İstanbul’un Kartal ilçesinde faaliyet gösteren MMO Makina Hangar Teknoloji Merkezi, Türkiye’nin dijital dönüşüm hedefleri doğrultusunda ileri mühendislik imkânlarını barındıran bir model olarak sunulmaktadır.
Ancak bu teknolojik altyapının, mühendislik emeğini özgürleştiren bir bilgi merkezi mi olduğu, yoksa emeğin sermaye birikim sürecine eklemlendiği bir tasarım atölyesi mi olduğu sorusu stratejik bir önem taşımaktadır.
Makina Hangar bünyesinde yürütülen yapay zekâ ve otomasyon odaklı eğitim faaliyetleri, ilk bakışta mühendisin mesleki yetkinliğini artıran bir süreç olarak değerlendirilmektedir.
Ancak gerçekte bu durum, mühendisin yıllara dayanan tecrübe ve sezgisel çözüm yeteneğinin veri setlerine dönüştürülerek algoritmalara aktarılması, yani bir vasıfsızlaşma operasyonu olarak tanımlanabilir.
Bu süreçte mühendis, kendi bilgi birikimini dijital sistemlere transfer ederek, sistemin bir parçası olan bir “operatöre” dönüşme ve pazarlık gücünü kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.
Panoptik denetim ve dijital taylorizm
Hangar’da verilen eğitimlerdeki “Akıllı Fabrika” ve “Nesnelerin İnterneti (IoT)” uygulamaları, üretim verimliliğini artırmanın yanı sıra emeğin her aşamasını izlenebilir kılan bir denetim mekanizması oluşturmaktadır.
Bu durum, emeğin mutlak kontrolünü hedefleyen Taylorist modelin dijitalleşmiş bir versiyonu olan “Dijital Taylorizm” olarak adlandırılabilir.
Mühendisin bu sistemleri tasarlarken, kendi çalışma alanını da milisaniyelik verilerle denetlenen bir yapıya dönüştürmesi, teknolojik gelişimin beraberinde getirdiği yapısal bir çelişkidir.
Kurumsal işbirlikleri ve teknolojik bağımlılık
Merkezdeki çok uluslu teknoloji şirketlerinin sponsorlukları, mühendislere belirli ekosistemlerin (yazılım/donanım) öğretilmesi yoluyla bir “teknoloji bağımlılığı” yaratma ve onları gönüllü birer “marka elçisine” dönüştürme potansiyeli taşımaktadır.
MMO, tüzüğü ve ilkeleri gereği, bilimi ve tekniği halkın yararına sunmayı, kamu yararına mühendislik yapmayı savunur. Böyle bir meslek odasının; üyelerinin emek ve aidatlarıyla finanse ettiği bir yapıyı, sendikalaşma karşıtı tavırlarıyla bilinen, emek düşmanı pratiklere sahip küresel sermaye için “ücretsiz eğitim ve pazarlama merkezine” dönüştürmesi çelişkili bir durumdur.
Mühendis; hakları savunulan bir özne olmaktan çıkıp, kendi sınıf düşmanlarının ürünlerinin reklamını yapan, onları tüketen bir müşteriye dönüştürülmektedir.
Verimlilik paradoksu ve esnek sömürü
Otomasyonun teoride çalışma saatlerini kısaltması beklenir. Ancak pratikte “uzaktan çalışma” ve “esnek modeller” mesai kavramını belirsizleştirerek üretimi 24 saate yaymaktadır. Makina Hangar ve benzeri yapılar, emeğin denetimini sıkılaştıran bir sömürü düzeninin mühendislik ayağını kuran ortamlardır.
Makina Hangar, “daha az çalışıp daha insanca yaşayacak” toplumcu bir mühendislik anlayışını savunmak yerine, saniyelerle yarışan, durmaksızın optimize edilen ve emeğin denetimini mutlaklaştıran bir sömürü düzeninin merkezi durumundadır.
Teknoloji tarafsız değildir
Makina Hangar kritik bir yol ayrımında duruyor: Ya sermayenin kârını maksimize eden modern bir lojistik üssü olarak devam edecek ya da teknolojiyi, emeğin kurtuluşunu tasarlayan bir laboratuvara dönüştürecek.
Unutulmamalıdır ki teknoloji asla tarafsız değildir; teknoloji, sınıfsal bir iktidar alanıdır. Makina Hangar bu mücadelenin en önemli muharebe meydanlarından biridir ve bu meydanda taraf olmamak, sermayenin tarafını tutmaktır.
Faruk Sevim