Suriye’nin batısında “sahil bölgesi” olarak bilinen Lazkiye ve Tartus vilayetleri ile Hama ve Humus’un kırsal bölgelerinde Alevilere yönelik 6-9 Mart’ta yaşanan etnik temizlik saldırılarını soruşturan komite, ön raporunu 22 Temmuz’da açıkladı.
Soruşturma ve Gerçekleri Araştırma Komitesi, başkent Şam’da düzenlediği basın toplantısında, 6 Mart’ta başlayan çatışmaların ardından 200 binden fazla silahlı kişinin bölgeye akın ettiğini belirtti.
Gerekçeleri “devleti desteklemek ve sahili eski rejim kalıntılarından kurtarmak” olarak açıklayan komite, bu grupların 1426 Alevi sivili katlettiğini tespit etti. Yargıya teslim edilen suçlu listesinde ise 298 isim yer alıyor.
“Görevimiz tamamlandı”
Soruşturma ve Gerçekleri Araştırma Komitesi, ihlallerin sistematik olmadığını ve askeri çatışmalardan bağımsız şekilde gerçekleştiğini öne sürdü. Ancak Reuters gibi uluslararası haber ajansları, söz konusu olaylarda Savunma Bakanlığı’na bağlı yetkililerin doğrudan öldürme talimatları verdiğini aktarmıştı.
Komite ayrıca, gizlilik gerekçesiyle suçluların isimlerini açıklamaktan kaçındı. Bu durumu eleştirenler, komitenin şeffaflıktan uzak kaldığını, davayı sulandırmaya çalıştığını ve olayları iktidarın bakış açısından yansıttığını öne sürüyor.
Soruşturma sonuçları, ülkenin kritik bir döneminde açıklandı. Suriye’nin güneyindeki Dürzi çoğunluklu Süveyda kentinde 13 Temmuz’da başlayıp günlerce süren saldırılar sonucunda çok sayıda ihlal yaşandı. 21 Temmuz’da yürürlüğe giren ateşkesin ardından, ihlallere ilişkin yeni detaylar ortaya çıkmaya devam ediyor. Sahil Katliamı’nı anımsatan mezhepçi cinayetler, saldırılar ve aşağılamalar nedeniyle binlerce sivil öldürüldü, yaralandı, onuru zedelendi ve yerinden edildi.
Öte yandan, Sahil Katliamı’na ilişkin soruşturma süreci en yoğun dönem olarak öne çıksa da, olaylardan önce ve sonra da ihlallerin sürdüğü bildiriliyor. İki gün önce Tartus’ta, güvenlik güçlerinin bir kontrol noktasında Alevi bir sivilden “havlamasını” istediği, bunu reddettiği için silahın dipçiğiyle kafasına vurularak öldürüldüğü belirtildi. Tüm bu gelişmeler, yönetimin ihlalleri durdurma niyetini ve yeterliliğini sorgulatıyor. Ayrıca benzer soruşturma komitelerinin etkinliği konusunda da şüphe yaratıyor.
İnsan hakları ağları ve hukukçular nasıl değerlendirdi?
bianet’e konuşan insan hakları alanında çalışan avukat ve aktivist Hadi Bazghlan raporun birçok açıdan yetersiz ve çelişkili olduğunu savundu. Raporda duygusal ve taraflı bir dil kullanıldığını söyleyen Bazghlan, Esad yanlısı unsurların saldırılarının abartılı şekilde yansıtıldığını, buna karşılık diğer ihlallerin ‘duygusal’ ve ‘anlaşılır’ bir zemine oturtulduğunu belirterek şu soruları sordu:
“300 kadar Esad yanlısı, sahilin tamamında nasıl kontrol kurdu? Madem bu kadar etkiliydiler, neden 200 bin savaşçı bölgeye sevk edildi? Farklı şehirlerden gelenler yolda nasıl engellenmedi? Madem silahlar sadece devlette olacak, bu insanlar ellerinde silahlarla ülkenin bir ucundan diğerine nasıl serbestçe hareket etti?”
Komisyonun yaşanan ihlalleri “intikam” olarak nitelendirmesine tepki gösteren Bazghlan, öldürülen kadın ve çocukları örnek göstererek mezhepçi saldırganlığın göz ardı edildiğini ifade etti.
“Şu an en büyük düşmanımız mezhepçilik”
Avukat Bazghlan ayrıca, komitenin suçlu olarak belirlediği isimleri açıklamamasını eleştirdi, “Reuters bir ay önce yayınladığı raporda saldırılardan sorumlu 10 farklı Selefi cihatçı grubun adını verdi, 40 ayrı konumda ihlaller tespit etti. Bu gizlilik niye? Suriye halkının çocuklarını kimin öldürdüğünü öğrenme hakkı yok mu?” dedi.
Bazghlan, “Cesur olup kabul etmek zorundayız: Şu an en büyük düşmanımız mezhepçiliktir. Bu canavara karşı hep birlikte el ele savaşmamız, olayların üzerini örterek pembe bir tablo çizmeye çalışmaktan çok daha faydalı olacaktır,” ifadelerini kullandı.
