Sığınmanın temel insan hakkı olduğunun altını çizen Sığınmacı Hakları Platformu üyesi Dr. Yıldız Önen, Mezopotamya Ajansı‘na verdiği röportajda, BM’nin 1951’de çıkardığı Mülteciler Sözleşmesi’nin bütün dünya tarafından tanınması gerektiğini vurguladı.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Bürosu (UNHCR) Mayıs 2024 raporunun verilerine göre dünya çapında en az 120 milyon kişi zulüm, çatışma, şiddet veya insan hakları ihlalleri sonucu zorla yerinden edildi. Bunlardan 43,4 milyon kişi mülteci, 63,3 milyon kişi iç göçe maruz kalmış insan, 6,9 milyon kişi ise sığınmacı konumunda. Bu insanlar, göç yollarında ve gittikleri ülkelerde pek çok hak ihlaliyle karşı karşıya kalırken, onların durumunu gündemleştirmek için çeşitli günler oluşturuldu. Bu kapsamda 14 ile 21 Haziran tarihleri arası “Göç Haftası” olarak belirlenirken, 2000 yılında, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 20 Haziran “Dünya Mülteciler Günü” olarak ilan edildi.
Mülteci, göçmen, sığınmacı kavramları
Dünya genelinde artan göçmen karşıtlığını ve buna karşı yürüttükleri politikaları anlatan Sığınmacı Hakları Platformu üyesi Dr. Yıldız Önen, mülteci ve sığınmacı kavramının ayrı olduğuna işaret ederek, “Mülteci kavramı, BM’nin 1951’deki sözleşmesi gereği yasal bir statü. Bu statüye sahip olduğunuzda, mülteci olarak kabul edildiğiniz ülkede size bazı hakların sağlanması gerekiyor. Bizim bütün sığınmacılar için savunduğumuz hak, mülteci hakkıdır. BM’ye göre mülteci, kendi vatandaşı olduğu ülkede siyasi nedenlerle, savaş sebebiyle veya kuraklık nedeniyle ikamet edemediği için, başka bir ülkeye gitmek zorunda kalan ve gittiği ülkede yaşam olanakları sağlanan kişidir. Göçmenlik daha genel bir kavram, örneğin aynı ülke içerisinde de göç edebilirsiniz ya da iş imkânları, okuma imkânları veya başka bir ülkede yaşamak istediğiniz için göçmen olabilirsiniz. Bunun hukuki bir statüsü yok. Sığınmacı ise kendi ülkesinde yaşam olanaklarına sahip olamadığı için başka bir ülkeye sığınan, ama sığındığı ülkede henüz yasal bir statü sağlanamamış kişidir. Türkiye’de bu üç kavram birbirine çok karıştırılıyor” ifadelerini kullandı.
Doğu Batı ayrımı
Türkiye’nin BM’nin 1951’deki sözleşmesinde şerhi bulunduğu ifade eden Yıldız Önen, “Bu şerhe göre Batı’dan gelenler mülteci başvurusunda bulunabilir, Doğu’dan gelenler ise mültecilik başvurusunda bulunamıyor” dedi.
Göç yollarındaki zorluklar
En büyük göçmen krizinin Sudan, Suriye, Afganistan gibi ülkelerde yaşandığını hatırlatan Yıldız Önen, göçlerin çoğunlukla savaş, açlık veya siyasi gerekçelerden kaynaklandığını söyledi. Göç yollarında çeşitli zorlukların olduğunu, bunlardan birinin “geriye itme” kavramı olduğunu vurgulayan Yıldız Önen, “Son 20, 30 yıldır sınırlarda polis ve askerler gelen göçmenleri geri ittiriyorlar, yani geldikleri ülkeye zorla geri gönderiliyorlar. Örneğin Yunanistan ile Türkiye sınırında bu pek çok kez yaşandı. Üstlerindeki kıyafetleri alınanlar, pasaportları alınanlar oldu. Yine göçmen kaçakçılığı çok ciddi bir sorun. Parayla kaçak göç ettiğinizi sanıyorsunuz, sizi Yunanistan, Almanya, Fransa yerine Türkiye’de herhangi bir yerde bırakıyorlar. Sınırlarda çitler, mayınlar var, duvarlar örülüyor. Bütün bunlar başka bir ülkeye sığınma hakkına sahip olabilmenizin önünde engel oluyor. Donarak ölenler, ciddi şekilde tacize uğrayanlar, yollarda başlarına pek çok kötü olay gelen kişiler var. Akdeniz artık ölüm denizi olarak anılıyor. On binlerce insan Akdeniz’den İtalya, Yunanistan veya Fransa’ya geçmeye çalışırken boğularak ölüyor” diye konuştu.
‘Irkçılığın hedefi göçmenler’
2008’den bu yana büyüyen ırkçılığın temel hedeflerinden birinin göçmenler olduğunu kaydeden Yıldız Önen; Türkiye, ABD, Japonya ve Avrupa ülkelerinde ırkçı partilerin oylarının arttığını anımsattı. Zafer Partisi’nin son seçimlerde aldığı yüzde 5 oyun ırkçılığın bir göstergesi olduğunu dile getiren Yıldız Önen, “Bu sadece ırkçı partilerle sınırlı değil. Çünkü ırkçı partiler diğer siyasi partilerin de sağa kaymasına sebep oluyor. Cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun meşhur ‘Suriyeliler gidecek’ afişleriyle güne uyanmış olmamız bu ırkçılığın ne kadar yaygınlaşabildiğini gösteriyor.
Son olarak ABD’de olanlar çok çarpıcı. ABD Başkanı Donald Trump’ın en büyük vaadi Amerikan işçi sınıfına “sizin işlerinizi alan göçmen işçileri sınır dışı edeceğim” taahhüdüydü. Şimdi bu sözü yerine getirmeye çalışıyor. Göçmen Muhafaza Ofisi, Trump’ın emriyle günde 3 bin göçmeni sınırı dışı etmeye uğraşıyor. Bunun için pek çok işyerini basıyor. Bu da bölgede ciddi sorunlara neden oluyor. En son Los Angeles’ta Kaliforniya Valisi günde 3 bin göçmenin sınır dışı edilmesini kabul etmediği için Trump ulusal muhafızları gönderdi, ciddi çatışmalar yaşandı. Göçmenlerin sınır dışı edilmesine karşı hem ABD hem Avrupa’da büyük gösteriler yapılıyor. Bir yandan ırkçılık yükseliyor, ama bir yandan da göçmenlerle dayanışan insanların sayısında da büyük bir artış var” ifadelerini kullandı.
Ekonomik krizin etkisi
Irkçılığın dünyada yükselişinin nedeninin ekonomik kriz olduğunu dile getiren Yıldız Önen, dünyadaki en büyük ikinci ekonomik krizin yaşandığını kaydetti. Yıldız Önen, “Birinci büyük ekonomik kriz, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra faşizme giden, İkinci Dünya Savaşı’na giden yolu açmıştı. Şimdi de ikinci büyük ekonomik krizi yaşıyoruz.
Irkçılığın hem ABD hem Türkiye’deki ortak sloganı ‘Onlar bizim işlerimizi yapıyorlar’ sloganıdır. Mesela Türkiye’de ‘Sınavsız okula gidiyorlar, parasız sağlık hizmetlerinden yararlanıyorlar, Kızılay binlerce lira para veriyor, aylık yardım alıyorlar’ gibi yanlış bilgilerle bu ekonomik krizin sebebi göçmenlermiş gibi algı oluşturuluyor. Göçmenler gittiğinde ekonomik kriz çözülecekmiş gibi konuşan politikacıların yaptığı yanlış bilgilendirmeler sonucunda ırkçılık yükseltiliyor. 1990’larda da Türkiye’de iç göç yaşandığında, yani Kürtler Batı’ya göç ettiğinde aynı tür linç girişimlerini yaşamıştık. Mevsimlik işçilere, Kürt işçilere dönük saldırılar devam ediyor” şeklinde konuştu.
‘Mülteciler Sözleşmesi tanınmalı’
Sığınmanın bir temel insan hakkı olduğunun altını çizen Yıldız Önen, BM’nin 1951’de çıkardığı Mülteciler Sözleşmesi’nin bütün dünya tarafından tanınması gerektiğini vurguladı. Yıldız Önen, “Kaçak göçmenlikle mücadele, göçmenleri sınır dışı ederek değil, göçmenlere düzgün bir mültecilik hakkı verilerek çözülebilir. Bu yapılanlar kaçak göçmenlerin sayısını artırır. Çünkü siz gerekli hakları vermezseniz onlar da kaçak göçmen olarak gelir” diye belirtti.
Göçmen Haftası etkinlikleri
Göçmen Haftası’na ilişkin çeşitli etkinlikler yapacaklarını, göçmenlere dair rapor hazırladıklarını belirten Yıldız Önen, raporlarda davalara örnek vaka olarak yer vereceklerini kaydetti ve şöyle devam etti: “En önemli sorun Göç İdaresi’nin bir bakanlık olarak çalışamaması. Göç dediğimiz konu birçok sorunu bir arada barındırıyor. Eğitim, sağlık, güvenlik… Göç İdaresi’nin, göçmenlerle ilgilenebilecek bir yeterliliği yok. O yüzden Göç İdaresi’nin bir bakanlığa dönüşmesini ve diğer bakanlıklarla koordineli olarak çalışmasını talep ediyoruz. Yine Geri Gönderme Merkezlerinin (GGM) şeffaf hale gelmesi gerekiyor. Çalışma izinleri, sağlığa erişim için çeşitli konularla ilgili bir raporumuz olacak. Raporumuz, sorunları ve çözüm önerilerini sunacak. Sığınma bir insan hakkıdır. Sığınmacılara mülteci olma hakkı verilmesi gerekir.”
Röportaj: Ömer İbrahimoğlu
