Bursa Yenişehir’de ezilenlerin birleşik mücadelesi tartışıldı

25 Ekim Cumartesi günü Enternasyonal Dayanışma tarafından Bursa’nın Yenişehir ilçesinde iki oturumlu bir etkinlik düzenlendi.

Eğitim Sen ilçe temsilciliğinde gerçekleştirilen etkinliğe ilgi büyüktü. Eğitim emekçilerinin yanı sıra farklı sektörlerden ve sendikalardan işçiler, göçmenler, Kürtler, kadınlar, sosyalistler bir araya gelerek; adil bir dünyanın ne demek olduğunu, Kürt sorununu, barış sürecini, kadınların ezilmişliğini, toplumdaki yoksulluğu, bütün bu sorunlara karşı nasıl birlikte mücadele etmemiz gerektiğini tartıştılar.

Etkinliğin açılışını yapan Eğitim Sen Yenişehir temsilcisi ve Enternasyonal Dayanışma üyesi Şafak Ayhan tartışmalara katılan herkese teşekkür etti.

Kapitalizmden adalet talep etmek yanlıştır, onu yıkmak gerekir

İlk oturumda Felsefelogos Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Sinan Özbek “Kapitalizm adil midir? Karl Marx’ta adalet sorunu” konusunda bir sunum yaptı.

Marksist gelenekte adalet tartışmalarına değinen Özbek, Marks’ın “her üretim ilişkisi kendi adaletini uygular. Kapitalizmden adalet talep etmek yanlıştır, onu yıkmak gerekir” yaklaşımını benimsediğini açıkladı.

Sözlerine şöyle devam etti:

“Marx’ın, kapitalizm adil midir sorusuna verdiği yanıt konusunda felsefeciler çeşitli yorumlar yapmaktadırlar. Bazıları Marx’ın Kapitalizmin adil olmadığını düşündüğünü söylerler. Ama bence Marx kapitalizm konusunda şöyle düşünmektedir: Kapitalizm, bir üretim biçimi olarak yapması gerekenleri yapmıştır ve yapmaya devam etmektedir. Bu anlamda kapitalizm adaletlidir. Ama yaptıkları elbette işçilerin hayatını cehenneme çevirmektedir. O halde kapitalizmden adalet bekleyemeyiz, bu reformcuların bakış açısıdır. Sosyalistler, kapitalizmin yıkılmasını savunmalıdır, işçiler için adaletli olacak olan budur.”

Sinan Özbek, alt yapı üst yapı konusunda da Marksistler arasındaki bir tartışmayı hatırlattı ve alt yapının üst yapı üzerindeki belirleyiciliğinin “son tahlilde” olduğunu, bunu Marx’ın özellikle her yazısında altını çizerek belirttiğini söyledi. Daha sonra Engels’in de bu konuda “hata yaptık, alt yapının rolüne vurguya fazla yaptık” dediğini söyledi.

Özbek, Marx’ın her hangi bir üretim tarzının adil olup olmadığına bakmak için kendi sistemine uygun olup olmadığına baktığını, sistemin işleyişine uygun olduğu sürece kapitalizmin de adil olduğunu düşündüğünü anlattı.

Özbek, ‘kapitalizmden adalet talep etmek yanlıştır, onu yıkıp yerine yeni bir üretim tarzı kurduğumuzda, “herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre” ilkesi ile bir düzen kurduğumuzda, kendi adaletimizi sağlayabileceğimizi’ belirtti.

Savaşa, şiddete karşı olmamız gerekir

İkinci oturumda üç konuşmacı sunum yaptı. Bursa Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Derya Şimşek Aksakal “Filistinli ve mülteci kadınlarla mücadelemiz ortak” konulu bir sunum yaptı.

Aksakal, savaşlarla soykırımlarla ve patriyarkanın dayatmalarıyla yok sayılan, ırkçılığa maruz kalan ve öldürülen kadınların etnik kimlik gözetilmeksizin egemen sınıflara karşı verilebilecek ortak mücadelesinin yollarını anlattı.

Sunumundan başlıklar şöyle:

“Savaşların en büyük yükü kadınların üzerine yıkılıyor, felaketleri kadınlar ve çocuklar yaşıyorlar. Ama bundan daha da büyük bir sorun, kadınların yaşadığı bu felaketlerin görünmez oluşu.

Savaşlar sonunda göç eden mülteci kadınlar, göç ettikleri yerlerde daha büyük trajedilerle karşılaşabiliyorlar. Gittikleri yerlerde her an saldırılara maruz kalabiliyorlar.

Mülteci çocuklar ve yaşlılar da çeşitli saldırganlıklara, baskılara, ayrımcılıklara maruz kalıyorlar.

Yanlış kullandığımız bir dil mültecilerin daha da içine kapanmasına yol açabiliyor.

İsrail’in uyguladığı soykırımın en büyük zararı Filistinli kadınlara ve çocuklara oldu. Savaştan öte açlıkla susuzlukla mücadele etmeye çalıştılar. Çocukların eğitim hakkı, savaş ortamında kolayca vaz geçilir oldu. Mülteci çocukların içine kapanıklığını okullarda her zaman gözlemliyoruz.

Savaşa, iklim krizine yol açtığı için de karşı çıkmalıyız.

Ukrayna’da, Afrika’da, Filistin’de yaşanan bütün savaşlara karşı çıkmalıyız.”

Hakların ve özgürlüklerin kazanılması için barış süreci önemli bir ortam sağlayacaktır

Enternasyonal Dayanışma’dan Ozan Tekin ”İşçi sınıfı içinde barışı tartışmak” konusunda sunum yaptı. Sunumundan başlıklar şöyle:

“Kürt sorunu, Kürt halkının varlığının, dilinin, kimliğinin, eşit yurttaşlık hakkının yok sayılmasıdır. 100 yıldır çeşitli isyanlara yol açmış, son 40 yılda ise çok daha acılı bir süreç yaşanmıştır.

Son 20 yıldır aslında Kürt sorunu ile ilgili çeşitli gelişmeler yaşandı. Erdoğan Kürt sorunundan bahsetti, Kürtlerin varlığı kabul edildi, çeşitli adımlar atıldı. Şimdi siyaseten kabul edilmesi ve anayasal düzlemde bu sorunun çözülmesi gerekiyor.

Şimdiki barış süreci, özellikle Suriye’de ve Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerden kaynaklı başladı. Devlet, kendi bekası için Kürtlerle barışmak istiyor. Aksi takdirde İsrail’in adım atacağını düşünüyor.

Sürecin dış kaynaklı başladığına inanılıyor olması ve MHP eliyle yürütülmesi toplumsal desteğini zayıflatıyor.

Yine de toplumda bir tartışma başladı. Kürt halkı zaten bütün kurumları ve kitlesi ile bu tartışmaya katıldı. Bir barış masasının kuruluyor olması, özgürlük isteyen bütün kesimler için de olumlu bir adım.

Ezen ulus milliyetçiliğini reddediyoruz. İşçi sınıfının içinde de barış, Kürt-Türk bölünmesini önleyecek, bütün işçilerin aynı safta mücadele etmesini sağlayacaktır. Bolşevikler benzer bir şekilde, Ekim Devrimi sırasında Rusya’daki tüm farklı etnik işçileri bir araya getirdiler, biz de Kürt-Türk bütün işçilerin birlikte mücadelesini savunuyoruz. Bunun için “kendi kaderini tayin hakkına” sonuna kadar sahip çıkıyoruz.

Bütün bunların yanı sıra, Türkiye’de giderek artan bir otoriterleşmenin yaşandığını biliyoruz. Erdoğan ve çevresi için iktidarda kalmak artık bir ölüm kalım konusu haline geldi.

CHP üzerindeki gayri meşru, antidemokratik uygulamalara rağmen barış süreci nasıl ilerleyecek, bunu da ele almalıyız. Özgür Özel, barış süreci konusunda da olumlu tutumlar sergiliyor, ama CHP’nin bir egemen sınıf partisi olduğunu unutmamalıyız. CHP’ye demokrasi mücadelesinde koşullu destek verebiliriz.

Barış sürecinin AKP ile yürütülüyor olması sorun olmamalı, bu konuda CHP bile uğradığı saldırılara rağmen barış sürecine sahip çıkıyor. Barış sürecini biz de destekliyoruz, işçi sınıfının haklarının ve toplumsal özgürlüklerin kazanılması için barış süreci önemli bir ortam sağlayacaktır.

Bu düzeni emekle, ortak hayalle, dayanışma ile değiştireceğiz

Yenişehir Emek ve Demokrasi platformundan Erkan Erdem, Görünmeyenler, güvencesizler, işçi sınıfının yoksullukla mücadelesi konusunda sunum yaptı.

Konuşmasının başında, Yenişehir’de bu tip toplantıları yıllardır yapmaya devam eden Enternasyonal Dayanışma’ya ve Şafak’a özellikle teşekkür etti.

Konuşmasından bazı satırbaşları şunlar:

“Prekarya; güvencesiz çalışan, sosyal hakları olmayan, esnek çalışan çeşitli mesleklerden işçilerden oluşuyor. Bunların sayısı son yıllarda hızla artıyor. Türkiye’de 11 milyon işçi bu şekilde çalışıyor. Ayrıca 5 milyon genç ne okulda okuyor ne işte çalışıyor.

Bu milyonlarca insan geçici işlerde, yarın işinin olup olmayacağını bilmeden çalışıyor. Bunların emeklilik diye bir hayalleri bile yok. Çünkü kayıtlı işçi değiller. Bu işçi kitlesi bir sendikaya üye olamadığı için örgütlenme konusunda da işçi sınıfının önemli bir kaybı.

Geleceksiz kalan, işsiz kalan milyonlarca genç çeteleşerek, suç şebekeleri oluşturabiliyor. Bu krizi konuşmamız şart. Çaresiz değiliz: Örgütlenebiliriz. Mahallerde komiteler, dayanışma grupları, kooperatifler kurabiliriz. Siyasi olarak mücadele edebiliriz.

Asgari ücret artık bir yaşam ücreti değil, açlık sınırının bile altında bir ücret. Yoksulluk ekonomik değil, politik bir meseledir. Yasaların değiştirilmesi için çaba gösterebiliriz. Temizlik işçisi, çağrı merkezi çalışanı, kurye vb güvencesiz çalışan milyonlarca insanın yalnız olmadığını göstermeliyiz.

Yoksulluğa razı olmayacağız, görünmez kalmayacağız, güvencesiz yaşamayacağız. Birlik olacağız. Bu düzeni emekle, ortak hayalle, dayanışma ile değiştireceğiz.”

Birleşik mücadele, ezilenlerin her türlü mücadelesine katkı ve destek vermek demektir

Oturumlarda tartışmalar, salondan katılımcıların katkı ve soruları ile devam etti. Kapanışta bütün konuşmacılar, birleşik mücadelenin önemine vurgu yaptılar. Bulunduğumuz her yerde, her türlü mücadeleye katılmamızın veya destek vermemizin önemli olduğu, birleşik mücadelenin bu şekilde gelişeceği belirtildi.

Bütün bu mücadele alanları içinde işçi sınıfının birleştirici ve harekete geçirici bir güç olduğu, bu nedenle sendikal ve politik mücadelenin önemine de özel olarak vurgu yapıldı.

Yazar

You May Also Like

Biz kimiz?

Enternasyonal Dayanışma, işçi sınıfının kolektif ve kitlesel mücadelesiyle dünyanın daha eşit, adil ve özgür bir yere dönüşeceğini savunan…