Statükodan ve çözümsüzlükten vazgeçilmesi gerektiğini vurgulayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Tahran, Mahabat’ın hakkını tanırsa İran güçlü olur. Şam, Kobanê’yi kabul ederse Suriye güçlenir. Bağdat, Hewlêr’in, Süleymaniye’nin hakkını korursa Irak güçlenir. Ankara, Diyarbakır’ın hukukunu tanırsa güçlenir, büyür, demokratikleşir. Böyle bir perspektifle hem bölge ülkeleri hem de Kürtler kazanır” dedi
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmelere ilişkin değerlendirmede bulundu.
Tuncer Bakırhan, şunları söyledi:
“Biz İran’a ve Ortadoğu’ya sadece petrol, doğalgaz, petrol, dolar olarak bakmıyoruz. Burası medeniyetin mayalandığı, hakların ve inançların yüzyıllarca yan yana yaşadığı bir coğrafyadır. Kürtlerin de 2000 yıl üzerinde bir geçmiş tarihleri var bu coğrafyada. Bu gerçeği gözetmeyen her hegomanik ve bölgesel güç büyük bir yanılgı yaşar, kaybeder. Türkiye de artık eski kodlarla, eski korkularla değil, barış ve demokrasi eksenli akılcıl bir siyaset de bölgeye ayak ulaşmalıdır.
‘Kürtler yaşadıkları ülkelerin başkentleriyle sorunlarını çözmek istiyor’
Kürtler yaşadıkları ülkelerin başkentleriyle sorunlarını çözmek istiyor. Türkiye’de sorunumuz varsa Ankara’yla çözmek istiyoruz. Irak’taki Kürtler sorununu Irak devletiyle çözmek istiyor. Suriye’de bir sorun varsa muhatapları Suriye yönetimidir. İran’da da Kürtler sorunlarını İran devletiyle çözmek istiyorlar. Başkentler, Kürtlerin bu duruşuna saygı göstermeliler.”
‘Statükodan ve çözümsüzlükten vazgeçmeliler artık’
Statükodan ve çözümsüzlükten vazgeçmeliler artık. Tahran, Mahabat’ın hakkını tanırsa İran güçlü olur. Şam, Kobanê’yi kabul ederse Suriye güçlenir. Bağdat, Hewlêr’in, Süleymaniye’nin hakkını korursa Irak güçlenir. Ankara, Diyarbakır’ın hukukunu tanırsa güçlenir, büyür, demokratikleşir. Böyle bir perspektifle hem bölge ülkeleri hem de Kürtler kazanır. İşte kazan kazan politikası budur.
Türkiye 100 yıllık tarihinin en stratejik ve en kıymetli sürecini yaşıyor. Bizim barış ve demokratik toplum süreci dediğimiz süreç. Bu önemli bu önemli süreçte önce sonra ikilemi kurmak, süreci teyit mekanizmasına havale etmek çözümü geciktirme çabasıdır. Bu çaba sadece çözüm karşıtlarını cesaretlendirir ve süreci enfekte etme riski taşır. Barış eşzamanlı ve karşılıklı adım atma sürecidir. Barışın siyasal iklimini oluşturmak için de adımlar atılmalıdır. Bakın bizden önce Sayın Bahçeli aynen bu kürsüden şunları söyledi: ‘Artık adımlarla ilgili oyalanmaya ve oyalamaya gerek yok’ dedi. Evet biz de katılıyoruz. Artık bu süreci yürütenler, karar vericiler, bu meselenin çözümü konusunda atılması gereken adımları ivedilikle atmalıdırlar.
‘AİHM ve AYM kararları uygulanmalı’
Bunun için hiçbir yasal hazırlığa gerek kalmadan AİHM kararları, AYM kararları uygulanabilir, kayyımlar kaldırılabilir. Adımlar birlikte atılırsa güven oluşur. Güven oluşursa yol açılır, demokrasi gelir. Hepimiz nefes alırız.
Türkiye’nin barışından ekonomisine, umudundan mutluluğuna kadar her konuda olumsuz sonuçlar üreten şey demokrasi ve hukuk krizidir. Emin olun, bir avuç güvenli limanlarında yaşayanların dışında herkesin elinde fener, adalet ve hukuk arıyor memlekette. İktidar hukuk ve yargı mekanizmalarını muhalefeti kuşatmanın aracına dönüştürmüştür. Şimdi birileri çıkıp ‘ama yolsuzluk iddiaları var, ama ahlaksızlık var’ diyecek. Evet, biz asla yolsuzluk iddialarına da ahlaksızlıklara da gözlerimizi kapatmadık. Kapatmayacağız. Fakat Türkiye’de hukuk eğilip bükülüyor. İktidara ayrı, muhalefete ayrı hukuk olmaz. Güçlüye ayrı, güçsüze ayrı hukuk olmaz. Zengine ayrı yoksula ayrı hukuk olmaz. Bizim DEM Parti olarak çizgimiz nettir. Yolsuzluk iddiası sonuna kadar araştırılmalıdır. Yerel yönetimler dahil olmak üzere her düzeyde tam şeffaflık ve hesap verilebilirlik sağlanmalıdır. Tam da bu nedenle kişiye göre değil, herkese göre işleyecek güçlü bir siyasi etik yasasına ihtiyaç var. Bu etik yasası artık ertelenemez.
CHP’ye yönelik saldırılara tepki
CHP belediyelerine dönük operasyonlar, toplumda ve anketlerde yolsuzlukla mücadele operasyonları olarak görmüyor toplum. Hukuk yoluyla siyasi tasfiye olarak herkes bunu kabul ediyor. Bunu biz demiyoruz. İçişleri Bakanı bunu itiraf ediyor. İçişleri Bakanı diyor ki 31 Mart 2024’ten beri 1048 belediyede soruşturma açılmış. Bunların 472’si AK Partili belediye, 217’si CHP’li belediyeleri, 78’i MHP’li belediye 16’sı da DEM Partili belediye diyor. En az biziz. Gerçi o soruşturmaların da neden açıldığını biliyoruz. Kayyım atanmak için. Yani hakkında soruşturma açılan her iki belediyeden birisi AK Partili belediyeymiş. Biz de soruyoruz. Soruşturma açılan her iki belediyeden biri AK Partili belediye ise neden kayyım DEM Parti belediyelerine, neden görevden uzaklaştırmalar CHP’li belediyelere uygulanıyor da AK Partili belediyelere uygulanmıyor.”
