetimine ilişkin soruşturma iznine itiraz ettiği, iznin iptal olması durumunda kovuşturma izninin hükümsüz hale geleceği hatırlatılarak itirazın bekletici mesele yapılması talep edildi.
Ayrıca sürdürülen soruşturmanın hukuksuz olduğu da hatırlatıldı. Soruşturma işlemleri 22-24 Aralık arasında yürütülmüş ancak soruşturma izni Adalet Bakanlığından 25 Aralık’ta talep edilmişti.
Baro insan haklarını savunmakla yükümlüdür
İddianamede yer alan “övücü nitelikteki sözler” ifadelerinin ne olduğunu anlayabilmenin olanaksız olduğu vurgulanarak baronun herhangi bir açıklamasında şiddeti yücelten bir ifade bulunmasının mümkün olmadığı ifade edildi.
Baronun insan haklarını savunmakla yükümlü olduğu vurgulanan beyanda, “İstanbul Barosu olarak yaşam hakkını, ifade özgürlüğünü, toplumun haber alma hakkını, savunma görevini yerine getirmiş ve buna ilişkin insan hakları ilkelerini hatırlatmış olmak, savcılık veya bir başka makamın asılsız suçlamalarının konusu olamaz.
Soruşturmaya konu edilen açıklama metninde zikrolunan uluslararası mevzuat, çatışma yaşanan bölgelerde sivillerin yaşam hakkının korunmasına ilişkin temel insan hakları belgeleridir. Hukuksal bir değer olarak herkesin yaşam hakkının savunulması, baroların ve avukatların asli görevlerindendir” ifadeleri kullanıldı.
Bu soruşturma temel hakları tehdit edebilir
İstanbul Barosunun temel hak ve hürriyetlerin vurgulanması niteliğindeki açıklaması nedeniyle böyle bir soruşturma ve yaptırım tehdidiyle karşı karşıya kalmasının bütün meslek kuruluşları ve yurttaşlar açısından hukuk güvenliğini, temel hak ve hürriyetleri tartışmalı hâle getirebileceğine dikkat çekildi.
Düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırlarının savcı veya savcının öznel değerlendirmelerince belirlenemeyeceği söylenerek mevcut suçlamanın baronun yasal bir görevini yapmasını engellediği vurgulandı.
İddianamedeki değerlendirmeler subjektiftir
Mevcut yargı ortamında “anayasasızlaştırma”ya dikkat çekilerek İstanbul Barosunun her türlü hukuksuzluğa karşı durduğu yinelendi. Suçlamaların reddedildiği beyanda, “Türkiye’deki 3 avukattan birinin görev yaptığı devasa bir kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun temsilcilerinin “niyetini okuma” cüreti, gayri ciddi bir yaklaşımla kurgulanan soruşturmanın aynı zihniyetle yürütülmekte olduğunun bir göstergesidir. Baro açıklaması ve dezenformasyon düzenlemesi arasında herhangi bir bağ ve ilişki kurmak mümkün değildir” dendi.
Açıklamaya ilişkin “algı oluşturmak” ve “güveni olumsuz etkilemek” gibi ifadelerin subjektif değerlendirmeler olduğu ve yargılamaya konu edilemeyeceği ifade edilerek şu talepte bulunuldu:
“Soruşturma izni alınmadan soruşturmaya başlanmasının ağır bir usulsüzlük olduğunun ve bu sebeple ilgili aşamada toplanan delillerin hukuka aykırı olduğunun, devamında müvekkillerden beyan alınmadan soruşturma izni istenmesinin, bu şekilde soruşturma izni verilmesinin; yine müvekkillerden daha önce hiç beyan alınmamasına rağmen doğrudan ifade alınmaya çalışılmasının, bundan sonra da yine usul ve yasaya aykırı olarak kovuşturma izni verilmesinin; devamında ise yasal süre aşıldıktan sonra iddianame düzenlenmesinin ağır usulsüzlükler olduğunun ve bu açıdan bakıldığında usulen Avukatlık Kanununda yer alan soruşturmaya ilişkin tüm kuralların ihlal edildiğinin gözetilerek esasa dahi girilmeden son soruşturma izni verilmemesi kararı verilmelidir.”
