İBB davasındaki ihlaller

İstanbul Barosu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasıyla ilgili olarak 9 Mart 2026 tarihinde başlayan ve yaklaşık 5 gün sürecek olan duruşmalarla ilgili gözlemlerini içeren bir rapor hazırladı.

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, İBB bürokratları ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 402 sanık yargılanıyor. İstanbul Barosu, dava sürecini adil yargılanma hakkı ve temel hak ve özgürlükler çerçevesinde izliyor.

Raporda, bağımsız ve tarafsız bir mahkemenin yargılamayı yürütmesi gerektiği belirtiliyor. Özellikle İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın Adalet Bakanı olarak atanmasının, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda kaygılar yarattığı vurgulandı. Adalet Bakanı olarak görev alan kişinin, davaya ilişkin geçmişteki uygulamalarından ötürü, yargı bağımsızlığı konusunda soru işaretleri oluşturduğu ifade edildi.

Mahkeme başkanının davaya ilişkin taraflara yaklaşımı ve duruşmanın yönetimi de raporda yer alan başka bir endişe kaynağı oldu. Savunma tarafından reddi hakim talepleri sunulmuş ancak bu taleplerin, “davayı uzatma amacı”yla geri çevrildiği ve bunun yargılamanın bağımsızlığı bakımından tartışmalara yol açtığı kaydedildi.

Savunma hakları kısıtlanıyor

Hukukta “silahların eşitliği” ilkesi, iddia makamı tarafından sunulan her delilin savunma tarafından etkin bir şekilde tartışılabilmesini gerektiriyor. Raporda, bazı sanıkların söz alma taleplerinin reddedildiği ve beyanlarının kesildiği gözlemlendi. Ayrıca, savunmanın, iddia makamının sunduğu delillere tam olarak erişemediği ve suçlamaları yeterli şekilde öğrenemedikleri de ifade edildi.

Savunmanın hazırlanması konusunda da ciddi zorluklar yaşandığı belirtiliyor. Özellikle cezaevi koşullarında sanıkların yalnızca haftada iki saat bilgisayar erişimine sahip olmaları, savunmalarını etkin şekilde hazırlamaları açısından engel oluşturuyor.

Duruşmaların aleniyeti

Aleniyet ilkesi gereği duruşmaların halkın denetimine açık olması gerektiği belirtilse de, gözlemler sırasında salonun fiziki koşullarının ve güvenlik önlemlerinin kamuya açık izlemeyi engellediği ifade ediliyor. Duruşmaların Silivri Cezaevi kampüsünde yapılması, hem basının hem de kamuoyunun duruşmaları izleme şansını sınırlıyor. Ayrıca, basın mensuplarına ayrılan alanın duruşmayı görme ve işitme açısından yetersiz olduğu vurgulandı.

Masumiyet karinesi ilkesi gereği, sanıklar suçlu kabul edilemezler. Ancak, İstanbul Barosu’nun gözlemlerine göre, cezaevi kampüsünde yürütülen yargılamaların, sanıkları suçluymuş gibi algılanmalarına yol açabilecek bir atmosfer oluşturduğuna dikkat çekildi. Ayrıca, bazı kamu yetkililerinin davaya dair açıklamalar yapması ve medya yayınlarında savunma görüşlerinin yeterince yer bulmaması, masumiyet karinesinin ihlali olarak değerlendirildi.

İstanbul Barosu’nun raporu, yargılamanın ilk günlerine dair doğrudan gözlemlerle hazırlanmış olup, nihai bir değerlendirme niteliği taşımıyor. İzleme faaliyetleri devam etmekte ve ilerleyen aşamalarda daha kapsamlı bir rapor hazırlanması planlanıyor. Ancak ilk gözlemler, adil yargılanma hakkı açısından ciddi sorunların yaşandığını ve bazı ihlallerin gerçekleştiğini ortaya koyuyor.

Yazar

You May Also Like

Biz kimiz?

Enternasyonal Dayanışma, işçi sınıfının kolektif ve kitlesel mücadelesiyle dünyanın daha eşit, adil ve özgür bir yere dönüşeceğini savunan…