Sinop Nükleer Karşıtı Platform, 26 Nisan’da yapılacak mitinge çağrı yaptı.
“Nükleer beladan dolayı ölmek istemiyoruz” şiarıyla yapılan ve saat 11.00’de Eski Otogar/Diyojen Heykeli’nin yanında başlayacak mitinge ilişkin çağrıda şu ifadelere yer verildi:
“Sinop İnceburun Yarımadası’nda, Sinop Nükleer Güç Santralı’nın kurulması yönünde AKP Hükümeti tarafından birtakım çalışmalar yürütülmektedir. Öte yandan 26 Nisan tarihi; 1986 yılında yaşanan Çernobil Nükleer Santral felaketinin 39. yıl dönümüdür ve Çernobil’in insanlık üzerindeki olumsuz etkileri hâlâ son bulmamış, devam etmektedir.
Bu bağlamda Sinop NKP’nin düzenlediği, ‘Sinop nükleer beladan dolayı ölmek istemiyor’ temalı mitinge tüm nükleer karşıtlarını bekliyoruz.”
Sinop NGS davasında bilirkişi keşfi yapıldı: Bu ÇED yok hükmünde!
Sinop’ta kurulması planlanan Sinop Nükleer Güç Santralı için verilen “ÇED olumlu” kararına karşı açılan davada bilirkişi keşfi yapıldı.
Samsun İdare Mahkemesi’nin kararıyla yapılan keşfe, 15 kişilik bilirkişilerin yanı sıra Sinop halkı, Sinop Belediye Başkanı Metin Gürbüz, Sinop Nükleer Karşıtı Platformu (NKP) üyeleri, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) avukatları katıldı. Türkiye Barolar Birliği (TBB) ise gözlemci olarak keşifte yer aldı.
Davacıların beyanlarıyla başlayan keşifte, sadece nükleer santralin kurulacağı alanın değil, bölgenin görülmesi gerektiğine dikkat çekildi. Avukatlar, aksi taktirde bunun bir tapu davasından farklı olmayacağını belirtti. Hakimler, bölgenin drone ile görüntülendiği ve bilirkişilere verileceğini söylemesi üzerine avukatlar, bölgenin ekosistemini anlamak için yeterli olmadığını belirtti. Adil yargılanma hakkının ihlal edilmemesi gerektiğine dikkat çeken avukatların talebi kabul edildi, tüm bölgede keşif yapıldı.
TTB’den uzmanlar Çernobil felaketinden bu yana başta Sinop olmak üzere tüm Karadeniz’de artan kanser vakalarına dikkat çekti. TMMOB avukatları, Nükleer Denetleme Kurumu (NDK)’nın davaya taraf olmasının, nükleeri denetleyecek olan kurumun yanlı olduğunun ispatı olduğunu belirtti.
Verilen beyanlarda, Sinop’un eşsiz ekosistemine dikkat çekilirken, santrali yapacak şirketin ortada olmadığı hatırlatıldı. ÇED dosyasının, şirketi olmayan ve dünyada örneği bulunmayan ATMEA-1 reaktörüne göre hazırlandığı ve geçerliliği kalmadığı aktarıldı.
Sinop Belediye Başkanı Metin Gürbüz, “Ne pahasına olursa olsun Sinop’ta biz nükleer santral istemiyoruz. Sinop’ta halkın temsilcisi olarak nükleer santral yaptırmayacağımızı bir kez daha hatırlatıyoruz” dedi.
Büyük tahribat olacak
Keşfin ardından Sinop Belediye Başkanı Metin Gürbüz, Sinop NKP Avukatı Mehmet Horuş ile TMMOB Avukatı Ekin Öztürk BirGün’e konuştu.
Sinop Belediye Başkanı Metin Gürbüz: Arkamızda gördüğümüz sağ 1050 hektarlık alan yani 10 buçuk kilometrekarelik alanda 1 milyon 200 bin ağaç kesildi. Bu alan giderek ağaçsızlaştırılıyor, ormansızlaştırıyor. Bölgenin ekosisteminde, florada ve faunada çok büyük tahribatlara neden olacak. Bu bölgedeki ekosisteme zarar verdiğinizde denize zarar verdiğinizde balıkçılarımız mağdur olacak. Bu alanı insansızlaştırdığınızda turizmimiz mağdur olacak. 15 kilometrelik yarıçap içerisinde bir kent yaşıyor, kent nüfusu var. Yine 30 kilometrelik yarıçap içerisinde 2 tane ilçemiz var. Bu bölgede sulak alanlar, doğa koruma, tabiat ve özel avlak alanları var. Ne pahasına olursa olsun Sinop’ta biz nükleer santral istemiyoruz. Sinop’ta halkının temsilcisi olarak da nükleer santral yaptırmayacağımızı bir kez daha hatırlatıyoruz.
Sinop NKP Avukatı Mehmet Horuş: Bugün önemli ve kapsamlı bir dosyanın keşfi gerçekleştirildi. Mahkeme heyeti, keşif sırasında dört hâkimin değerlendirmesi sonucunda Sarıkum, Hamsilos, Aksas ve Akliman gibi ekolojik açıdan önemli alanların da yerinde incelenmesine karar verdi. Bu karar, bugünkü keşfin en dikkat çekici yönüydü.
Sadece santralin kurulacağı, önemli bitki ve orman alanlarını kapsayan 1000 hektarlık alan değil, tüm bölge ekosistemi —özellikle denizle etkileşim halindeki sazlık ve sulak alanlar— incelendi. Çünkü bu davada yalnızca kaza riski değil, kazasız dahi olsa bu kadar büyük bir enerji tesisinin kurulacağı yerin seçimi nedeniyle ortaya çıkacak ekolojik yıkım üzerinde duruyoruz. Özellikle soğutma suyunun deniz ekosisteminde yaratacağı zarar bizim için önemli bir itiraz konusu.
TMMOB Avukatı Ekin Öztürk: “Bugün aslında çoktan bitmiş olması gereken bir dosyanın ikinci kez gerçekleştirilen keşfindeydik. Bu dava 2020 yılında açıldı ve ÇED yargılamaları ivedi yargılama usulüne tabi.
Ama bu dosyada aradan beş yıl geçti. Dosya iki kez Danıştay’a gitti geldi. İlk aşamada, bilirkişi raporunda korunması gereken alanın niteliği açıkça ortaya konmuş olmasına rağmen, mahkeme sanki böyle bir rapor yokmuş gibi davanın reddine karar verdi. Sonra Danıştay, iddialarımızın karşılanmadığını belirterek bu kararı bozdu. Ayrıca, bir başka bozma gerekçesi daha vardı.
O da aslında davanın başından beri söylediğimiz gibi, bu ÇED raporunun belli tipteki bir firmanın tescilli bir tasarımına dayalı olarak bütün her şeyin projelenmiş olduğu ve çevresel etkilerin buna göre belirlenmiş olduğuydu. Çevresel etkiler de bütünüyle belirlenmiş değil, çok sınırlı alanda birtakım belirlemeler var. Onlar da bir şirketin tescilli bir tasarımına dayanıyor.
Fakat bu şirket, Japonya ile yapılan uluslararası anlaşmadan bahsediyorum, burada bağıtlanan bir proje ve bütün ÇED raporunda buna atıf yapılıyor. Projenin esaslı unsurundan lansmanına, üretilen enerjinin daha sonra nasıl satılacağından alım garantilerine kadar aslında uluslararası anlaşmayla bağıtlanan hususlar söz konusu. Japon ve Fransız ortaklığında bu uluslararası anlaşmanın bir geçerliğinin olmadığını iddia ediyorduk, ilk dava açıldığından beri. Buna dayanak olarak da hem Cumhurbaşkanının ve hem de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanının beyanlarını dosyaya sunmuştuk, ama mahkeme bunları görmezden geldi.
Ta ki Danıştay bunların araştırılması gerektiğine hükmederek bozma kararı verene kadar. Dosya tekrar geldiğinde, İdare Mahkemesi bir ara karar kurdu ve anlaşmanın akıbetini sordu, bu anlaşma hala yürürlükte mi, bu proje hala yapılabilir mi diye ve birtakım cevaplar geldi. Fakat sonra, ne olduğunu anlayamadığımız şekilde, mahkeme davayı yeniden reddetti. Yani bozma kararına uyacakmış gibi yapıp sonra ısrar kararı verdi. Dosya tekrar Danıştay’a gitti. Daireler arasında görev bölüşümü derken dosya bir oraya bir buraya gitti. Sonuç olarak dosyanın yeniden İdare Mahkemesine geldiği ve yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verildiği bir aşamadayız.
Tüm bu aşamalarda, projenin fiilen ortada olmadığına defalarca dikkat çekmemize ve talepte bulunmamıza rağmen, ki nitekim en sonunda ara karara gelen cevapta kendileri de uluslararası projenin artık bir geçerliliğinin olmadığını yadsıyamamıştı ama bu kez de şöyle bir şey uydurdular: “Bu ÇED incelemesi bir basınçlı su reaktörü teknolojisine dayanıyor, başka biri gelip bu teknolojiyi kullanarak projeyi gerçekleştirebilir, çevresel etki değerlendirilmesi yapılmıştır.’
Bu da iki anlama geliyor: Birincisi, çevresel etki değerlendirmesi böyle yapılamaz. Çünkü yalnızca tek bir basınçlı su reaktör teknolojisi altında bile birçok farklı tip var. Dolayısıyla çevresel etkileri değiştirecek pek çok unsur var, ama bunlar hiç yokmuşcasına bir cevap verdi Bakanlık. Bu da aslında şunun itirafı, ‘Biz çevresel etkileri doğru dürüst değerlendirmedik, genel geçer bir şeyler belirledik, buna dayalı bir rapor hazırladık.’ Bu da aslında bizim en başında nitelikli ve gerçek anlamda bir çevresel değerlendirme yapılmadığı iddiamızın ispatı niteliğinde.
Sonuç olarak bugün keşif yapıldı. Bundan sonra gelecek bilirkişi raporuyla dosya esas hakkında karar verilebilecek aşamaya gelecek. Şu çok açık, ortada uygulanabilir bir proje yok. Çevresel etkileri değerlendirip sonra olumlu karar verilebilecek bir proje yok. Bu nedenle, keşif yapılmadan bile iptal kararı verilebilir.
Bugün hocalardan da özellikle rica ettik. İncelemeyi yaparken bilimsel esaslara göre değerlendirip, ‘öngörülebilir mi?’, ‘önlem alınabilir mi?’ gibi soruları sordular. Biz de dedik ki böyle değerlendirme olmaz. Çünkü hangi önlemin, hangi etkinin ne uğruna alındığını bilmeniz gerekir. Hâlâ atıklarının ne olacağı bile belirsiz bir teknolojiden bahsediyoruz. Burası neredeyse tamamıyla korunması gereken niteliklere sahip bir alan. En faydalı şey bile olsa, bu alanın mahvolması uğruna göze alınabilir mi, asıl bunu sormalıyız. Biz bunu talep ediyoruz esas olarak.”
