Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran ve faillerin yargılanması talebiyle İstanbul-Beyoğlu’nda 1995’ten bu yana eylem yapan Cumartesi Anneleri, bu hafta (13 Haziran 2026) Galatasaray Meydanı’na karanfil bırakarak açıklamalarını okudu.
Cumartesi Anneleri 1107. haftada 15 Mayıs 1994’te Derik’te gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Veysel Güney için adalet istedi.
45 yıldır soruyoruz: Veysel Güney nerede?
Mezarlar, insanların hatırlandığı, yasın tutulduğu ve hafızanın kuşaktan kuşağa aktarıldığı yerlerdir. Bir insanı mezarsız bırakmak ise onu toplumsal hafızadan ve tarihten silmeye yönelik bir girişimdir.
Bu nedenle mezarsız ve mekânsız bırakılarak hafızanın dışına itilmek istenen kayıplarımızın isimlerini yaşatmaya, hikâyelerini kamusal alanda anlatmaya devam ediyoruz.
1107.haftamızda bir kez daha hatırlatıyoruz: Gözaltında kaybedilenlerin ve devlet eliyle yok edilenlerin mezar yerlerinin ortaya çıkarılması, hafızanın, adaletin ve insan onurunun yeniden tesis edilmesinin temel koşullarından biridir.
Bugün, 45 yıldır mezarsız ve mekânsız bırakılan Veysel Güney’i unutmadığımızı söylemek için bir araya geldik.
24 yaşındaki Veysel Güney, 12 Eylül askeri darbesinin ardından, 28 Aralık 1980 tarihinde Gaziantep’teki bir ev baskınında yaralı olarak gözaltına alındı. Tutukluluğu boyunca tek kişilik hücrede tutuldu. Ailesi dahil hiç kimseyle görüştürülmedi.
Adana Bölgesi Sıkıyönetim Komutanlığı 2 No’lu Askeri Mahkemesi’nde yargılandı. Avukat talebi reddedildi. Savunma hakkı yok sayıldı. İlk duruşması 6 Şubat 1981’de yapıldı. İkinci duruşmada, 17 Şubat 1981 tarihinde, kendisine yöneltilen suçlamaları kanıtlayacak herhangi bir delil olmaksızın idam cezasına mahkûm edildi.
Meclis kararı olmadan çıkarılan özel bir kanunla idamının önü açıldı. Veysel Güney, 10 Haziran 1981 tarihinde Gaziantep E Tipi Cezaevi’nde idam edildi.
Başkan Albay Ahmet Arısüt, üyeler Yarbay Ayhan Ulusoy ve Üsteğmen Güney Sert’ten oluşan mahkeme heyeti ile Veysel’i idama götüren iddianameyi hazırlayan Savcı Caner Ersu, bu hukuksuzluğun sorumluları olarak tarihe geçti.
Veysel idam edildikten sonra üzerinde bulunan kalemi, sigarası ve çakmağı tutanakla babası Ali Güney’e teslim edildi. Ancak 10 Haziran 1981 tarihli ve 266 sayılı tutanakla babasına verilmek üzere Yüzbaşı Burhan Erdem’e teslim edilen bedeni kaybedildi.
Veysel’in idamından 25 yıl sonra, ilk ifadesini alan ve infaz sırasında hazır bulunan savcı Mete Göktürk, Adaleti Gördünüz mü? adlı kitabında önemli açıklamalarda bulundu. Göktürk, Veysel Güney’i suçlayacak deliller bulunmadığını yazdı. Yargılamanın tarafsız ve adil biçimde yürütüldüğüne dair kuşkularını da kamuoyuyla paylaştı.
Ailesi ve arkadaşları yıllarca Veysel’in mezarını bulmak için mücadele etti. Milletvekilleri konuyu defalarca soru önergeleriyle Meclis gündemine taşıdı. Buna rağmen Veysel’in mezar yeri gizlenmeye devam edildi.
Veysel’in izini süren ailesi ve arkadaşları, 2006 yılında Gaziantep Mezarlıklar Müdürlüğü’nün 9 Haziran 1981 tarihli son kaydına ulaştı. Bu kayıtta, “hüviyeti meçhul” bir kişinin idam edildiği ve 105341 numaralı mezara gömüldüğü bilgisi yer alıyordu.
Gaziantep 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararıyla söz konusu mezar açıldı. Mezardan alınan örnekler Ankara Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Yapılan inceleme sonucunda, örneklerle anne Zeynep Güney ve baba Ali Güney arasında biyolojik bağ kurulamadığı yönünde rapor hazırlandı.
Ancak bu rapor, hem Güney ailesinde hem de kamuoyunda ciddi kuşkular yarattı. Raporun gerçeği yansıtıp yansıtmadığı, Adli Tıp’a gönderilen numunelerin doğru olup olmadığı soruları yanıtsız bırakıldı.
“Ben oğlumun resmini gözüme çizdim, ismini dilime yazdım, mezarını kalbime kazdım” diyen anne Zeynep Güney, 2012 yılında evladının mezarına ulaşamadan aramızdan ayrıldı. Baba Ali Güney de 2014 yılında aynı hasretle yaşamını yitirdi.
Biz de onların bıraktığı yerden sormaya devam ediyoruz: Veysel Güney nerede?
Kaç yıl geçerse geçsin Veysel Güney için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.
