Fransa’da Başbakan François Bayrou, parlamentoda güvenoyu alamayarak düştü. 364 oyla reddedilen Bayrou, istifasını sunacak.
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “önümüzdeki günlerde yeni bir başbakan atanacağını” duyurdu. Böylece kısa vadedemeclisin feshi ihtimali rafa kaldırıldı.
15 Temmuz’dan 10 Eylül’e
Bayrou’nun düşüşü, 15 Temmuz’da açıklanan 2026 bütçesi ve kemer sıkma planlarının ardından büyüyen öfkenin siyaset sahnesine yansıması oldu.
Macron’un kurduğu ilk azınlık hükümeti olan Barnier hükümetinin düşüşü, sağ içi manevralar ve aşırı sağın taktik oyunlarıyla açıklanmıştı. Bu kez ise işçi sınıfının ve emekçi halkın tepkisi belirleyici oldu. 10 Eylül için hazırlanan grev ve eylem çağrıları, hükümete arkasındaki desteği kaybettirdi.
Macron sıkışıyor
Bir yıl içinde üçüncü başbakanını kaybeden Macron, artık doğrudan öfkenin hedefinde. ‘Beşinci Cumhuriyet’in istikrar sağlama iddiası ciddi biçimde sarsılmış durumda. Fransa sermaye sınıfının basınında dahi “rejim krizi” tartışması gündemde.
Macron’un önünde birkaç seçenek var: Sağcı isimlere dayanarak yeni bir hükümet kurmak, Sosyalist Parti (PS) ve Yeşiller gibi partilerin desteğini almak için sembolik vergi vaatleri sunmak ya da aşırı sağın desteğini devreye sokmak. Ancak hangi formül seçilirse seçilsin, böyle bir hükümetin de ömrü uzun olmayacak.
Siyasi manevralar
Fransa Komünist Partisi (PCF) Lideri Fabien Roussel, Macron’a “soldan bir başbakan” ataması çağrısı yaptı. Yeşiller ve Sosyalist Parti de benzer bir tutum aldı. Ancak Sosyalist Parti, daha kararlı bir şekilde konuşarak, son seçimlerde Yeni Halk Cephesi (NFP) adı altında ittifak kurduğu Boyun Eğmeyen Fransa Partisini (LFI) dışladıklarını, meclisi baypas etmeyeceklerini ve her yasa önerisinde müzakere arayacaklarını açıkladı. LFI ise Macron’un doğrudan istifasını talep ederek meclise gensoru sunacağını duyurdu.
Macron’un partisi Cumhuriyetçiler (LR), hükümette olmalarına rağmen partinin 13 milletvekili güven oylamasında hayır diyerek Bayrou’nun düşmesini destekledi. Bu durum, partinin kendi içindeki çatlakları gösterirken, liderlerin kişisel stratejisinin parti politikasının önüne geçtiğini ortaya koyuyor. Belediye seçimleri ve 2027 Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştıkça orta sağ bloğun ittifakının ne kadar zayıf olabileceğini gösteriyor.
Asıl güç sokakta
Bayrou’nun düşüşünde rol oynayan şey, emekçilerin öfkesinin siyaset sahnesine yansıması oldu. Şimdi bu enerjinin işyerlerinde, sokaklarda ve grevlerde örgütlenmesi belirleyici olacak.
10 Eylül’deki “Her şeyi durdur” gününde enerji işçileri, ulaştırma emekçileri, RATP ve SNCF çalışanları, hastanelerde sağlık emekçileri grev ve eylemlere hazırlanıyor. 18 Eylül’deki eylem günü de tabandan gelen bu dinamizmle birleşirse gerçek bir dönemeç olabilir.
