Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı: “Daha kaç göçmen sularda hayatını kaybedecek?”

Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı, Muğla’nın Bodrum açıklarında 24 Ekim gecesi batan teknede en az 17 mültecinin hayatını kaybetmesi üzerine İstanbul Beyoğlu’ndaki İnsan Hakları Derneği (İHD) binasında basın toplantısı düzenledi. Toplantıda “Daha kaç göçmen sularda hayatını kaybedecek” yazılı pankart açıldı.

Basın metnini okuyan Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı üyesi Yıldız Önen, yaşanan felaketin sadece bir tekne kazası değil, sınır politikalarının ve vicdansız göçmen rejiminin sonucu olduğunu söyledi.

“Bu bir göçmen değil, sınır krizidir”

Önen, hayatta kalan göçmenlere ilişkin yetkililerden net bir açıklama yapılmadığını belirterek, “Kurtulanların Geri Gönderne Merkezi’ne mi gönderildiğini, hukuki destek alıp almadıklarını ya da sınır dışı edilip edilmediklerini bilmiyoruz. Bu trajik olay bir ‘tekne kazası’ değil, kâr odaklı güvenlik politikalarının ve insan onurundan çok kârı önceleyen neoliberal düzenin sonucudur. Bu bir göçmen krizi değil, bir sınır krizidir” dedi.

“Devletler insanı değil, sınırları koruyor”

Avrupa Birliği’nin sınırları korumaya milyonlarca avro ayırarak göçmen ölümlerinin doğrudan faili haline geldiği vurgulayan Önen, “Her yıl binlerce insan, AB’nin ‘dış sınırlarını koruma’ adına Akdeniz’in derinliklerinde ölüyor. Bu ölümler politika kaynaklı, önlenebilir ölümlerdir” diye konuştu.

Önen, “Hiç kimse yasadışı değildir” diyerek, göçmenlerin sınırları aşma çabalarının “yaşam hakkını savunma mücadelesi” olduğunu ifade etti. Göçmenlerin barınma, eğitim, sağlık ve çalışma haklarından mahrum bırakıldığını hatırlatan Önen, “Bu trajedi, Türkiye ve Avrupa’nın göç politikalarının insan hayatını ne kadar değersizleştirdiğinin kanıtıdır” dedi.

“Sınırların değil, insanların yaşamasını istiyoruz”

İnsanları korumak yerine sınırları koruyan sistemlerin çöktüğü dile getiren Önen, “Herkesin özgürce hareket edebildiği, ama kimsenin hareket etmeye zorlanmadığı bir dünya istiyoruz. Bodrum’da, Akdeniz’de, Edirne’de kaybedilen her can hepimizin ortak utancıdır” diye ekledi.

Önen, Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı’nın taleplerini şu şekilde sıraladı;

  • Türkiye ve Avrupa Birliği, geri kabul anlaşmasını derhal feshetmeli, insanları ölüm koridorlarına sürükleyen bu işbirliğini sonlandırmalıdır.
  • Türkiye ve AB, göçmenler için insani koridorların açılması ve vize düzenlemelerinin kolaylaştırılması da dahil olmak üzere güvenli ulaşım yollarının oluşturulması için derhal diplomatik görüşmelere başlamalıdır.
  • Türkiye’nin 1951 Mülteci Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi sınırlama kaldırılmalı, topraklarında sığınma talep eden herkese insan onuruna yakışır eşit ve etkili bir koruma sağlanmalıdır.
  • Göçmenleri, “kaçak” veya “yasadışı” olarak yaftalamaktan vazgeçilmeli; Göçmenlere yönelik nefret söylemi ve ayrımcı uygulamalar derhal son bulmalıdır.
  • Denizde ve karada arama-kurtarma faaliyetleri insan hakları çerçevesinde yürütülmeli, “geri itme” (pushback) politikalarına son verilmelidir.
  • Göçmen ölümleriyle ilgili bağımsız bir soruşturma yürütülmeli, sorumlular kamuoyuna açıklanmalıdır.
  • Türkiye otoriteleri, göçmenlerin güvenli ve yasal geçiş hakkı taleplerine kulak vermeli ve baskılayıcı tutumundan vazgeçmelidir.

Basın açıklamasının tam metni şöyle:

Sınırlar Öldürür, Sessizlik Öldürür!

24 Ekim gecesi Muğla’nın Bodrum açıklarında batan bir teknede en az 17 göçmen hayatını kaybetti, iki kişi kurtarıldı. Hayatta kalan göçmenlerin ifadelerine göre teknede 18 kişi bulunuyordu; ancak arama kurtarma çalışmaları devam ettiği için bu sayının daha yüksek olabileceği tahmin ediliyor.

Hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı diliyoruz.

Yetkililer yaşananlara dair net bir açıklama yapmadığı için tüm detayları bilmiyoruz. Hayatta kalanlar bir Geri Gönderme Merkezi’ne (GGM) gönderildi mi? Hukuki desteğe erişimleri oldu mu? Yoksa sınır dışı mı edildiler?

Muğla Valiliği’nden yapılan açıklamaya göre, olay 24 Ekim’de 112 Acil Çağrı Merkezi’ne gelen ihbar üzerine ortaya çıktı. Kurtarılan göçmenin ifadesine göre, Bitez bölgesinden lastik botla yola çıkan göçmenler, botun su almaya başlamasının ardından yaklaşık 10 dakika sonra denize düştü.

Bu trajik olay sadece bir “tekne kazası” değil, sınır politikalarının ve vicdansız göçmen rejiminin sonucudur.

Bugün Bodrum kıyılarında kaybettiğimiz insanlar ne denizi bir “macera” olarak seçtiler, ne de ölüm riskini göze alacak kadar “umursamadılar”. Yaşam hakkını gasp eden ve sınırları duvarlar ve dikenli tellerle örerek insanlığı boğan bir sistemin kurbanı oldular.

Bu bir göçmen krizi değil, bir sınır krizi!

Bu tür ölümler, medyada sıkça dile getirildiği gibi tekne “kazaları” değil, kâr odaklı güvenlik politikalarının ve insan onurundan çok kârı ön planda tutan neoliberal politikaların sonucudur.

Bu trajediler, devletlerin insanları korumak yerine sınırlarını korumayı tercih ettiği bir sistemin başarısızlığıdır. AB’nin göçmenlerin hayatlarını korumak yerine sınırlarını korumaya milyonlarca avro ayırması, bu ölümlerin doğrudan nedenidir. Güvenlikleştirilmiş sınır politikalarından faydalanan şirketler, çoğu zaman Küresel Güney’de terör ve yerinden edilmeye yol açan silahları serbestçe satan şirketlerle aynıdır.

Bodrum’daki bu felaket, Akdeniz’in bitmek bilmeyen hikâyesidir.

Her yıl binlerce insan “AB’nin dış sınırlarını koruma” adına denizin altına gömülüyor. Uluslararası Göç Örgütü’nün verilerine göre, 2014’ten bu yana sadece Orta Akdeniz’de 23.000’den fazla göçmen hayatını kaybetti veya kayboldu. Bu ölümler “kaza” değil, politika kaynaklı ölümler, yani önlenebilir nitelikte.

Yıllardır tekrarlıyoruz:

Hiç kimse “yasadışı” değildir!

Yaşanan bir “göçmen krizi” değil, sömürüye, baskıya ve savaşa dayalı bir sistemin işleyişidir. İnsanların sınırları aşma çabaları, yaşam hakkını savunma mücadelesidir.

Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı olarak tekrar vurguluyoruz: Bu trajedi, Türkiye ve Avrupa’nın göç politikalarının insan hayatını ne kadar değersizleştirdiğinin acı bir kanıtıdır. Göçmenler yıllardır barınma, çalışma, eğitim ve sağlık haklarından mahrum bırakılıyor; yasal yollar kapatıldığı için ölüm cezasına çarptırılıyorlar.

İnsanları korumak yerine sınırları koruyan sistemlerin çöktüğünü biliyoruz. Herkesin özgürce hareket edebildiği, ancak aynı zamanda kimsenin hareket etmeye zorlanmadığı bir dünyayı savunuyoruz. Akdeniz’in ortasında, Bodrum’da, Edirne’de kaybedilen her can, içimizden bir parçayı götürüyor. Bu ölümler artık sıradan bir haber değil, hepimizin ortak utancı.

Taleplerimiz açıktır:

  • Türkiye ve Avrupa Birliği, geri kabul anlaşmasını derhal feshetmeli, insanları ölüm koridorlarına sürükleyen bu işbirliğini sonlandırmalıdır.
  • Türkiye ve AB, göçmenler için insani koridorların açılması ve vize düzenlemelerinin kolaylaştırılması da dahil olmak üzere güvenli ulaşım yollarının oluşturulması için derhal diplomatik görüşmelere başlamalıdır.
  • Türkiye’nin 1951 Mülteci Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi sınırlama kaldırılmalı, topraklarında sığınma talep eden herkese insan onuruna yakışır eşit ve etkili bir koruma sağlanmalıdır.
  • Göçmenleri, “kaçak” veya “yasadışı” olarak yaftalamaktan vazgeçilmeli; Göçmenlere yönelik nefret söylemi ve ayrımcı uygulamalar derhal son bulmalıdır.
  • Denizde ve karada arama-kurtarma faaliyetleri insan hakları çerçevesinde yürütülmeli, “geri itme” (pushback) politikalarına son verilmelidir.
  • Göçmen ölümleriyle ilgili bağımsız bir soruşturma yürütülmeli, sorumlular kamuoyuna açıklanmalıdır.
  • Türkiye otoriteleri, göçmenlerin güvenli ve yasal geçiş hakkı taleplerine kulak vermeli ve baskılayıcı tutumundan vazgeçmelidir.

Bodrum’da, Edirne’de, Akdeniz’in ortasında kaybolan her bir yaşam, bizden bir parça alıyor. Bu ölümler artık sıradan bir haber değil, kolektif utancımızdır.

Sınırların değil, insanların yaşamasını istiyoruz.

Göçmenlerin denizlerde değil, adalet içinde, onurlu bir yaşamda var olmasını istiyoruz. Yaşasın sınır ötesi dayanışma!

Sınırlara hayır. Güvenli, insani geçiş yolları açılsın!

GÖÇMEN MÜLTECİ DAYANIŞMA AĞI

Yazar

You May Also Like

Biz kimiz?

Enternasyonal Dayanışma, işçi sınıfının kolektif ve kitlesel mücadelesiyle dünyanın daha eşit, adil ve özgür bir yere dönüşeceğini savunan…