Demirtaş barış için yazdı
Selahattin Demirtaş, yayın hayatına yeni başlayan QAD-Barış Araştırmaları Derneği’nin Web sitesi için kaleme aldığı yazıda “Öcalan ve Bahçeli büyük risk almaktan da çekinmiyorlar” dedi.
Köln’de Şubat 2024’te kurulan QAD-Barış Araştırmaları Derneği’nin Web sitesi, yayın hayatına Edirne Cezaevinde tutuklu bulunan HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın ‘Haydi Meydana’ makalesiyle başlamıştı. Demirtaş site için yeni bir yazı kaleme aldı.
Demirtaş’ın yazısı şöyle:
Sonuçları tüm Orta Doğu’yu ve önümüzdeki yüz yılı etkileyecek büyük bir barışa doğru adım adım gidiyoruz ama herkes temkinli.
Bu temkinli olma halinin biri tarihsel, diğeri güncel iki nedeni var. Son yüz yıldır devletin Kürtlere yaptıkları, Kürtlerin devlete isyanları nedeniyle iki taraf da birbirine güvenmiyor, güvenemiyor. Bu, tarihsel neden.
Önümüzde önemli bir seçim ve anayasa değişikliği olasılığı var. Siyasi ittifaklar, kutuplaşmalar ve siyasi hesaplar nedeniyle de taraflar birbirlerine güvenmiyor. Bu da güncel neden.
Hiç kimsenin adına konuşma hakkım yok. Fakat “paradigma değişikliği” ile neyin kast edilmiş olunabileceğini yorumlama hakkım var. Şimdi izninizle, bu hakkımı kullanarak kendi görüşlerimi olabildiğince sade şekilde sizlerle paylaşmak istiyorum.
Geçen yüzyılın başında Anadolu’daki Müslüman halkların ortaklaşa yürüttükleri Kurtuluş Savaşı sonrasında kurulan yeni cumhuriyet Kürtleri dışlayınca, Kürtler buna tepki olarak isyan hareketlerine giriştiler. 1925’teki Şeyh Said isyanından, son isyan PKK hareketine kadar irili ufaklı 20’den fazla isyanla kendi yönetimlerini, devletlerini kurmaya çalışan Kürtler, bunda başarılı olamadılar.
Bu süre boyunca devlet de tümüyle bir “Türk devleti” şeklinde inşa edildi, güçlü ve büyük bir devlete dönüştü. Kürtler kendi bağımsız devletlerini kuramadılar ama asimilasyona, yok edilmeye karşı da direnip ayakta kalmayı başardılar. Aradan yüz yıl geçti ve Kürtler çeşitli nedenlerle Trakya’dan Anadolu’ya her şehre, her ilçeye dağılıp yerleştiler, buraları yurt edinecek kadar “yerli” hale geldiler.
Devlet de bu yüzyıl içinde, Kürt coğrafyası dahil olmak üzere Türkiye’nin en ücra köşesine kadar kurumsal varlığıyla girdi, yerleşti. Bazen zoraki, bazen mecburi, bazen gönüllü şekilde işleyen bu iç içe geçme hali öyle bir duruma geldi ki, artık Kürtleri Türklerden ve devletten, devleti de Kürtlerden ve Türklerden ayırmak, ayrıştırmak imkansızlaştı. Bu demografik, kültürel, ekonomik ve siyasi iç içe geçme durumunu Suriye, İran ve Irak’ta göremezsiniz. Oralarda halen bölgesel bir homojenlik söz konusudur. Oysa Türkiye sosyolojisi, bu yönüyle diğer üç ülkeden açık şekilde farklılık gösteriyor.
Şimdi gelinen aşamada küresel ve bölgesel risklerin de sıcaklığıyla ve bu tarihsel, sosyolojik gerçeklerin ışığında yeni bir paradigmaya ihtiyaç olduğu kesindir. Eskiyi tekrarlamakla artık Kürt de Türk de nefes alamıyor, kan ve can kaybetmeye devam ediyor. Yüz yılın alışkanlıklarını, şablon ve tabularını yıkmak kolay değil. Hele ortada iki taraftan da yitirilmiş bunca değerli can varken “yeni bir paradigma” ile ortaya çıkmak cesaret, feraset ve irade gerektirir. Ama cesaretimizi ortaya koyamazsak bu girdaptan asla çıkamayacağız, birbirimizi tüketirken küresel emperyalizmin değirmenine su taşımaktan da kurtulamayacağız.
İşte Öcalan ve Bahçeli, bu cesareti ortaya koyarken büyük risk almaktan da çekinmiyorlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu iradenin arkasında durarak risk alıyor ve çözüme öncülük etmekten geri durmuyor. Aynı şekilde, Cumhuriyetin kurucu partisi CHP’nin Genel Başkanı Özel de tüm şerhleriyle birlikte çözümün parçası olmaktan çekinmiyor.
Her ne kadar hapiste de olsak, çok kısıtlı olanaklara rağmen bize düşen de barış için çalışmaktır. Barışın güzelliğine inanarak, birbirimize güvenerek ve en güçlü şekilde arkasında durarak gereğini yapmaktır.
Şimdi, bu yeni paradigmanın özüne değinip konuyu netleştirelim.
Kürtler kendi ayrı devletlerini kuramadılar, Türkiye’nin her yerine yerleştiler, Türkiye’ye entegre oldular. Devlet de Kürtleri eritemedi. O halde Kürtlerin devlet talebini, devletin de bölünme korkusunu ortadan kaldıracak yeni paradigmanın en açık kavramsal içeriğini ortaya koyalım:
Türkiye Cumhuriyeti devleti, Kürtlerin de devletidir.
“Zaten öyle değil mi?” diyen Türklerin ya da “Bu asla mümkün olmayacak” diyen Kürtlerin itirazlarını anlamaya çalışarak şunları eklemeliyim: Kürtler de kendi kimlikleri, dilleri, kültürleriyle Türkiye Cumhuriyeti’nin birinci sınıf yurttaşı, sahibi olacaklar. Geçmişteki gibi dillerini, kimliklerini saklamak zorunda kalmadan, fişlenmeden, ayrımcılığa uğramadan, korkmadan ve Kürt olarak, Kürt kalarak Türkiye Cumhuriyeti devletine entegre olacaklar. Bu konularda zaten önemli mesafeler de kat edildi.
Birçok Kürt’e bugün için yaralar ve acılar halen sıcakken inanılmaz geliyor olsa da yeni paradigma budur ve her Kürt artık duygu, düşünce ve eylem düzeyinde kendini buna hazırlamalıdır. Türk kardeşlerimiz de kaygılanmak yerine tüm güçleriyle bu sürece sahip çıkmalıdırlar.
Devlet de artık tekçi resmi ideolojiyi tümden bir kenara atarak Kürtlere tüm kapıları sonuna kadar açmalı; Kürtlerin diline, kültürüne, kimliğine saygı duymalı, bunları anayasal ve yasal güvence altına alarak eşit yurttaşlık temelinde entegrasyona zemin yaratmalıdır.
Benim yeni paradigmadan anladığım budur, Erdoğan’ın ve Bahçeli’nin arkasında durduğu irade de Özel’in “Kürtlere devlet vaat ediyorum” söylemi de Öcalan’ın çağrısı da budur.
Bu nedenle Öcalan kesin ve kararlı bir tavırla PKK’ye kendini feshetme çağrısı yapmaktan çekinmedi. Çünkü insan kendi devletine silah sıkmaz, sıkmamalı. Devlet de kendi asli yurttaşına ayrımcılık, zulüm yapmaz, yapmamalı. Cezaevlerini tıka basa doldurmamalı, kapıları bir an önce açmalı.
Yeni Türk – Kürt ittifakı bu temelde şekillenip gelişecek ve bu yeni durum Suriye, Irak ve İran Kürtlerini de olumlu etkileyecek. Artık hiçbir Kürt, bulunduğu devletin de Türkiye’nin de karşıtı, düşmanı, tehdidi olmayacak. Türkiye gibi büyük ve güçlü bir devlet de esasında bütün Kürtlerin devleti olacak.
Bölgesel istikrarın, barışın, emperyal oyunları boşa çıkarmanın artık tek yolu budur. Suriye, Irak ve İran’da Kürtlerin hakları gelişecekse bu, Kürt – Türk ittifakıyla, Türkiye’nin dostluğunda ve güvencesinde olacak. Bu durum, Türkiye’yi de Kürtleri de Türkleri ve tüm bölge halklarını da büyütecek, güçlendirecek.
Artık kalıpları, ezberleri, korkuları yıkarak yeni olana doğru hep birlikte ilerleyeceğiz. Herkes buna hazır olmalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti devleti hepimizin devletidir, nokta. Bu anlamda Cumhuriyeti demokratikleştirme görevi de hepimizindir, nokta.
Gerisini el birliğiyle, gönül birliğiyle adım adım hep birlikte inşa edeceğiz çünkü artık silah, kan, acı aradan çıkmıştır. Önümüzdeki tek engel, eskiye olan bağımlılığımızdır; onu da cesaretle, yeni olana evrilteceğiz.
Barışla hepimiz, hep birlikte kazanacağız.
Son olarak;
Öcalan’ın çağrısının ardından yaşanan tartışmalara bir de bu pencereden bakalım ama bunların benim kişisel görüşüm olduğu da akıldan çıkarılmasın lütfen.
Şart var mı? Çağrı metninde şart yok ama karşılıklı gereklilikler var. Yani un var, yağ var, şeker var ama helva yapmak için tencere, kaşık, ocak da gerekir. Bunlar helva yapmanın şartı değil, gerekliliğidir. O halde silahların nasıl ve nerede bırakılacağı, silah bırakanların hukuki, siyasi durumlarının ne olacağının netleştirilmesi gerekir. Bunun için hukuki ve siyasi bir adım atılması, işin doğasının gereğidir.
Öcalan PKK kongresine bizzat katılacak mı?
“Katılın” deseniz bile Öcalan bu koşullarda Kandil’e gitmez. Günümüz iletişim tekniklerinin sağladığı olanaklarla PKK kongresine mesaj gönderecektir. Ama bu sırada, İmralı’ya avukat ve heyet ziyaretlerindeki sınırlama kalkmış olmalı elbette.
Türkiye bölünmeye mi gidiyor?
Hayır, tam tersi oluyor. Demokrasisi, ekonomisi, huzuru ve refahı daha da büyüyecek bir Türkiye ihtimali doğuyor.
Türkler ve Kürtler neden aynı anda seviniyorlar?
Doğru ya, yüz yıldır aynı anda sevinip aynı anda üzülmeyi unuttuğumuzdan bu durum kimilerini iyice işkillendiriyor. Oysa bu süreç tam da budur; aynı anda kazanacağız, birlikte daha güçlü olacağız. Belki “tek millet” değil ama “bir millet” olacağız. Tıpkı nar gibi; sert kabuğumuz bizi dışa doğru korurken içeride nar taneleri gibi yan yana, uyumlu ve çok olacağız: birliğin içinde çokluk.
Bitirirken;
Hiçbir aşamada anayasa değişikliği, seçim, ittifak gibi konularda tek kelime bile konuşulmamış, bunun pazarlığı edilmemiştir.
Bununla birlikte, demokrasinin temel ilkelerini referans alarak DEM Partinin de herkesle görüşme, siyasi ve seçim iş birlikleri yapma hakkı vardır, bu hak meşrudur, anasının ak sütü gibi de helaldir. Bunun için kimseden izin almasına da gerek yoktur, olmayacaktır.
DEM Parti; demokrasi, insan hakları ve temel özgürlüklerden taviz verecek bir parti değildir. Dolayısıyla tüm görüşme, uzlaşma ve ittifakları da bu temelde şekillenir.
Yani demokrasi mücadelesi, arayışı ve inşası elbette kesintisiz sürecek, çünkü Türkiye Cumhuriyeti devletini demokrasiyle taçlandırıp ikinci yüz yılında daha da büyütmek hepimizin görevidir.
Devleti birlikte kurduk, birlikte büyütüp birlikte yönetip birlikte demokratikleştireceğiz. Bu nedenle Türk’e, Kürt’e, tüm topluma sesleniyorum: Korkma! Barış.
Kaybettiğimiz tüm evlatlarımızın, şehit ve gazilerimizin hatıralarına bağlı kalarak birlikte kazanalım.
Bakırhan’dan iktidara çağrı
Halfeti’de Newroz kutlamasında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, iktidara ve Meclis’e çağrıda bulundu. Bakırhan, iktidara ‘Neyi bekliyorsunuz?” diye sorarken Meclis’e de ‘bir an önce toplanmalıdır’ çağrısı yaptı.
Bakırhan “Öcalan çağrı yaptı ama iktidar henüz bir adım atmadı. Buradan Halfeti’den, Öcalan’ın doğduğu bu kentten iktidara bir çağrı yapmak istiyorum. Öcalan’ın özgüce çalışacağı müzakere ve yaşam koşullarını ne zaman yaratacaksınız? Neyi bekliyorsunuz? Önce Öcalan’ın müzakere ve yaşam koşulları düzeltilmelidir. Sonra cezaevinde bulunan Selahattin’ler, Figen’ler, Leyla’lar, Ayşe’ler ve binlerce tutsak yoldaşımızın burada bizimle birlikte mücadele etmesinin alt yapısı hazırlanmalıdır. Yine bu çağrı karşısında devletin samimiyetini nasıl test edeceğiz. Daha dün burada Halfeti belediyesine kayyım atayan iktidara sesleniyoruz. Eğer samimiyseniz Halfeti’nin iradesini temsil eden Kürt ve Türkmen eşbaşkanlarımızı tekrar görevlerine iade edin. Kayyımlarınızı geri çekin, kayyımcı anlayıştan vazgeçin.
Meclis’e de çağrı yapıyorum. Meclis bu tarihi çağrı karşısında rolünü oynayarak bir an önce yasal düzenlemelerin yapılması ve çağrının gereklerinin yerine getirilmesi için bir araya gelip toplanmalıdır” dedi.
Yapılan konuşmaların ardından Newroz ateşi yakıldı.
KESK barış konferansı düzenliyor
Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK), “Barıştan Yana, Barış İçin Sözümüzü Söylüyoruz” şiarıyla 15-16 Mart tarihlerinde Kadıköy Belediye salonunda 3’üncü Ortadoğu Barış Konferansı’nı gerçekleştirecek.
Konferansa dair KESK Kadın Sekreteri Döne Gevher, aktarımlarda bulunarak konferansa katılım çağrısında bulundu. Döne Gevher, Ortadoğu’daki barışın, emekçiler, kadınlar açısından önemini anlatabilmek ve barış süreçlerinin toplumsal zeminde tartışılabilmesi için Ortadoğu barışını gündemlerine aldıklarını belirtti.
Emekçilerin birlikte mücadelesi açısından barış ortamının büyük önem taşıdığını belirten Döne Gevher, “Çünkü eğer bir kutuplaşma zemini ve savaş koşulları varsa, sendikal mücadele de engellerle karşılaşmaktadır. Emek üretiyoruz ama ürettiğimiz emeğin karşılığını alamıyoruz; çünkü var olan tüm bütçe savaşa aktarılıyor. Gelir adaletsizliğinin en çok yaşandığı dönemlerde savaş koşullarının oluşması, emekçilerin barış konusundaki ısrarının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Uzun süredir ekonomik krizden bahsediyoruz. Asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığını, emeklilerin yaşam koşullarının açlık sınırının altında olduğunu dile getiriyoruz. İnsanca yaşayabilmek ve hak ettiğimiz ücreti alabilmek, demokratik süreçlerin işlemesiyle mümkündür ve bunun için de barışın inşa edilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.
Döne Gevher, “15 ve 16 Mart’ta Kadıköy’de olacağız ve tüm yönleriyle Ortadoğu barışını konuşacağız. Barışı inşa etme koşullarını nasıl oluşturabiliriz? Barışın toplumun tüm kesimleri için neden bir ihtiyaç olduğunu hep birlikte tartışacağız. Bu süreçte sözü olan, aklında soru işaretleri bulunan, kafası karışık olan herkesi bizimle birlikte tartışmaya, düşünmeye ve sorularına cevap aramaya davet ediyoruz” diyerek konferansa katılım çağrısında bulundu.
Konferansta tüm katılımcıların online katılım sağlayacaklarını söyleyen Döne Gevher, “Suriyeli bir katılımcımız olacak; şu anda Türkiye’de yaşayan Suriyeli bir gazeteci konferansa katılacak. Sudan’dan bir kişi katılacak ancak bu kişi de siyasal sürgünde olan biri. Lübnan, Sudan, Suriye, Filistin ve İspanya’nın Bask bölgesinden temsilciler yer alacak. Ayrıca, Arap Sendikalar Konfederasyonu konferansa katılım gösterecek” diye ekledi.
