Barış günlüğü – 25 Mayıs

“Bu süreç 85 milyonun hakkını elde etme mücadelesidir”

Yeşil Sol Parti Kongresi’nde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Başlayan süreci sahiplenmek hepimizin görev ve sorumluluğudur. Çünkü bu süreç sadece Kürtlerin barışı değil, bu süreç 85 milyon için hakların elde edileceği, demokratik değerlerin kabul ettirilmesinin mücadelesidir. Barış için ittifaklarımızı büyüteceğiz” dedi.

Bakırhan, “Ortadoğu ve dünyada yeni bir tarihi süreç yaşıyoruz. Neoliberal politikaların artık iflas ettiği, çatırdadığı, krizlerin ve kaosların dünyanın her yerinde baş gösterdiği bir süreci yaşıyoruz.  Neoliberal sistemin yürütücüleri yeni bir çıkış arıyorlar. Onların aradıkları çıkış ise savaş ve çatışmadır. Bunun en bariz örneği, Ortadoğu’daki gelişmelerdir; hepimiz bunları yakından takip ediyoruz. Kriz, savaş ve şiddeti yaymayı bir çare olarak görüyorlar. Savaşın ağırlık merkezi de Ortadoğu’dadır. Neredeyse çatışmanın, gerginliğin, kriz ve kaosun, kan ve gözyaşının olmadığı Ortadoğu’da tek bir ülke bile yok.

Demokrasi için daha güçlü mücadele yürüteceğiz. Barış ve demokrasiyi de bu topraklara hep birlikte hediye edeceğiz. Şimdi tartışmalar yapma zamanı değil, safları sıklaştırma ve ortak mücadeleyi büyütme zamanıdır. Şimdi egemenlerin değil ezilenlerin demokratik haklarını kazanmanın zamanıdır” dedi.

İstanbul’da barış süreci konferansı

Çatışmalı süreçlerde arabuluculuk yapan isimler, İstanbul’da tecrübelerini paylaştı. Konuşmacılar, karşılıklı güvenin çok önemli olduğuna işaret ederek, kimi süreçler için “sabırlı olunması” gerektiğini vurguladı.

İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde bulunan bir otelde “Barış süreçlerini canlandırırken, tecrübelerden ders çıkarmak” konulu konferans düzenlendi. Konferansın ilk oturumunda “Barış süreçlerini canlandırmak”, ikinci oturumunda ise “Çıkarılan dersler” konuları tartışıldı. İlk bölümün moderatörlüğünü Sabancı Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Ayşe Betül Çelik yaptı.

Güneydoğu Asya Kadın Barış Arabulucuları Kurucu üyesi Miriam Coronel-Ferrer, Filipinler’de devletin kendilerini barış süreci için görevlendirdiğini ve süreçte arabuluculuk yaptığını söyledi. Miriam Coronel-Ferrer, “Karşı taraf mücadeleden vazgeçmiyordu. Hükümet de sürekli ‘onları yenebilir miyiz’ diye düşünüyordu. Savaşlardan hayatını kaybedenlerden biri de bu işin barış ile çözümlenmesi gerektiğini söylüyordu. Tabi kendi aralarında da bir muhalefet oluşuyordu. Devlet ve bakanlar ilk kez süreç başlayınca MLF üyelerini gördü. Tam 17 yıl sürdü ve sona erdi” dedi.

Aceh Kadınlar Birliği Kurucu Ortağı Shadia Marhaban, 25 yıllık barış sürecine arabuluculuk yaptığına işaret ederek, “Endonezya’da barış için çağırıldım. İlk Cenevre’de, sonra Japonya’da. Japonya’da tsunami oldu. Süreç hızlandı bunların ardından. O dönem hasta tutsakların koşulsuz serbest bırakılması gerekiyordu. Bir kısmını bıraktılar. Silahların imhası da başka bir konuydu. Bazen çok fazla sürecin içine giriyoruz. Ancak uygulama daha önemlidir. Çünkü uygulama çok zor. Endonezya hükümetinden çok ciddi olmasını istedik ve ‘anayasayı değiştirin’ dedik. ‘Hayır’ dediler, o zaman bir yasa üretin kendi kendini yönetme yasasını çıkarın dedik. Bunların uygulanması kısmında çok durmadık. Barış sürecinde herkes şu olsun bu olsun diyor. Ama bir statüko var. Biraz sabır lazım” dedi.

DemocraShe Kıdemli Uzmanı Bronagh Hinds, Kuzey İrlanda’daki barış sürecine dair konuştu. Bronagh Hinds, çatışmanın 70 yıl, barış sürecinin 17 yıl sürdüğünü söyledi. Bronagh Hinds, “Bütün hareketi katmayı istediğimiz için bu kadar uzun sürdü. Barış süreçleri sürekli olarak devam eden süreçlerdir. 1972’den beri bu çatışmayı sonlandırmak için çalışmalar yapıldı. Sivil toplumdan bazı aktörler ‘Hayırlı Cuma Anlaşması’nı başlattı. Anlaşma sonrası yapılan referanduma kayıtlı seçmenlerin yüzde 85’i katıldı ve neredeyse hepsi barışın lehine oy kullandı. Güney İrlanda’da oylama yapıldı, orada iyi sonuçlar çıktı. Bazen durduk, bazen başladık. Defalarca denedik. Hatta barışı sağlamaya çalışan liderlerin cezalandırıldığı da oldu. Ama sürekli çalışarak, süreci Anayasal bir değişiklikle sonlandırdık. Ama bunun çok zor olduğunu belirtmeliyim” şeklinde konuştu.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Mozambik Özel Temsilcisi Mirko Manzoni ise, Mozambik’te arabulucu olan çoğu ülkenin başarısız olduğunu söyledi. Manzoni, “Süreci gizli yürüttük. Halk bizi görmedi. Biz bir mekik demokrasisi yürüttük, tarafların bize güveni arttı. Biz müzakere için olgun bir zamanı oluşturduk. Mozambik’te 2 lideri yüz yüze getirmek bile büyük bir başarıydı. Bir gün başkanın ofisine girdik ve o gün bugün dedik. Mozambik’in ortasında bir yere kimse giremiyordu. Çatışmaların olduğu yerde onun dağdan inmesinin mümkün olmadığını söyledik ve onun oraya gitmesi gerektiğini söyledik. Onu öldürürler mi diye çekindik tabi. Ama siz Mozambik’in cumhurbaşkanısınız her yere gidebilirsiniz, dedik. Devlet kurumları, teşkilatları bizi desteklemedi. Ama cumhurbaşkanı geldi. Bunun olduğu an Mozambik toplumu barış sürecine bakışını değiştirdi” şeklinde konuştu.

Yazar

You May Also Like

Biz kimiz?

Enternasyonal Dayanışma, işçi sınıfının kolektif ve kitlesel mücadelesiyle dünyanın daha eşit, adil ve özgür bir yere dönüşeceğini savunan…