Binlerce kişinin kararlı duruşuyla yıllardır devam eden yasak aşıldı ve 25 Kasım eyleminde kentin merkezinde İstiklal Caddesi boyunca yürüyüş gerçekleştirildi.
Tüm yasaklara rağmen dün 17.30 itibarıyla kadın ve LGBTİ+’lar Tünel Meydanı’na doğru ilerledi, 18.40 itibarıyla ise “Jin jiyan azadî” sloganıyla eyleme başladılar.
Bianet‘ten Evrim Kepenek’in haberine göre, eylemde “Filistin’de direnen kadınlara bin selam”, “Affetmek yok; başka canımız yok”, “Çalışma, nafaka, miras haklarımızdır: Ayağa kalk!” dövizleri öne çıkarken sık sık “Asla yalnız yürümeyeceksin” sloganı atıldı. Eylemde, “haklarımızdan vazgeçmiyoruz” mesajı yükseldi.
Eylemde açılan ana pankartta, “Aile, ahlâk dediniz; sömürdünüz, katlettiniz. Erkek-devlet şiddetine karşı kadınlar isyanda” ifadeleri yer aldı.
Saat 20.15 civarı İstiklâl Caddesi üzerinden yürüyüşe başlayan grup, Taksim Meydanı’na doğru ilerledi ve basın açıklamasını okudu.
“Dayanışmamız bizi hayatta tutuyor”
25 Kasım Kadın Platformu imzasının yer aldığı açıklama, özetle şöyle:
Hayatlarımız yıllardır aynı duvarlara çarptığı, aynı baskıyı hissettiğimiz, aynı suskunluğa zorlandığımız ve en çok da aynı isyan duygusunu çoğalttığımız için bir aradayız. Birbirimizi tanıyoruz. Kimimiz evde görünmez emeğe mecbur bırakıldık, kimimiz işyerinde tacizle yüzleştik, kimimiz sadece ayrılmak istediğimiz için ölümle tehdit edildik, kimimiz varoluşumuzdan dolayı hedef gösterildik. Ama hayal ettiğimiz hayatı yaşama isteğimizden hiç vazgeçmedik. Birbirimizden, mücadelemizden, eşit ve özgür yaşama arzumuzdan güç aldık. Biz kadınlar ve LGBTİ+’lar kararlıyız; bu erkek egemen düzeni alaşağı edeceğiz!
Erkekler ve devlet hayatlarımız üzerinde hak sahibi olduklarını sanıyorlar. Kabul etmiyoruz. “Kutsal aile” adı altında kadınların hayatını, emeğini, bedenini denetim altına almaya çalışıyorlar. Kadınları değil aileyi güçlendiren bu politikalar; erkek şiddetini, kadın yoksulluğunu ve eşitsizliği büyütüyor. Kadınlar evde hem bakıma ihtiyacı olan çocuklara, hasta ve yaşlılara hem de bakıma ihtiyacı olmayan erkeklere bakıyor. Temizlik, yemek, çamaşır, alışveriş… tüm işleri tek başına üstleniyor.
Ev içi emeğin yükü yetmezmiş gibi kadınlar düşük ücrete, en güvencesiz, kayıt dışı işlerde çalışmak zorunda bırakılıyor, çalışırken öldürülüyor. Bu ay Dilovası’nda kaçak parfüm fabrikasında çıkan yangında katledilen 6 kadın işçi gibi. Hayatlarımızı harcanabilir görüyorlar. Bu yıl ilan edilen “aile yılı”, kadınların değil, erkek egemen düzenin ihtiyaçlarını esas alıyor. Ücretsiz ve erişilebilir kreşlerin açılmaması, bakım hizmetlerinin kamusal olmaması, sosyal desteklerin kısılması kadınları, daha bağımlı daha yoksul kılmak için! Duydunuz mu?! Hazırlanan 2026 yılı bütçesinde savunmaya 2 trilyon TL ayrılırken kadınların güçlenmesine sadece 6 milyar TL düşüyor. Üstüne iktidar, mücadelemizle kazandığımız medeni haklarımızı gasp etmeye çalışıyor. Boşanmayı zorlaştırma, nafaka hakkını sınırlandırma girişimleri, eşit miras hakkına saldırılar sırada bekliyor. Ama biz ne kazanılmış haklarımızdan vazgeçiyoruz ne de bizi seçeneksiz bırakmaya çalışan politikaları kabul ediyoruz. Bizi aile diyerek şiddete, yoksulluğa; emeğimizin ve bedenimizin sömürüldüğü bir hapishaneye mahkum etmeye çalışıyorlar. Şiddet de yoksulluk da kader değil! Aileniz batsın! Biz yaşayacağız.
Kadınlar şiddet gördüğünde başvuracağı mekanizmaların çoğu çalışmıyor. Önleyici politikalar uygulanmıyor, fail erkekler cezasızlıkla ödüllendiriliyor. Ve artık kadın cinayetleri kadar “şüpheli kadın ölümleri”ni de konuşuyoruz. Yüzlerce kadının ölümü “intihar” ya da “şüpheli” denilerek karartılıyor. Gülistan Doku’ya ne oldu? Nadira’nın, Hande’nin, Dina’nın, Rojin’in, Rabia Naz’ın, Narin’in ölümü neden aydınlatılmıyor? Erkeklerin, kamu görevlilerinin, siyasetçilerin, ailelerin suç ortağı olduğu her cinayet, üstü örtülen her ölüm, bir sonraki şiddetin zeminini hazırlıyor.
Bu ülkede kadınlara iki seçenek dayatılıyor: ya öldürülmek ya hayatta kaldığı için cezalandırılmak. Ölmemek için öldürmek zorunda kalan kadınları daha çok konuşalım; çünkü erkek şiddetinin önlenmediği yerde kadınların kendi hayatlarını savunması meşru bir haktır. Defalarca şikâyet edip korunamayan, tehdit altında yaşayan, resmi mekanizmalar tarafından yalnız bırakılan kadınlar, sadece hayatlarına sahip çıkmak istedikleri için ağır cezalara mahkûm ediliyor. Fail erkekler, takım elbise giyip “pişmanım” dedikleri için indirim alırken; kadınlar hayatta kalmayı başardıkları için cezalandırılıyor. Bu tablo adalet değildir; açıkça erkek-devlet düzeninin işleyişidir. Biz erkek adalet değil gerçek adalet istiyoruz!
Bu iktidar LGBTİ+ düşmanı! Bu iktidar ahlakçı! Yargı paketleriyle “genel ahlak” ve “biyolojik cinsiyet” adı altında kadınları, LGBTİ+’ları, çocukları hedef alıyor. Transların bedenlerine ilişkin karar hakkı baskılanıyor, LGBTİ+ varoluşları kriminalize edilmek isteniyor. Peki genel ahlak kimin ahlakı? Kadın katillerine iyi hal indirimi veren, fail erkekleri değil kadınların hayatlarını, seçimlerini yargılayan erkek yargının ahlakı! Keyfi biçimde “genel ahlaka uymayan” herkesi suçlu ilan edenlerin ahlakı! Eşitsizliğe, ayrımcılığa, nefrete karşı en yüksek sesimizle, dayanışmamızla burdayız.
Bugün burada olmamızın sebeplerinden biri de devletin kadınlara uyguladığı şiddetin bizzat kendisidir. 25 Kasım’ı yasaklayan, kadınları yerlerde sürükleyerek gözaltına alan, ters kelepçe ile işkence eden, karakollarda çıplak arama işkencesine maruz bırakan, sokaklarda barikat kurup sesimizi kısmaya çalışan bir düzenle karşı karşıyayız. Bu şiddet, tıpkı erkek şiddeti gibi hayatlarımızı kontrol altına almaya çalışan aynı iktidar anlayışının ürünüdür. Bu yılın 25 Kasım’ından hemen önce geçen sene İstanbul 25 Kasım eylemine katılıp gözaltına alınan 168 arkadaşımıza dava açıldı. 8 Ocak’ta davamız var. Biz biliyoruz: 25 Kasım, Mirabel Kardeşler’in devlet şiddetiyle katledilmesinin mirasıdır. Bugün burada olmamız onların sesini, cesaretini, direnişini sahiplenmemizdendir.
Biz kadınlar, barıştan yanayız. Hangi coğrafyada olursa olsun kadınların, LGBTİ+ların ve kız çocuklarının savaş politikalarının ilk hedefi olduğunu biliyoruz. Barış sadece silahların susması değildir. Barış; hakikatin açığa çıkması, kayıpların bulunması, faillerin yargılanmasıdır. Siyasetin suç olmaktan çıkması, muhaliflerin cezaevine atılmaması, siyasi tutsakların serbest bırakılmasıdır. Kayyumların son bulması, anadilin özgür olmasıdır. Kürdistan’da yıllardır süren savaşın en ağır yükünü kadınlar taşıdı; zorla göç, yoksulluk, kayıplar, işkence, cinsel şiddet… Bugün Filistin’de, Suriye’de, Sudan’da emperyalistlerin siyasi, ticari ve askeri çıkarları doğrultusunda körüklenen savaşlarda aynı politikalara maruz kalan ve direnen kadınlar gibi. Kadınlar ve LGBTİ+’lar olarak savaşı ve şiddeti büyüten bu düzene karşı kalıcı bir barış istiyoruz.
Biz her yıl 25 Kasım’da; kadına yönelik şiddete karşı mücadele gününde, hayatımızın her alanını kuşatan erkek şiddetine rağmen, yasaklara, kapatmalara, polis şiddetine, gözaltılara, davalara rağmen bu sokaklarda buluşuyoruz. Birbirimizden güç alıyoruz. Dayanışmamız bizi hayatta tutuyor. Yaşamımıza, emeğimize, kimliğimize, özgürlüğümüze sahip çıkıyoruz. Hiçbir yasa, hiçbir saldırı bizi durduramayacak.
Aile dediniz, ahlak dediniz; sömürdünüz, katlettiniz. Hayatlarımız için, özgürlüğümüz için, eşitlik için, birbirimiz için, bir kişi daha eksilmemek için… Erkek-devlet şiddetine karşı bir aradayız. Mücadeleye devam edeceğiz.
