Kadir Bal: “Barış devletin lütfu değil, halkların hakkıdır”

Enternasyonal Dayanışma’nın “Barış aktivistleri tarihi çözüm girişimi için ne diyor?” serisi kapsamında Sınırsız Dayanışma aktivisti Kadir Bal’ın görüşlerini aktarıyoruz:

“Silah bırakma meselesi, uzun süredir “devletin diliyle barış” kavramı etrafında şekillendiriliyor. Oysa bizim mücadelemiz sadece çatışmasızlık talebiyle sınırlı değil; halkların kendi kimlikleriyle, dilleriyle, kültürleriyle özgürce yaşadığı bir geleceği inşa etme mücadelesidir.

PKK’nin kongre yoluyla silah bırakması tartışılıyorsa, bunun karşısında Türk devletinin de yüz yıllık inkâr ve imha politikalarıyla hesaplaşması gerekir. Barış yalnızca örgütün değil, sistemin de silahsızlanmasıyla mümkündür.

Denetimli sessizlik değil, gerçek barış

Devletin koşulsuz teslimiyet ve inkâr üzerine kurduğu çözüm anlayışı, gerçek bir barış değil; denetimli bir sessizlik yaratır. Bu topraklarda barış diyen herkesin susturulduğunu, kriminalize edildiğini ve hatta katledildiğini gördük. Bu nedenle barış, hakikatle, adaletle ve halkların iradesine saygıyla mümkündür.

Silahların susması tek başına yeterli değildir. Bu aynı zamanda inkâr politikalarına, faşizme ve sömürgeci akla da dur demek anlamına gelmelidir. Aksi hâlde barış değil, esaret olur.

Örgüt içinde sessiz mezarlıklar

PKK’nin silah bırakma kararı, sadece devletle olan çatışmanın sonlanması değil, örgütün kendi içindeki karanlıkla da yüzleşmesini gerektirir. Yıllar boyunca binlerce genç umutla dağa çıktı; kimisi devletin bombalarıyla, kimisi ise kendi yoldaşlarının kurşunlarıyla hayatını kaybetti.

Örgüt içi infazlar, bastırılan eleştiriler, yok edilen iç muhalefet—tüm bunlar artık halının altına süpürülemez. Halklar adına yürütülen bir mücadelenin, o halkın çocuklarını kendi içinde infaz etmesi, hiçbir devrimci ilkeyle bağdaşmaz.

Barış vicdanla kurulur

Gerçek barış, sadece devletin değil; örgütün de kendi iç adaletsizlikleriyle, otoriter yapısıyla hesaplaşmasıyla mümkündür. Barış, yalnızca susturulmuş silahlar değil; aynı zamanda konuşabilen vicdanlar demektir.

Eğer bugün bir çözümden söz edilecekse, bu ne devletin milliyetçi bekası ne de örgütün tekçi disiplini adına şekillenmemelidir. Çözüm, halkların hakikatle, adaletle ve özgürlükle kuracağı yeni bir toplumsal sözleşmeyle mümkündür. Bu sözleşme hem devleti hem örgütü yargılayan bir toplumsal hafıza üzerine kurulmalıdır.

Barış unutmak değil yüzleşmektir

Biz barış isteyenler, yalnızca silahların değil; aynı zamanda yalanların, baskının, inkârın ve cezasızlığın da son bulmasını talep ediyoruz. Gerçek barış, devletin sömürgeci aklından ve örgütün içte bastırdığı hakikatten arınmayı gerektirir.

Bugün halk adına konuşan her yapı, halka karşı işlenen suçların hesabını da vermelidir. Aksi hâlde bu yeni bir başlangıç değil; sadece yeni bir sessizlik olur.

Barış, hafızanın özgürleşmesi, hakikatin konuşmasıdır. Adalet olmadan barış, sadece yeni bir inkâr biçimidir. Biz barışı teslimiyetle değil; yüzleşmeyle, hakikatle, onarıcı adaletle kurmak istiyoruz.

Çünkü biliyoruz: Barış, sadece silahların değil, suskunlukların da gömülmesiyle mümkündür.”

Yazar

You May Also Like

Biz kimiz?

Enternasyonal Dayanışma, işçi sınıfının kolektif ve kitlesel mücadelesiyle dünyanın daha eşit, adil ve özgür bir yere dönüşeceğini savunan…