İmralı’da aile görüşmesi olabilir
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, AKP grup toplantısı öncesinde soruları yanıtladı. PKK lideri Abdullah Öcalan’la aile görüşmesi için bir talep olduğunu ve bunun değerlendirildiğini söyleyen Tunç, şöyle konuştu:
“Dördüncü görüşme ile ilgili değil ama İmralı ile aile görüşmesi için bir talep var. Bu talebi de biz değerlendiriyoruz. Daha önce biliyorsunuz, Ömer Öcalan değerlendirme yapmıştı. Bu da kanun çerçevesinde, hükümlülerin hakları çerçevesinde değerlendirilecek bir konu.”
DEM Parti’den AKP ve MHP’ye bayram ziyareti
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 30 Mart’ta başlayan Ramazan Bayramı dolayısıyla ziyaretlerde bulunacak. Bu yıl programda AKP ve MHP de yer aldı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) olarak 2015 yılında AKP ile bayramlaştıktan 10 yıl sonra ilk ziyaret gerçekleşecek. DEM Parti, MHP’ye ise ilk kez bayramlaşma ziyaretinde bulunacak.
Çözüm ve İmamoğlu süreçleri: Türkiye bir yol ayrımında
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te güncel gelişmelere ilişkin düzenlediği basın toplantısında konuştu. Türkiye’nin bir yol ayrımında olduğunu söyleyen Koçyiğit şöyle konuştu:
“Türkiye iki açıdan yol ayrımındadır. Birincisi; 27 Şubat’ta yapılan çağrı nedeniyle yol ayrımındadır. 27 Şubattaki Öcalan’ın tarihi çağrısı Türkiye’ye şu soruyu soruyor: “Sen Kürt sorununun demokratik çözümünden yana mısın, demokrasiden, birlikte yaşamdan yana mısın? Yoksa mevcut düzenin devamından mı yanasın? Çözümsüzlükte ısrar ederek iktidarda kalmaya mı çalışacaksın” sorusunu bugün AKP iktidarına soruyor. Diğeri İstanbul’daki darbenin kendisi Türkiye’yi bir yol ayrımına getirmiştir. 16 milyonluk bir mega kentin, bir metropolün, dünya başkentlerinden birinin büyükşehir belediye başkanını tutuklamak, onun ilçe belediye başkanlarını tutuklamak, cezaevine koymak yetmemiş, kayyım atamanın kendisi bir yol ayrımıdır.
Türkiye ve iktidar kararını vermek zorundadır. Ya anti demokratik uygulamalarla yol almaya devam edecekler ya da gerçekten rotalarını demokrasiye dönecekler ve bu ülkeyi hep beraber düze çıkaracağız. Ama gördüğümüz anladığımız okuduğumuz şey iktidar hukuksuzlukla ayakta kalmaya çalışıyor. Zorla ayakta kalmaya çalışıyor. Kendisine rakip olabilecek insanları anti demokratik yargıyı araçsallaştırarak, bertaraf etmeye çalışıyor. Her bir siyasetçi özneyi cezaevine koyup sesini kısarak kendisi için dikensiz gül bahçesi yaratmaya çalışıyor. Bunları kabul etmiyoruz ve bunlara karşı mücadele ettik bundan sonrada mücadele edeceğiz.
Saldırılar süreci zehirliyor
Öcalan büyük bir sorumlulukla 40 yılı aşkın bir süredir içinde bulunduğumuz bu şiddet zeminini sonlandıracak çağrıyı 27 Şubat’ta yapmadı mı? Kendi örgütüne 27 Şubat’ta silah bırakma çağrısı yapmadı mı? Yaptı. Örgüt buna olumlu karşılık verdi mi? Evet. Hatta bir adım attılar ateşkes ilan ettiler. Bugün Meclis gerçekten örgütün silah bırakması için gerekli yasal mevzuatı, sürecin selameti için gerekli olan çerçeve yasayı konuşuyor mu? Hayır. Bu insanlar nereye silah bırakacak, örgüt nereye ve nasıl bırakacak? Bunun yasal güvenceleri nedir diye bir tartışma yürütüyor mu? Hayır. Tek bir şey var ‘silah bıraksın’. Nereye bıraksın nasıl bıraksın hangi yöntemle bıraksın. Bu soruların yanıtlarını alamıyoruz.
Öcalan’ın bu sürecin selameti açısından bu sürecin ilerletilmesi açısından koşullarının düzeltilmesine ilişkin bir adım var mı? Onun da olmadığını görüyoruz. Hali hazırda özgür çalışma koşullarını süreci yürütmek için örgütüyle ilişki kurup kongre yaptırabilecek koşullara yönelik bir yaklaşım var mı? Hayır.
Numan Kurtulmuş’a atıfla yeniden söyleyelim. Demişti ki ‘Hiç kimsenin süreci zehirlememesi gerektiği kanaatindeyiz. Süreci bir siyasi pazar haline getirmeden tamamlayacağız.’ Bu çok önemli peki o halde soralım. Bu kadar önemli bu kadar tarihi bir açıklama varken, bu süreci İstanbul pratiği ile kayyım ve tutuklama pratiğiyle, sokaktaki insanlara gazla copla saldırma pratikleriyle kim zehirliyor? Bugün süreç karşıtı bir iklimin oluşması sürecin zehirlenmesi açısından kim çalışıyor kim söz söylüyor kim harekete geçmiş durumda. Bu soruları Kurtulmuş’a ve bütün iktidar yetkililerine sormak istiyoruz.
Bu ülkede fiili olarak anayasa askıdadır. Bugün Kürt sorununu hukuki ve siyasi zeminde konuşamıyoruz. O nedenle bir an önce hukuki ve siyasi zeminin açılması gerekiyor bir an önce yasal çerçevesinin ve güvencesinin Meclis tarafından oluşturulması gerekiyor. Bir an önce Meclis’in Kürt sorunun demokratik çözümü için inisiyatif alması, meclis başkanının burada rolünü oynaması gerekiyor. Bütün bunlar için de Meclis’in yeniden kurucu bir anlayışla 21’inci yüzyılın kurucu Meclisi rolüyle harekete geçmesi gerekiyor.”
