Hindistan’da işçi sendikaları ve çiftçi birliklerinin çağrısıyla 300 milyondan fazla işçi ve köylü, Başbakan Narendra Modi hükümetinin sermaye yanlısı neoliberal ekonomi politikalarına ve işçi haklarına saldırılarına karşı ülke çapında genel greve gitti.
Devlet şirketlerinin özelleştirilmesine yönelik girişimleri ve hükümetin ABD ile uzlaştığı geçici ticaret anlaşmasını protesto eden sendikalar, 4 iş kanunu ile elektrik ve tohum tasarısının geri çekilmesi talebiyle sokaklara döküldü.
Grev sonucu kamu ve ulaşım hizmetleri ile üretim faaliyetleri büyük ölçüde durdu.
Greve ülkedeki sol, sosyalist ve komünist partilerin yanı sıra gençlik örgütleri ve ana muhalefetteki Hindistan Ulusal Kongresi (INC) lideri Rahul Gandhi dâhil muhalefet milletvekilleri destek verdi.
Neoliberal saldırılar sürüyor
Irkçı-sağcı Narendra Modi hükümeti döneminde yürürlüğe konan yeni iş yasaları, iktidar ve sermaye sınıfı tarafından “reform” diye pazarlanıyor. Oysa bunlar, sendikaların da dile getirdiği gibi, işçi sınıfının haklarını gasp etmek için tasarlanan pervasız saldırılar.
Son yıllarda çıkarılan yasalarla pek çok hak gasp edildi
Bu yasalar, “İşten çıkarmaları kolaylaştırdı, grev prosedürlerini zorlaştırdı, sendikal örgütlenmenin önüne yeni engeller koydu, çalışma saatlerini ve fazla mesai düzenlemelerini esnek hale getirdi.”
Bu değişiklikler, Hindistan’ı küresel sermaye için daha cazip bir üretim üssü haline getirme stratejisinin parçası olarak görülüyor. Bu model, düşük ücret, yüksek güvencesizlik ve zayıf sosyal korumayı esas alarak, tüm faturayı işçi ve emekçilerin sırtına yıkıyor.
Küresel saldırının Hindistan halkası
Hindistan’daki genel grev, küresel ölçekte artan hayat pahalılığı, reel ücret kayıpları ve güvencesizleşmeye karşı yükselen tepkilerin bir halkası olarak okunabilir. Birçok ülkede emek piyasalarının esnekleştirilmesi ve kamu varlıklarının özelleştirilmesi, farklı ülkelerde benzer toplumsal sonuçlar üretiyor.
Hindistan örneği, neoliberal politikaların iflas ettiğine işaret ediyor. Yüksek büyüme oranları, toplumsal refaha dönüşmüyor, kapitalistlerle işçi ve emekçiler arasındaki uçurumu daha da derinleştiriyor.
Hükümet cephesinden henüz kapsamlı bir geri adım sinyali gelmiş değil. Ancak bu büyüklükte bir eylemin organize edilmesi, Hindistan’da hem sol/sosyalist akımların hem sendikal hareketin toplumsal etkisinin ne kadar güçlü olduğunu ortaya koyuyor.
300 milyonluk genel grev, yalnızca bir günlük iş bırakma değil; ırkçı-sağcı Hindistan yönetiminin ekonomik yönelimine itirazların yükseleceği, hak arama mücadelesinin daha da güçleneceği bir sürecin ilk adımı olabilir.
