Kamusal sağlıkta çöküş devam ediyor

Bilinçli olarak çökertilen sağlık hizmetleri hastalarla sağlık emekçilerini karşı karşıya bırakıyor. Hastaneden randevu alamayan, yoğun bakımda yer bulamayan, ameliyat sırası bekleyen hasta ve hasta yakınları öfkesini sağlık emekçisine yöneltiyor.

Evrensel‘den Eylem Nazlıer’in haberine göre, kamu hastanelerinde randevu sorun, acil riskli hastalar içinse yoğun bakım yatağı ve ameliyathanede masa bulmak sorun. İstanbul’da kamu hastanelerinde çok sayıda hasta yoğun bakım sırası bekliyor. Kamusal sağlık sistemi bilinçli olarak çökertilirken sağlıkta şiddet artıyor. Sağlık sisteminin yarattığı sorunlar sağlık emekçilerine şiddet olarak geri dönüyor. Sağlıkta şiddet, ağır çalışma koşulları ve riskli ortamlarda çalışan sağlık emekçileri hem kendileri hem de hasta ve hasta yakınları için endişeli. 

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Aksaray Şubesi yöneticileri, kamu hastanelerinde sağlıkta şiddetin münferit değil, çöken sağlık sisteminin bir sonucu olduğuna ve sistematik hale geldiğine dikkat çekiyor. SES Aksaray Şube Eş Başkanı Birsen Seyhan, ocak ayında yaşanan ve bir hemşirenin hedef alındığı şiddet olayını hatırlatarak “Yaşlı bir kadın ameliyat için yatırıldı ancak ameliyat olamadan sağlık durumu giderek ağırlaştı. Solunum sıkıntısı başlayan hasta için yoğun bakım ihtiyacı doğdu. Ancak ne hastanede ne de İstanbul’da günlerce yoğun bakım yatağı bulundu” dedi. Bu yüzden hastanın durumunun ağırlaştığını ve tüm bunların hasta yakının gözleri önünde gerçekleştiğini aktaran Seyhan “Annesi gözü önünde can çekişiyordu ama yoğun bakım yatağı yoktu” diye konuştu.

İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesinde her gün ortalama 10 hastanın yoğun bakım yatağı beklediği, bunların bir kısmının entübe edilmesi gereken ya da edilmiş ağır hastalar olduğu bilgisini veren Seyhan, “Bu hasta da günlerce bekledi. Bu yüzden hastanın durumu iyice ağırlaştı ve müdahale sırasında hastanın kızı hemşire arkadaşımızın boğazına yapıştı. Doktorla da arbede yaşadılar. Olay sonrası beyaz kod verildi, polis çağrıldı” dedi. 

Hastanın yakınlarının gözünün önünde hastanın tabiri caizse can çekiştiğini dile getiren Seyhan “Bunları neden anlatıyorum? Çünkü yaşanan şiddet olayında, şiddeti onaylamamakla birlikte hasta yakınına da kızamıyorsun. Düşünsene, annen gözünün önünde yok olup gidiyor ve yoğun bakım yatağı yok diye hiçbir şey yapamıyorsun. Bu psikoloji bizi de yıpratıyor. Şiddet tabii ki haklı değil ama bu sistemin içinde ulaşabildikleri sadece sağlık emekçileri. Sonra hastanın kızı gelip hemşire arkadaşımızdan özür diledi, ‘En yakınımda sen vardın, kendimi kaybettim’ dedi ve beyaz kod şikayetini geri çekti arkadaşımız da” ifadelerini kullandı.

‘Sağlık sistemi sağlıkta şiddeti yaratıyor’

Sağlıkta şiddetin münferit olmadığının altını çizen Seyhan, sağlık çalışanlarının her gün benzer tabloyla karşı karşıya kaldığını anlattı. Seyhan “Hastanelerde yatak, ameliyathane masası ve yoğun bakım yetersizliği bizlere yansıyor. Yatak yok, hastayı yatıramıyorsun; hasta seninle muhatap oluyor. Çalıştığın ortam güvenli değil. Hastalar haksız mı? Hayır, haklılar. Geliyorlar, yatak yok, ameliyathanede masa yok, yoğun bakım yok. Geri gidiyorlar ve bunlar onkoloji hastaları. Bu nedenle yaşananlar tek başına bir şiddet olayı olarak değerlendirilemez, sistemin yarattığı bir tabloyla karşı karşıyayız” dedi.

‘Hasta öfkesinde haklı ama öfkenin yöneldiği yer yanlış’

SES Aksaray Şubesi Cerrahpaşa İş Yeri Temsilcisi Aydın Erol, kamu hastanelerinde çalışan sağlık emekçilerinin her yeni güne küfür ve hakaretlerle başladığını dile getirdi. Erol “Sağlık sistemindeki çöküş sağlık emekçileriyle hastaları karşı karşıya getiriyor. Yatak yok, randevu yok, ameliyat yok, yoğun bakım yok. Hasta haklı olarak öfkeli. Ama bu öfkenin yöneldiği kişi sağlık çalışanı oluyor” dedi. İktidarın bilinçli bir tercihte bulunarak özellikle merkezdeki kamu hastanelerini geri çekerek ulaşımın zor olduğu alanlara taşıdığına dikkati çeken Erol “Çam ve Sakura Şehir Hastanesi bunun en somut örneği. Oraya ulaşamayan, gidemeyen yurttaş ne yapıyor? Özel hastaneye gitmek zorunda kalıyor” dedi. Özel hastaneler devlet teşvikleriyle daha da ihya edilirken kamu hastanelerinin çökertildiğine işaret eden Erol “Böylece kamu hastanesinde ücretsiz olacak sağlık hizmeti yerine özel hastanelere yüz binlerce hatta milyonlarca lira para ödemeye mecbur bırakılıyor hastalar.  Parası olmayan yurttaş ise tedavi olamıyor” dedi. Sağlık sistemindeki tıkanmanın sağlıkta şiddeti de beslediğini söyleyen Erol, “Beş dakikada tedavi edecek bir sağlık sistemi dünyanın hiçbir yerinde yok. Yurttaş önce poliklinikte derdine çare bulamıyor, sonra acile gidiyor, orada da iyileşemiyor. Ardından başka hastanelere yöneliyor. Sorunu çözülmeyince, karşısında devleti ya da iktidarı göremediği için öfkesini sağlık emekçisine yöneltiyor. Hasta haklı ama öfkesinin yöneldiği yer yanlış” diye konuştu. Tüm bu tabloya rağmen Sağlık Bakanlığının kamu hastanelerini ‘çok tehlikeli iş yeri’ sınıfından çıkarmak istemesinin kabul edilemez olduğuna dikkati çeken Erol “Pandemide yüzlerce sağlık emekçisi hayatını kaybetti. Kimyasallara, biyolojik ajanlara, radyasyona, kemoterapi ilaçlarına, kesici-delici alet yaralanmalarına ve şiddete maruz kalıyoruz. Ne değişti de artık ‘çok tehlikeli’ değiliz?” diye sordu.

“6 yıldır hemşireyim artık tükendim!”

İstanbul’da görev yapan bir sağlık emekçisi, 6 yıldır hemşire olarak çalıştığını ancak ağır çalışma koşulları nedeniyle tükenmişlik yaşadığını ve mesleği bırakmayı düşündüğünü anlattı. Ayda 56 ila 72 saat arasında değişen fazla mesailer yaptıklarını belirten hemşire, normal çalışma süresinin bile belirsiz hale geldiğini söyledi. Çalışma koşullarının hem fiziksel hem zihinsel yıkıma yol açtığını ifade eden sağlık emekçisi, “Eve gittiğimde kendime yemek yapacak enerjim bile kalmıyor. Oysa insan sağlığıyla ilgili bir iş yapıyoruz ama bizim sağlığımız gidiyor” dedi. Gece nöbetlerinde iki kişi çalıştıklarını, ayda 11 gece nöbeti tuttuklarını anlatan hemşire “Bu artık meşrulaştırılmış bir kölelik sistemi” ifadelerini kullandı. Ekonomik koşulların da ağırlaştığını, aldıkları ücretin yoksulluk sınırının altında kaldığını dile getiren hemşire “Sağlıklı beslenme ve barınma gibi temel ihtiyaçlarımızı karşılayamıyoruz. Hastane içinde mobbing uygulamaları yaygın, sorunlarımız dinlenmiyor. Soyunma odamız yok. Tedavi odaları personel alanı gibi kullanılıyor. 6 yıldır bu koşullarda çalışıyorum ve artık tükenmiş durumdayım. Bu yaz mesleği bırakmayı düşünüyorum” dedi.


Yazar

You May Also Like

Biz kimiz?

Enternasyonal Dayanışma, işçi sınıfının kolektif ve kitlesel mücadelesiyle dünyanın daha eşit, adil ve özgür bir yere dönüşeceğini savunan…