Ücretlerdeki bölünme, sendikal bürokrasinin sınırları ve tabanın dışlanması, metal işçilerini bir kez daha aynı soruyla karşı karşıya bırakıyor: Birleşik bir mücadele hattı kurulmadan bu sözleşmeden kazanımla çıkmak mümkün mü?
Evrensel’den Deniz Ortakçı, bu süreçte özellikle Ankara’daki metal fabrikalarında çalışan Türk Metal üyesi işçilerin içinde bulunduğu durumu yazdı:
Yaklaşık 150 bin işçiyi kapsayan MESS Grup Toplu İş Sözleşmesi sürecinde MESS’in son teklifi ilk 6 ay için yaklaşık yüzde 15 gibi bir rakama tekabül ediyor. Henüz resmi bir grev kararı alınmadı. Süreç içerisinde DİSK Birleşik Metal-İş; bir saatlik iş bırakma eylemleri gerçekleştirerek üretimden gelen gücün sınırlı da olsa kullanıldığı bir hat ördü.
Türk Metal en son fabrikada 3-5 dakikalık “donma” eylemleri gerçekleştirdi. Bugünlerde ise “sahte mutluluk maskeleri” takarak eylemleri sürdüreceklerini açıkladılar. İşçiler bu eylemlere katılıyor; ancak eylemlerin gerçek bir basınç yaratmaktan uzak oluşu, üretimi ya da patronları rahatsız etmeyen sembolik sınırlar içinde tutulması ve giderek karikatürize bir biçim alması, doğal olarak işçiler arasında da ciddi bir hoşnutsuzluk yaratıyor. Biriken öfke ve beklenti, gerçek bir mücadele hattına kanalize edilemediği ölçüde, bu tür kontrollü ve zararsız eylemler hem etkisizleşiyor hem de sendikal sürecin inandırıcılığını aşındırıyor.
Ankara’daki fabrikalardan manzara
Ankara’daki fabrikalara bakıldığında patronların “kriz” söylemi ile gerçekler arasındaki fark daha net görülüyor. Türk Traktör’de üretimde bir yavaşlama yaşansa da şirket kârlılığını sürdürüyor; 2024’ü 5,7 milyar TL net kârla kapatan firma, 2025’in ilk dokuz ayında da yaklaşık 900 milyon TL kâr açıkladı. Buna rağmen yıl sonundaki kısa üretim duruşları, düşük zam söylemine gerekçe yapılıyor. Türk Metal’in eylemleri ise üretimin durduğu günlere sıkıştırıldı; bu durum işçiler arasında, patronun cebine dokunmayan “göstermelik eylem” eleştirilerini güçlendirdi.
Beko (eski adıyla Arçelik) bulaşık makinesi fabrikasında ise esnek çalışmanın yarattığı tablo öne çıkıyor. İşçilerin neredeyse yarısı sözleşmeli çalışıyor, kadrolu–sözleşmeli ayrımı derinleşiyor. Üretim üç vardiyadan ikiye düşmesine rağmen iş yükü artmış durumda. Eylemlere yönelik itirazlar ise patron ve sendikal bürokrasinin baskısı nedeniyle çoğu zaman açıktan dile getirilemiyor.
MAN fabrikasında üretim yoğun ve artış halinde. Yaklaşık 4 bin işçinin çalıştığı bu işletmede, Türk Metal’in ilan ettiği mesaiye kalmama eylemleri fiilen uygulanmıyor. Amirler ve hat liderleri üzerinden yapılan planlamalarla işçiler zorunlu mesaiye bırakılıyor; sendika yönetimi ise sessiz kalıyor. İşçiler, hem üretimi etkileyecek gerçek eylemlerin yapılmamasına hem de bu dayatmaya tepkili.
Birlikte mücadele kazandırmıştı
Geçmiş sözleşme süreçlerinde elde edilen kazanımlar, tek tek sendikaların değil, işçilerin birleşik mücadelesinin ürünüydü. İşçiler bir önceki sözleşme döneminde fabrikalardan ek zam talebini yükseltmiş ve ek zam kazanmış, sözleşme taslaklarının ilk halini yırtıp atıp en az yüzde yüz zam talebini dört bir yandan duyurmuştu. Sendikalar da ilk açıkladığı taslağın üstünde bir zam oranına imza atmıştı.
Kıdem zammı gibi önemli bir talep de bu mücadelenin sonunda kazanılmıştı. Ama bu kazanımı belirleyen şey, yeni işçi – kıdemli işçi ayrımı olmaksızın işçilerin birlikte mücadelesiydi. Şimdi gelinen noktada ücret düzeyleri bakımından bir bölünmüşlük oluşmuş gibi görünüyor. 5 yıl ve altı işçilerle 15 yıl ve üstü işçiler arasında ücretler arasında bir makas oluşmuş durumda ve bu da işçilerin eylemine yansıyor. Kıdemli işçilerin bir bölümü, mevcut kazanımlarını kaybetmeme kaygısıyla daha korumacı bir tutum alırken; 7–8 yıl ve altında çalışan işçiler açısından ise umutsuzluk, sendikal sürece mesafe koyma ve başka iş arayışına yönelme eğilimleri oluşuyor. Bu farklılaşma, ortak talepler etrafında birleşmeyi zorlaştırırken, patronların ve sendikal bürokrasinin elini daha da rahatlatıyor.
Bu nedenle ücretler arasındaki makası daraltmayı hedefleyen çekme payı gibi talepler hayati öneme sahipti. Taban ücretin belli bir düzeye çekilip zammın onun üstünde yapılması talebi daha az kıdemi olan daha düşük saat ücretinde kalan işçilerin koşullarının iyileştirilmesi anlamına gelecekti. Ancak Türk Metal bürokrasisi bu başlığı sürecin merkezine taşımadı. Bu eksiklik, birleşik bir mücadele hattına duyulan ihtiyacı daha da yakıcı hale getiriyor. Bu yüzden deneyimli, mücadeleci işçiler yeniden fabrikada birleşik bir mücadelenin örgütlenmesi için az kıdemi olan işçilerin mücadelesine de omuz vermesi gerekir.
Metal işçilerinin tarihi bir sorumluluğu var
MESS süreci yakında sona erebilir, imzalar atılabilir. Bu sözleşmenin ardından gerekli dersleri çıkarmak üzere yeni tartışmaları elbette yürüteceğiz. Ancak sürecin kalan kısmında metal işçilerinin görece kazanımlarla çıkabilmesinin koşulu, mücadeleci işçilerin süreci sendikal bürokrasiye bırakmadan birleşik bir mücadele olarak örgütlemesidir.
Metal işçilerinin bu dönemde yaptığı her eylem, diğer işçiler tarafından da dikkatle izleniyor. Öyle ki en basit çatal–kaşık vurma eylemi bile başka fabrikalarda, sanki çok daha büyük eylemler yaşanmış gibi tartışılıyor. Daha etkili eylemler hayata geçirilse bunun nasıl bir karşılık bulacağını düşünmek gerekir. Bu nedenle metal işçileri bugün sermayeye karşı mücadelenin en ön cephesinde yer alıyor; ancak bu cephede şu an dağınık ve sendikal bürokrasinin komutasında bir mücadele yürütülüyor. Bu komuta ileri işçilerin eline geçmedikçe yeni kazanımlar elde etmek oldukça güç görünüyor.
Memleketin hali ortada. Yolsuzluk, uyuşturucu, kara para aklama, mafya suç örgütleri ve IŞİD terörüne kadar ülke genelinde her tür pislik kol geziyor. Saray rejimi, demokrasiye dair her türlü kırıntıyı ortadan kaldırırken, seçme ve seçilme hakkına fiilen darbe vuruyor; buna eşlik eden biçimde açlık sınırının altında bir asgari ücret dayatılıyor. Yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklarla mücadele edeceğini söyleyenlerin ülkeyi getirdiği nokta; daha derin yoksulluk, devletin her alanına sirayet etmiş yolsuzluk ve her tür demokratik kırıntının yasaklandığı bir tablo oldu.
Dünyada emperyalist savaş ve işgallerin arttığı bu koşullarda, bedeli zaten en ağır biçimde ödeyen işçilerin daha da ağır yaşam koşullarına mahkûm edilmesi söz konusu. Bu karanlık gidişata karşı bir direnç hattı oluşacaksa, metal işçilerinin bugünkü eylemleri de bu açıdan hayati bir yerde duruyor. Emek cephesinin gücünü göstermesi, işçileri ve emekçileri daha iyi koşullara taşıma açısından belirleyici önemde. Bu nedenle metal işçilerinin bugün daha iyi çalışma ve yaşam koşulları için yürüttüğü mücadelenin daha birleşik, daha örgütlü ve işçi iradesinin daha görünür olduğu bir hatta taşınması, yalnızca metal işkolu açısından değil, memleketin genel sorunları bakımından da anlamlı bir yerde duruyor.
