Enternasyonal Dayanışma’nın “Barış aktivistleri tarihi çözüm girişimi için ne diyor?” serisi kapsamında Çerkes aktivist ve İlke TV yazarı Kuban Kural’ın görüşlerini aktarıyoruz:
“Önce Bahçeli’nin ardından Abdullah Öcalan’ın açıklamaları ve en nihayetinde PKK’nın kongre kararları çözüm atmosferinin ayak sesleri olarak değerlendirilebilir. Öcalan’ın ve PKK’nın kararıyla şekillenen silahların bırakılması meselesi konunun olumlu bir ilk çıktısıdır. Yıllara yayılan silahlı çatışma sürecinin bir daha başlamamak üzere sona erdiğini tahayyül etmek bile barış isteyenler için sevindirici ve umut vericidir.
Ancak bundan sonraki süreç çok daha önemlidir. Kürt meselesinde atılacak adımlar, demokratik süreçlerin de önünü açabilir. Burada siyasi tutsakların salınması, silah bırakanların ne olacağı vb. süreçler konunun muhatapları tarafından yürütülecek başlıklar olarak karşımıza çıkıyor. Bunların da ötesinde çözümden, barıştan, demokrasiden yana pozisyon alan sivil aktörlerin meselenin toplumsallaşması adına yapacakları, sürecin en önemli ayağını oluşturuyor.
Bir önceki çözüm süreciyle karşılaştırdığımızda konunun aktörlerinin, özellikle devletin, sürecin toplumsallaşması için herhangi bir adım atmadığı görülmektedir. Bir önceki süreçte aktif olan akil insanlar heyetlerinin ve çeşitli sivil toplum örgütlerinin faaliyetleri, barışın ve çözümün toplum nezdinde tartışılır, konuşulur ve anlaşılır olması için kolaylaştırıcı etki yaratmıştı. Ancak şu anda yaşadığımız atmosfer, gerek siyasetin ve medyanın dili, gerekse ülkedeki siyasi süreçler dikkate alındığında toplumun konuya çekimser yaklaşmasına sebep oluyor. Kamuoyu araştırmaları da bu durumu destekler mahiyette.
Silahların bırakılması gibi önemli bir olayın dahi toplumda ciddi bir iyimserliğe ya da coşkuya sebep olmamasının temel sebebini, siyasi aktörlerin anti demokratik üslupları, iktidarın anti demokratik uygulamaları ve konunun salt ‘terörsüz Türkiye’ kavramına sıkıştırılmış olması olarak değerlendirmek mümkün. Bunu aşacak olan ise taraflara yönelik sivil toplumun uygulayacağı kamuoyu baskısı olabilir.
Geldiğimiz noktanın oldukça önemli bir merhale olduğunun bilinciyle, sürecin barındırdığı riskleri de göz önünde bulundurarak, çözümden yana olanların, barışı isteyenlerin birincil önceliği konunun toplumsallaşması için çeşitli faaliyetler gerçekleştirmeleridir. Konu toplumsallaştıkça, şu anda konuşmayan toplumsal kesimlerin de konuşmaya başlayacakları ve barış atmosferinin daha kalıcı bir hâl alacağı bir gerçektir.”
