7 Ocak
Almanya’da 500 bin göçmen kadın iş gücü krizini bitirebilir (DW Türkçe)
Alman Ekonomi Enstitüsü (IW) bünyesindeki Nitelikli İş Gücü Güvencesi Yetkinlik Merkezi’nin (Kofa) yaptığı bir araştırmaya göre, ülkedeki işsiz göç kökenli kadınlar, iş gücü açığının küçülmesini sağlayacak büyük bir potansiyele sahip.
Araştırmayı yürüten uzmanlardan Lydia Malin, sayıları yaklaşık 530 bin olan bu grubun hızlı bir şekilde iş gücü piyasasına entegre edilmesi gerektiği görüşünde. Ülke genelinde kayıtlı kadın işsiz sayısı toplamda 1,3 milyon.
Alman uzman Malin, yaşlı bakımı, sağlık ve hasta bakıcılığının yanı sıra çocuk bakımı ve eğitimi gibi ciddi eleman sıkıntısı çekilen meslekler açısından bu grupta büyük bir potansiyel görüyor. Yabancı kadınların Alman kadınlara kıyasla daha genç olması nedeniyle demografik değişimin olumsuz sonuçlarının hafifletilmesine de yardımcı olabilecekleri kanısında.
Araştırmaya göre, 2024 yılında Almanya’daki tüm kadın çalışanların yüzde 40’ından fazlası, kalifiye eleman açığından etkilenen söz konusu kritik mesleklerde çalışıyordu.
Pek çok kadın uzmanlık alanının altındaki işlerde çalışıyor
Araştırma, şirketlere özellikle göçmen kökenli kadınlara hitap etmelerini ve onları desteklemelerini tavsiye ediyor. Yarı zamanlı çalışmanın yanı sıra çalışma saati ve yeri konusunda esnek düzenlemeler sunulması ve çocuk bakımına destek sağlanması yoluyla bu potansiyelin daha güçlü şekilde harekete geçirilebileceğine işaret ediliyor.
Almanya’da kayıtlı işsiz kadınların üçte biri, çoğunlukla ailevi sorumlulukları nedeniyle tam zamanlı ve yoğun bir çalışma temposuna sıcak bakmıyor.
Araştırmaya göre, yabancı uyruklu kadınlar aslında sıklıkla eleman açığı olan sektörlerde iş arıyor. Ancak birçoğu mesleki veya akademik eğitime sahip olduğu halde niteliklerinin altındaki pozisyonlara yöneliyor. Bunun nedenleri arasında diplomaların Almanya’da tanınmaması veya eğitim alınan meslek ile çocuk veya yaşlı bakımı gibi ailevi sorumlulukları bağdaştırmada yaşanan zorluklar başı çekiyor.
Malin’e göre satış, muhasebe veya tıbbi asistanlık gibi sektörlerde hedef odaklı bir yaklaşım ve teşvikle bu açıkların küçültülmesi mümkün. İşverenlere, bir kişinin niteliklerinin resmi bir diploma olmasa da uzman kadro açığını gidermede yeterli olup olmadığını kontrol etmelerini öneren Malin, ilave eğitim gibi yollarla açıkların kapatılabileceğini, hatta bazı mesleklerde bu açığın tamamen yok edilebileceğini vurguluyor.
Kadınlara dair veriler ne diyor?
Kadınların kalifiye eleman potansiyeli her geçen gün daha da belirginleşiyor.
2024 yılı ortalamasına göre, sosyal sigortalı çalışan kadın sayısı 15,6 milyona ulaşarak 2014 yılına kıyasla 2,5 milyonluk bir artış gösterdi. Özellikle yüksek nitelikli işlerde güçlü bir büyüme kaydedildi. 2024 yılında “uzman” seviyesinde çalışan kadın sayısı 2014’e göre yüzde 32,3 (760 bin kişi) arttı.
Erkeklerde ise bu artış 486 bin ile yüzde 21,2 gibi çok daha düşük kaldı. Akademik düzeydeki uzman kadınların istihdam artışı da yüzde 43 ile erkeklerin yüzde 30,1’inden yüksek gerçekleşti.
2024 yılında kadınların yaklaşık yüzde 42’si, yani 6,5 milyondan fazla kadın, kalifiye eleman açığı yaşanan mesleklerde çalışıyordu. Özellikle sosyal hizmet, çocuk bakımı, eğitim ve kamu yönetimi gibi kadınların yoğun olduğu ve eleman açığının da en yüksek olduğu sektörlerde büyük artışlar görüldü.
İstihdam artışının yarısı göçmen kadınlar sayesinde
Almanya genelindeki kadın istihdamı artışının yüzde 49,2’si, yani yaklaşık yarısı Alman vatandaşı olmayan kadınlar sayesinde oldu. Doğu Almanya’da ise bu büyümenin neredeyse tamamı göçmen kadınlar sayesinde gerçekleşti.
Özellikle Avrupa Birliği (AB) dışındaki üçüncü ülkelerden gelen kadınlar, hanelerinde Alman veya Avrupalı kadınlara kıyasla daha çok çocuk bulunmasına rağmen istihdamdaki bu artışa büyük katkı sağladı.
9 Ocak
Portland’da göçmenlik operasyonu: Federal ajanlar iki kişiyi yaraladı (Euronews)
ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS), araçta bulunan iki kişiden birinin ‘uluslararası Tren de Aragua fuhuş ağıyla bağlantılı Venezuelalı bir yasa dışı göçmen’ olduğunu açıkladı.
ABD’li federal göçmenlik görevlileri, Oregon eyaletinin Portland kentinde bir hastane dışında araçta bulunan iki kişiyi vurarak yaraladı. Yetkililer, olayın Minnesota’da bir gün önce bir görevlinin bir sürücüyü vurarak öldürmesinin ardından yaşandığını açıkladı.
ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS), araçta bulunan iki kişiden birinin “uluslararası Tren de Aragua fuhuş ağıyla bağlantılı Venezuelalı bir yasa dışı göçmen” olduğunu ve Portland’da yakın zamanda gerçekleşen bir silahlı saldırıyla ilişkili bulunduğunu bildirdi.
Bakanlığın yazılı açıklamasına göre, perşembe öğleden sonra “hedefli bir araç durdurma” sırasında görevlilerin kendilerini tanıtmasının ardından sürücü, ajanları ezmeye çalıştı.
Açıklamada, “Can güvenliğinden endişe eden bir ajan, savunma amaçlı ateş açtı,” denildi. Açıklamaya göre sürücü, yolcuyla birlikte olay yerinden kaçtı.
Ancak söz konusu anlatım ya da araçtaki kişilerin herhangi bir çete bağlantısına ilişkin bağımsız bir doğrulama bulunmadığı belirtildi.
ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin büyük kentlerde göçmenlik denetimlerini artırdığı dönemde, daha önce yaşanan benzer silahlı olaylarda yayımlanan video kayıtlarının, yönetimin olaylara ilişkin açıklamalarını tartışmalı hale getirdi. Minneapolis’te çarşamba günü bir Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) görevlisinin gerçekleştirdiği silahlı müdahale sonucu arabasında bulunan bir kadın vurularak öldürüldü.
Trump ve destekçileri, bazı ABD kentlerinde yaşanan şiddet olayları ve yasa dışı uyuşturucu ticaretinin temelinde Tren de Aragua örgütünün bulunduğunu uzun süredir savunuyor.
10 Ocak
Renee Nicole Good: ABD’de göçmen polisinin öldürdüğü ödüllü şair (Enternasyonal Dayanışma)
ABD’nin Minneapolis şehrinde federal göçmen polisi tarafından vurularak öldürülen Renee Nicole Good, 37 yaşında ve üç çocuk annesiydi. Good, Minneapolis kentine yeni taşınmıştı.
Engellemekle suçlandığı Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza operasyonunu sivil gözlemci olarak takip ettiği aktarılıyor. Ancak Trump yönetimi onu “yerli terörist” olarak nitelendirmeye çalışıyor.
Good’un ölümü ülke çapında protestolara yol açtı. Gösterilere katılanlar, “Renee için adalet” çağrısı yapıyor. Protestolarda Good’un cinayete kurban gittiğini savunan pankartlar da yer alıyor.
ABD’de göçmen polisinin bir kadını öldürmesiyle ilgili neler biliniyor?
Annesi Donna Ganger, yerel basına verdiği demeçte, kızının polis memurları tarafından vurulduğu olay sırasında “muhtemelen çok korkmuş” olduğunu söyledi. Kızının, tanıdığı “en iyi insanlardan biri” olduğunu ifade eden Ganger, “Son derece şefkatliydi. Tüm hayatı boyunca insanlara yardım etti. Muhteşem biriydi” dedi.
Good’un ailesi için 50 bin dolar hedefiyle başlatılan bağış kampanyasında, 10 saat içinde 370 bin dolardan fazla para toplandı.
‘Yasal gözlemci’ olarak oradaydı
Minnesota eyaletinden yetkililer, Good’un göçmenlik polislerinin operasyonunu yasal gözlemci olarak izlediğini açıkladı.
Yasal gözlemciler, protesto ve operasyonlarda polis ve güvenlik güçlerini izleyen gönüllüler olarak tanımlanıyor. Amaçları, sükûneti korumaya, suiistimali önlemeye ve yasal haklara saygı gösterilmesini sağlamaya yardımcı olmak.
Good’un annesi Minnesota Star Tribune gazetesine verdiği demeçte, kızının göçmenlik polislerine karşı çıkacak herhangi bir eylemde bulunmadığını söyledi.
Belediye başkanı Jacob Frey, Good’u vuran memurun pervasızca davrandığını söyledi. “Videoyu bizzat gördükten sonra herkese açıkça şunu söylemek istiyorum: Bu tamamen saçmalık. Bu, bir görevlinin gücünü pervasızca kullanması ve bunun sonucunda birinin ölmesi, öldürülmesi olayıydı.”
Good’un, öldürüldüğü yerden sadece birkaç blok ötede yaşadığı belirtiliyor. Olay yerinin, 2020’de bir polis tarafından öldürülen ve dünya çapında ırkçılık karşıtı protestoları tetikleyen George Floyd’un yaşamını kaybettiği yerden yaklaşık iki kilometre uzakta olduğu bildiriliyor.
11 Ocak
Almanya’ya iltica başvuruları düşüyor (DW Türkçe)
Yılbaşı itibarıyla Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt (CSU), “göçte yön değişikliği” politikasına ilişkin bir bilanço çıkardı. İçişleri Bakanı’na göre Almanya’da ilk kez yapılan iltica başvurularının sayısı 2025 yılında yaklaşık 113 bine düştü. Bu, bir önceki yıla kıyasla yüzde 50’lik bir azalma anlamına geliyor. İçişleri bakanlığı, bu düşüşü Mayıs ayında göreve gelen hükümetin uygulamaya koyduğu sıkı sınır kontrollerine ve iltica talebinde bulunanlar dahil olmak üzere sınırdan geri çevirmelere bağlıyor.
Mayıs ayından bu yana Almanya’da Federal Polis, Almanya’nın tüm kara sınırlarında örnekleme yöntemi ile kontroller yapıyor. Federal Polis’in verilerine göre yaklaşık 21 bin kişi, geçerli seyahat belgeleri bulunmadığı gerekçesiyle doğrudan sınırdan geri çevrildi. Bu kişilerden yaklaşık 1000’i, görevli memurlara iltica talebinde bulunduğunu beyan etti. Normal şartlarda bir iltica prosedürüne girme hakları bulunmasına rağmen bu kişilerin ülkeye girişine izin verilmedi. Mahkemeler, tekil davalarda bu hakkın varlığını teyit etti. Buna karşın Federal İçişleri Bakanlığı, Almanya’nın bir “acil durum” içinde bulunduğunu savunarak ilgili Avrupa iltica hukukunu uygulamak zorunda olmadığını ileri sürmeyi sürdürüyor. Yeni hükümet, alınan diğer önlemlerle birlikte iltica başvurusunda bulunanların aile birleşimini de durdurdu. Daha önce bu yolla ayda yaklaşık 1000 kişinin ülkeye girişine izin veriliyordu.
“Sınır kontrolleriyle pek ilgisi yok”
Ancak göç araştırmacısı Gerald Knaus’a göre iltica başvurularındaki düşüşün başlıca nedeni hükümetin sertleşen çizgisi ya da sınır kontrolleri değil.
Avrupa İstikrar Girişimi (ESI) adlı düşünce kuruluşunun kurucuları arasında da yer alan Knaus, özellikle 2024’te Suriye’de iç savaşın sona ermesinin, insanların ülkelerini terk etmemesinde belirleyici rol oynadığını söylüyor. Göç uzmanına göre asıl belirleyici olan, göçmenlerin geldikleri ülkelerdeki durum. DW’ye konuşan Knaus, Mayıs ayında sıkı sınır kontrolleri başlatılmadan önce ve sonra aylık iltica başvurularının 9 bin seviyesinde kaldığını vurguluyor:
“Son on yılda Almanya’ya korunma talebiyle gelenler arasında bir numaralı olan Suriyeliler artık gelmiyor. Asıl büyük değişim bu ve bu durum sürerse kalıcı sonuçları olacak. Bu gelişmenin Almanya-Polonya ya da Almanya-Avusturya sınırlarındaki kontrollerle hiçbir ilgisi yok.”
AB’nin geri kabul anlaşmaları
Knaus’a göre sınır kontrolleri ve ulusal önlemlerden çok daha önemli olan, Avrupa Birliği’nin Aralık 2025’te aldığı kararlar. Bu kararlar, AB’nin üçüncü ülkelerle göçmenlerin geri kabulüne ilişkin anlaşmalar yapmasının önünü açıyor. Buna göre, örneğin Libya üzerinden İtalya ya da Yunanistan’a giren kişiler, iltica başvuruları değerlendirilmeden Afrika’daki başka bir ülkeye geri gönderilebilecek. Bu sistem, 2016’da Türkiye ile yapılan ve Suriyeli mültecilerin geri kabulünü öngören anlaşmaya benzer şekilde işleyecek.
Suriye’de iç savaşın sona ermesi, yalnızca Almanya’yı değil, Avrupa’nın tamamını etkiliyor. AB genelinde ilk iltica başvurularının sayısı geçen yılın ocak-kasım döneminde yüzde 25 azaldı. AB Göç Komiseri Magnus Brunner’in verdiği bilgilere göre, geri dönüş ve sınır dışı sayıları da yüzde 20 arttı.
Suriye’ye sınır dışı “gerçekçi değil”
Oturma hakkı bulunmayan göçmenlerin daha fazla sınır dışı edilmesi, Berlin’deki hükümet koalisyonunun hedefleri arasında. İçişleri Bakanı, 2026 yılında ülkeden ayrılması gereken kişilerin sınır dışı edilme sayısını artırmak istiyor. Geçen yılın Ocak-Kasım döneminde 21 bin 500 kişi sınır dışı edildi. Bu, 2024’e kıyasla yüzde 20’lik bir artış anlamına geliyor.
Dobrindt’in partisi CSU ise şimdi, çok sayıda Suriyeli mültecinin koruma statüsünün uzatılmamasını ve bu kişilerin Suriye’ye geri gönderilmesini öneriyor. Göç araştırmacısı Gerald Knaus, bu önerinin uygulanabilir olmadığını söylüyor. Böyle bir adım için Almanya’da on binlerce davanın açılmasının muhtemel olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Bildiklerimiz ışığında çok sayıda insanın Suriye’ye geri döneceği ya da sınır dışı edileceği beklentisi tamamen gerçek dışı. Hukuken mümkün olsa bile bu gerçekleşmeyecek.”
