Yenişehir Emek ve Demokrasi Platformu tarafından düzenlenen “Emekli de emekçi de geçinemiyor” yürüyüşü ve basın açıklaması Bursa’nın Yenişehir ilçesinde gerçekleştirildi.
Eyleme Yenişehir Çevre Platformu, Eğitim Sen, Tüm Emeklilerin Sendikası, Eğitim-İş ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin Yenişehir temsilcilikleri ve halk katıldı.
Şafak Ayhan: Biz işçi sınıfı olarak bu dayatılan yoksulluğa mahkum değiliz
Platform bileşenlerinden Eğitim Sen Yenişehir Temsilcisi Şafak Ayhan tarafından eylemde yapılan konuşma şöyle:
“Değerli basın emekçileri ve halkımız,
Öncelikle bu eylemliliği örgütleyen Yenişehir Emek ve Demokrasi Platformuna ve tüm katılımcılara teşekkür etmek istiyorum.
Bugün yoksulluk sınırı 100.000 TL yi açlık sınırı 30.000 TL yi geçti, asgari ücret ise 28.000 TL. İnsan onuruna yaraşır bir evin kira bedeli ise en az 25.000 TL. Biz işçi sınıfı olarak bu dayatılan yoksulluğa mahkûm değiliz.
Bugün bir milletvekili 9 milyonluk saat takıyorsa, diğeri de “akrabalarımız mülakatları geçiyor bundan utanmıyoruz“ diyebiliyorsa bir sorun var demektir.
Yaklaşık çeyrek asır önce ezilenlerin yoksulların sesi olacağım iddiasıyla yola çıkan Akp iktidarı bugün patronların ve sermayenin düzeni kurmuştur.
85 milyon bir avuç zengini daha da zengin edebilmek için harıl harıl çalışmaktadır. Patronların milyonlarca vergi borçlarının silindiğini bu ülkede her gece 3 milyon çocuk yatağa aç girmektedir. Açlıktan ölmeyen Yoksul aile çocukları MESEM‘lerde ölmektedir
Bu yağma düzeninin sorumluları yarattıkları ekonomik krizlerin sorumlusu olarak biz emekçileri göstermektedir. Hepimiz aynı gemideyiz bir masaldır, avuntudur. Bizler bir kolunda 9 milyonluk saat taşıyan ile aynı saflarda aynı gemide değiliz.
İşsizlik oranı yüzde 30 a dayanmış durumda
Çocuğuna harçlık veremeyen babalar anneler intihar etmektedir. Koca ülke Borç kölesi haline gelmiştir.
Seçimi yapmak zorundayız bu işin orta hallicesi yoktur. Ya ezenin patronun sermayenin tarafındasınızdır.
Ya da ezilenin yok sayılanın yoksulun işçi sınıfının yanındasınızdır.
Burada olanlar işçi sınıfının yanında yer almayı tercih etmiş tarihsel sorumluluğu omuzlarında hissedenlerdir.
Yeni yılın Türkiye halklarına demokrasi barış ve Özgürlükler getirmesi dileğiyle teşekkür ediyorum.”
Erkan Erdem: Sadaka değil, hakkımızı istiyoruz
Yenişehir Emek ve Demokrasi Platformu sözcüsü Erkan Erdem tarafından eylemde okunan basın açıklaması şöyle:
“Değerli Yenişehirliler, kıymetli basın emekçileri,
Emeğiyle yaşayan, emekli olup geçinemeyen yurttaşlar;
Bugün burada bir lütuf istemek için değil, hakkımız olanı almak için toplandık.
Sadaka değil, hak istiyoruz.
Bu ülkede çalışanlar yoksullaşıyor, emekliler yok sayılıyor, halk her geçen gün biraz daha görünmez kılınıyor. Açıklanan bütçelerde; emekçi yok, emekli yok, halk yok. Ama rant var, israf var, adaletsizlik var.
TÜİK’in gerçek hayatla örtüşmeyen, sürekli düşük gösterilen enflasyon oranlarını esas alarak yapılan zamları kabul etmiyoruz. Pazarda, markette, kirada yaşadığımız hayat başka; açıklanan rakamlar başka. Sadece kâğıt üzerindeki enflasyon kadar artışı dayatmak, emekçiye ve emekliye “Sefalet içinde yaşa” demektir.
Biz diyoruz ki:
Refah payı bir lütuf değil, zorunluluktur.
Ve bu refah payı tüm memur, işçi ve emeklilere eksiksiz biçimde uygulanmalıdır.
Biz buradayız çünkü geçinemiyoruz.
Biz buradayız çünkü susarsak daha da yoksullaşacağımızı biliyoruz.
Biz buradayız çünkü bu sefalet ücretlerinin ve yoksulluğun değişmesi gerektiğini haykırıyoruz.
Biz yalnız değiliz; örgütlüyüz, güçlüyüz ve çaresiz değiliz.
Yenişehir Emek ve Demokrasi Platformu olarak diyoruz ki:
Bu ülkenin bütçesi saraylara değil, halka ayrılmalıdır.
Emekçinin, emeklinin, dar gelirlinin sesi kısılmamalıdır.
Bugün buradan bir kez daha ilan ediyoruz:
Sadaka değil, hakkımızı istiyoruz.”
Kamettin Baştürk: Emekliler sadaka değil, gasbedilen haklarını istiyor
Tüm Emekliler Sendikası Yenişehir Şube Başkanı Kamettin Baştürk’ün yaptığı açıklama şöyle,
“Türkiye’de emeklilik, iktidarın bilinçli tercihiyle onurlu ve güvenceli bir yaşam hakkı olmaktan çıkarılmış; sefalete mahkûmiyetin adı haline getirilmiştir.
Milyonlarca emekli bugün yoksullukla, borçla ve barınma kriziyle boğuşuyorsa bunun nedeni ekonomik zorunluluklar değil; tek adam rejimi ve neoliberal yağma politikalarıdır.
Bu ülkede emeklilik artık bir huzur ve güvence dönemi değil, açlıkla ölmemek mücadelesidir.
Yıllarca çalışmış, üretmiş, bu ülkenin tüm değerlerini yaratmış emekçiler; bugün bilinçli bir sınıf politikasıyla açlığa itilmiştir.
Tek adam rejimi altında uygulanan neoliberal ekonomi programı; sosyal devleti tasfiye etmiş, kamusal kaynakları sermayeye ve ayrıcalıklı bir azınlığa aktarmış, emeklileri ise cezalandırılması gereken bir “yük” olarak görmüştür.
Bu bir yönetim hatası değil, bilinçli bir tercihtir.
Mart 2025 itibarıyla Türkiye’de emekli ve hak sahiplerinden oluşan 16,8 milyonu aşkın insanın 4,5 milyonu, 16.881 TL gibi bir sefalet aylığına mahkûm edilmiştir.
Bir o kadar dul ve yetim hak sahibi ise bu tutarın çok daha altında aylık almaktadır.
Bu rakamlar açlık sınırının altındadır, hatta yer yer yarısının bile altına düşmektedir. Bunun adı derin yoksulluktur.
Emeklilere fiilen “aç kal” denmekte, sendika hakkı gasp edilerek “sus” denmektedir.
Bu, emekçilerin yaşam onuruna yönelmiş açık bir saldırıdır.
2026 yılı için açıklanan net asgari ücret 28.075 TL’dir.
İktidar bu rakamı bir “iyileştirme” olarak sunmaktadır. Oysa bu ücret, daha açıklandığı anda açlık sınırının altına düşmüştür.
Araştırmalar, dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı beslenebilmesi için gereken tutarın asgari ücreti aştığını; barınma, ulaşım, sağlık ve eğitim giderleriyle birlikte yoksulluk sınırının 100 bin TL bandına dayandığını ortaya koymaktadır.
Bu tablo, asgari ücretin bir geçim ücreti olmaktan çıkarılıp yoksulluğun taban ücreti haline getirildiğini göstermektedir.
Bugün Türkiye’de çalışanların yaklaşık yarısı asgari ücret ve civarında gelirle yaşamaktadır.
Yani milyonlarca emekçi daha çalışırken yoksullaştırılmakta, emeklilik ise bu yoksulluğun derinleştirilmiş hâli olarak dayatılmaktadır.
Bu bir tesadüf değil; tek adam rejimiyle bütünleşmiş neoliberal bir yoksullaştırma stratejisidir.
İktidarın “asgari ücreti enflasyona ezdirmedik” iddiası gerçeği yansıtmamaktadır.
2024’te resmi enflasyon %44,4 iken asgari ücret artışı %30’da kalmıştır.
2025’te beklenen yaklaşık %31’lik enflasyona karşı artış %27 olmuştur.
Asgari ücret, iki yılda yalnızca resmi enflasyon kadar artırılsaydı bile 28.075 TL değil, 32.156 TL olmalıydı.
Aradaki yaklaşık 4.100 TL, emeğin nasıl bilinçli biçimde ezdirildiğinin açık kanıtıdır.
Büyümeden pay verilmemiş, geçim koşulları tamamen yok sayılmıştır.
TÜİK’in açıkladığı makyajlı enflasyon oranları, emeklinin ve emekçinin yaşadığı gerçek hayat pahalılığını yansıtmamaktadır.
Gıda, kira, enerji ve sağlık harcamalarındaki gerçek artışlar gizlenmekte; düşük zamlar bu sahte verilerle meşrulaştırılmaktadır.
Bu açık bir emek gaspıdır.
Ocak 2026’da;
İşçi ve Bağ-Kur emeklilerine yapılması planlanan artışların %12–13,
Memur emeklilerine ise %18’ler bandında kalacağı görülmektedir.
Bu bir artış değil; yoksulluğun güncellenmesi, sefaletin kalıcılaştırılmasıdır.
Ekonomik yıkım barınma krizini derinleştirmiştir.
Büyük şehirlerde binlerce emekli; pansiyon ve ucuz otel odalarında, sağlıksız yapılarda, hatta kamusal alanlarda yaşamaya zorlanmaktadır.
Sosyal konut üretmeyen, barınmayı piyasanın insafına bırakan neoliberal anlayış, emekliler için barınma hakkını fiilen ortadan kaldırmıştır.
Tüm bu yıkım yaşanırken üst düzey bürokratlar için 30 bin TL’ye varan seyyanen zamlar gündeme getirilmiştir.
Kamuoyu tepkisi üzerine şimdilik geri çekilen bu düzenleme, gerçeği değiştirmemektedir.
Emekliye gelince “bütçe disiplini”, sermayeye ve bürokrasiye gelince ayrıcalık ve saltanat devreye sokulmaktadır.
Bu bir çelişki değil; rejimin sınıfsal karakteridir.
Tüm Emeklilerin Sendikası olarak taleplerimiz nettir:
Tüm emeklilere derhal 20.000 TL seyyanen zam yapılsın.
Bu artış, kök aylık oyunlarına kurban edilmeden tüm emekli aylıklarına eşit biçimde yansıtılsın.
En düşük emekli aylığı, yeni işe başlayan memur aylığına eşitlensin.
Enflasyon kayıpları tam olarak telafi edilsin, refah payı eklensin.
Sağlıkta soyguna son verilsin: katkı payları, muayene ücretleri ve ilaç farkları kaldırılsın.
Emekliler ve dar gelirli yurttaşlar için barınma ve kira desteği sağlansın, kamusal sosyal konutlar derhal hayata geçirilsin.
Emeklilerin ve emekçilerin örgütlenme, ifade ve demokratik hakları üzerindeki tüm baskılar sona erdirilsin.
Tek adam rejimi ve neoliberal politikalar bu ülkede çalışmayı yoksulluk, emekliliği sefalet haline getirmiştir.
Emekliler sadaka değil, gasbedilen haklarını istiyor.
Bu düzen değişecek. Bu yağma rejimi yıkılacak.”
