Halkların Demokratik Kongresi (HDK) soruşturması nedeniyle 22 Şubat’tan beri Marmara (Silivri) Cezaevinde tutuklu bir şekilde tutulan gazeteci Ercüment Akdeniz’in 23 Ekim’de ikinci duruşması yapılacak.
Suçlamalar Ercüment Akdeniz’in gazetecilik ve siyasi faaliyetlerini hedef alıyor. Gazetecilik yapmak, toplantılara katılmak, telefon görüşmeleri yapmak onun işinin bir parçası olduğu halde suç gibi gösteriliyor.
Ercüment Akdeniz, göçmen, mülteci ve işçi hakları üzerine çalışan bir gazeteci ve yazar. Bu konularda yazılmış 5 kitabı, sayısız makalesi var. Kitaplarının isimleri:
- Suriye Savaşının Gölgesinde: Mülteci İşçiler
- Ölüm Koridorundan Mülteci Pazarlığına: Sığınamayanlar
- En Güzel Şarkı
- Göçmen Emeğinin Küresel Devinimi: Sekizinci Kıta
- Göç ve Belediyeler, İktidar ve Muhalefet Perspektifleri
Ercüment Akdeniz’in kitaplarında ve makalelerinde ortaya koyduğu düşünceler ile ilgili olarak Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı ve Enternasyonal Dayanışma aktivisti Yıldız Önen’e sorularımızı yönelttik.
Soru: Ercüment Akdeniz “Suriye Savaşının Gölgesinde: Mülteci İşçiler” kitabında, mülteci ve göçmen emeğini sınıfsal bir perspektifle ele alıyor. Bugün Türkiye’deki göçmenlerin artışıyla birlikte tablo nasıl değişti? Sermaye, ucuz göçmen emeğini bir “sistem unsuru” haline mi getirdi?
Akdeniz’in de belirttiği gibi sermaye açısından göçmen işçiler sistemin yedek işgücü ordusu olarak konumlandırılıyor. Suriyeli, Afrikalı, Afgan ve diğer ülkelerden gelen göçmen işçiler, kayıt dışı, güvencesiz ve düşük ücretli işlerde çalıştırılıyor. Türkiye özelinde, bu durum Suriyelilerin gelişiyle genişledi; bu işçiler özellikle tarım, inşaat, tekstil, atık toplama ve hizmet gibi sektörlerde yoğunlaşıyor.
Göçmen emeği sermaye tarafından “geçici, ucuz ve sözleşmesiz” biçimde kullanılarak yerli işçi pazarı üzerinde baskı aracı haline geliyor. Bu da sınıfsal eşitsizlikleri derinleştiriyor.
Soru: Türkiye’de mültecilerle ilgili tartışmalar son yıllarda giderek daha milliyetçi ve güvenlikçi bir zemine kaydı. Bu dönüşümü nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Türkiye’de göç tartışmalarını insani ve sınıfsal bir zemine geri döndürmek mümkün mü?
Bu dönüşüm, göçmenlerin ‘insan’ olarak değil ‘yük’, ‘tehdit’ ya da ‘rekabet unsuru’ olarak görülmesini beraberinde getirdi. Güvenlikçi söylem, ırkçılık ve milliyetçilikle birleşerek göçmenlerin haklarının ve emeklerinin görünürlüğünü azaltıyor.
Ancak sınıfsal bir zemine dönmek, imkânsız değil: yerli işçilerle göçmen işçilerin ortak çıkarları vurgulanabilir; emek, ücret, iş güvenliği gibi talepler üzerinden bir dayanışma ağı kurulabilir. Akdeniz bunu “yerli ve göçmen yoksulların talepleri birleşmeli” şeklinde ifade ediyor.
Dönüşüm zor ama yapılabilir — ancak bunun için özellikle göçmen işçilerle birlikte çalışan sendikalar, sivil toplum örgütleri, dayanışma ağları gerekiyor.
Soru: Akdeniz “Göç ve Belediyeler, İktidar ve Muhalefet Perspektifleri” kitabında, yerel yönetimlerin göç politikalarını ele alıyor. Sizce Türkiye’de belediyeler, göçmenlerin kente uyumunda bir “çözüm” üretebilecek kapasiteye sahip mi, yoksa merkezi iktidarın politikalarının gölgesinde mi kalıyorlar?
Akdeniz, yerel yönetimlerin göçmenler konusunda “yardım dağıtan”, “geçici müdahale eden” rolünde kaldığını söylüyor; asıl toplumsal uyum, katılım ve eşit vatandaşlık konularında görev üstlenmediklerini vurguluyor.
Belediyelerin kapasitesi mevcut durumda sınırlı: İdari ve mali özerklikleri kısıtlı, göçmenlerle ilgili entegre bir strateji ve kaynak ayırma düzeyleri yeterli değil. Ama gene de yapabilecekleri var. Yapılması gerekenler arasında şunlar yer alıyor:
- Göçmenlerin yerel hizmetlere erişiminin kolaylaştırılması (eğitim, sağlık, dil desteği)
- Yerel iş piyasasına katılım desteği ve kayıt dışı çalışmanın önlenmesi
- Yerli ve göçmen işçiler arasında dayanışmayı güçlendirecek kamusal programlar
- Yerel düzeyde ırkçılıkla mücadele stratejileri geliştirilmesi
Bu açılardan bakıldığında, belediyeler potansiyele sahip ama “politik irade” ve “kaynak” eksikliğiyle karşı karşıya.
Soru: Akdeniz’in saha araştırmalarında, mültecilerin yaşadığı sömürü ve dışlanmanın, aynı zamanda yerli işçilerin güvencesizliğiyle de bağlantılı olduğu vurgulanıyor. Sizce göçmen ve yerli işçilerin ortak hak mücadelesi mümkün mü, nasıl gerçekleştirilir?
Yerli ve göçmen işçiler “aynı üretim bantlarında, aynı güvencesiz koşullarda” çalışıyor ve bu gerçeklik işçi sınıfının birliği için bir fırsat sunuyor.
Ortak mücadele için üç ana strateji öne çıkıyor:
- Emek örgütlerinin göçmen işçileri de kapsayacak biçimde yapılandırılması (örgütlenme, sendikalaşma, eşit haklar)
- İş piyasasında göçmen/yerli ayrımcı uygulamalara karşı kampanyalar yürütülmesi
- Sınıf temelli taleplerin (ücret, iş güvenliği, sosyal haklar) göçmen/yerli tüm işçileri kapsayacak şekilde şekillendirilmesi.
Bugün emek hareketi için, göçmen işçilerin sorunlarını “öteki” olarak değil “aynı sınıfın parçası” olarak görme yönünde bir değişim var. Burada sendikalar ve sosyal hareketlerin dayanışma kültürünü pekiştirmesi büyük rol oynuyor.
Soru: “Göçmen Emeğinin Küresel Devinimi: Sekizinci Kıta” adlı kitabında Akdeniz, göçmenliği küresel kapitalizmin ürettiği bir sonuç olarak değerlendiriyor. Bu açıdan bakıldığında, sizce Türkiye gibi geçiş ülkeleri, küresel göç rejiminin hangi “rolünü” üstleniyor?
Türkiye’nin rolü, Akdeniz’in dediği gibi, “göçmen akını için bekleme odası”, “sözleşmeli işçi kaynağı” ve “geri kabul deposu” gibi bir geçiş ülkesi kimliğiyle biçimlenmiş durumda.
Bu yapı, küresel göç rejiminin bir parçası olarak sermayeye ucuz emek, devletlere de göç yönetimi üzerinden stratejik avantaj sağlıyor. Bunun insani bir biçime dönüştürülmesi mümkündür, ama şartları vardır. Bunun için;
- Göçmenlerin tam çalışma ve sosyal haklara erişimi sağlanmalıdır.
- Türkiye-AB gibi tüm aktörler arasında adil göç yükü paylaşımı mekanizmaları kurulmalıdır.
- Göçmenler “geçici işgücü” olarak değil “eşit haklı bireyler” olarak tanınmalıdır.
Bu dönüşüm için yalnızca yerel değil uluslararası düzeyde politika değişimi gerekli.
Sonuç olarak, yukarıda da görüşlerini açıklamaya çalıştığımız gibi, Ercüment Akdeniz, araştırmacı gazeteci kimliği ile göçmenler, mülteciler, işçiler ve ezilen dışlanan tüm insanlar için çaba gösteren bir kişidir. Hapiste tutulması haksızlıktır. Derhal salıverilmelidir.
