Rusya’da devlet kapitalizmi ve aşağıdan sosyalizm

SSCB ve uydusu doğu bloku ülkelerinin işçilerin kitlesel eylemleriyle yıkılmasının üzerinden 30 yıldan fazla zaman geçti. Rusya’da betonlaşan kentler, Gulag takım adalarındaki köle işçiler, tarımın kollektifleştirilmesi, uzayın fethi, nükleer silahlar, çevre felaketleri; bunların hepsi baş döndürücü bir sanayileşme için diktatörlüğün kuşaklar boyunca işçilerin onurlarının ayaklar altına alınması, temel refahın yok edilmesi pahasına gerçekleşti.

SSCB’nin kapitalizm sonrası bir toplum olduğunu savunan fikirler bugün hâlâ var. Hatta Berlin duvarı milyonların hareketiyle yıkılmamış gibiler. Göstermelik Moskova Mahkemeleri, Gulag takım adalarındaki köle işçi kampları, 1968 Çekoslovakya, 1979 Afganistan işgali; tüm bunlardan habersizmiş gibi davranıyorlar ya da bu tutumları aklayan kılıflar uyduruyorlar.

Marks’ın değer ve birikim yasasını, mevcut kapitalist rejimlerdeki gibi olması gerektiğinden hareketle, Rusya’da kapitalizm sonrası bir toplumsal ilişki yaşandığını ileri sürüyorlar.  Özel mülkiyetin ve kâra dayalı sistemin ortadan kaldırılması “sosyalizm” olarak tanımlanmakta.  Klasik olacak ama eleştirel bir noktadan hareket ettiğimizde tartışma çok daha kolaylaşacak. Rusya’da devlet üretim araçlarının sahibiydi. Ancak devletin sahibi kimdi? Üretim araçlarına sahip olmayan, tüm toplumsal ve siyasal kontrol mekanizmalarından uzaklaşmış işçi sınıfının olmadığı açık. Ya da şöyle soralım: Hızlı bir sermaye birikimi ve sanayileşme için işçi sınıfının üzerinde muazzam bir baskı mekanizması kurulmasının nedeni nedir?

Stalinist Rusya’da devletin yapısı

Sosyalist toplumda burjuva parlamenter yapının yerini, iş yerlerinden seçilen delegelerin oluşturduğu sovyetlerin alması gerekir. Nitekim Rusya’da 1937’ye kadar egemenlik sovyetlerdeydi. Ancak sovyetlerin uzun yıllar iktidarın aldığı kararlara damga basmaktan başka bir işlevi olmadı. Örneği 1918’de beş kez, 1919-22 arasında yılda bir kez toplandı. Rusya’da en hızlı dönüşümlerin yaşandığı, 1931-35 yıllarında kongrenin hiç toplanmaması çok manidardır. Beş yıllık kalkınma planı ve zorunlu kollektifleştirme ve sanayileşme gibi temel adımlar, sovyetler olmadan karara bağlandı.[1]

Rusya’da burjuva anlamıyla bile özgür ve demokratik seçimler yapılmadı. Seçmenlerin oy verebileceği birden fazla aday olmadı. Tek lider Stalin her zaman yüzde 99 oyla seçildi.

1936-39’da devrimin tüm liderlerinin yok edildiği göstermelik mahkemelerden birincisi öncesinde Stalin, Yagoda’nın da bulunduğu polis şefleriyle birlikte yaptığı toplantıda  Kamanev’in “suçunu” itiraf etmesi için ikna edilmesiyle ilgili şu sözleri söyler “ (…) Bütün fabrikalarıyla, makineleriyle, ordusuyla, donanmamızın bütün silahlarıyla devletimizin ağırlığının ne kadar olduğunu biliyor musun? “Astronomik rakamdaki ağırlık” cevabını aldığında, “Peki bir adam bu astronomik rakamdaki ağırlığa dayanabilir mi? diye sorar ve Kamanev ve diğer tutukluların baskıya direndiğinden söz edilmemesini ister.”[2]

Kamanev ve onlarca sosyalist liderliğin tepesine çöken astronomik ağırlıktaki devlet, başta işçi sınıfı olmak üzere toplumun tüm ezilen kesimlerinin tepesine çöktü. 

1928 sonrasında fabrikalarda yönetim tek bir elde toplandı. 1920’lerin sonunda grevler yasaklandı. 1927’de yayınlanan yasada grev “karşı devrimci sabotaj” olarak tanımlanarak ölüm cezası kapsamına alındı. Çarlık Rusya’sında işçilere uygulanan pasaport sistemi devreye sokuldu. 1941’de işçilerin özgürlüğü vahşice kısıtlandı. Önce savunma sanayinde, daha sonra da ağır sanayide çalışan işçilerin izinsiz işten ayrılmaları halinde beş ila sekiz yıl arasında hapis cezası getirildi. 1947’ye kadar toplu görüşme sistemi rafa kaldırıldı. Toplu görüşme sistemi uygulandığında ücretlerin pazarlığı kapsam dışı bırakıldı.

Marks sosyalizmde, toplumsal sınıfların ortadan kalkmasıyla birlikte devletin sönümleneceğini, sınıflar ve toplumsal gruplar arasındaki çelişkilerin ortadan kalkmasıyla birlikte, polis, hapishaneler gibi devletin baskı aygıtlarının gereksiz hale geleceğini söylemişti. Lenin’in “Devlet ve Devrim” adlı kitabında sözünü ettiği asalaklardan oluşan bürokrasi toplumun nefes borularını tıkayan bir mekanizmaya dönüştü. 

Marks aynı zamanda yasaların toplumdaki iktisadi ilişkilerin birer yansıması olduğuna dikkat çekmişti. Nitekim, Lenin döneminde Sovyet hükümeti tarafından benimsenen suçlar, Marksist teoriyle uyumlu bir biçimde suçun ortaya çıktığı sosyal koşullar göz önünde tutularak yasallaşmaktaydı. Rusya’da hırsızlık yapmak, çocuk kaçırmaktan daha ağır bir suçtu. 1935’de yayınlanan yasa uyarınca hırsızlık ve diğer suçlardan suçlu bulunan on iki ve daha fazla yaşındaki çocuklar ölüm cezası da dahil yetişkinlerin tabi olduğu cezalar aldılar.

Ekim devriminin ilk yıllarında Kızılordu komutanlarının aldıkları rütbeler, ayrıcalıklar, her türlü selam verme zorunluluğu, tüm subay örgütleri, ordu içinde emir erliği kaldırıldı. 1935’de tüm hiyerarşik rütbeler geri geldi. Rütbelerle birlikte komutanlar maaşları dahil bir dizi ayrıcalıklar elde ettiler. Subaylara mahsus kulüpler, dinlenme tesisleri ve evler inşa edilmesi için muazzam miktarda paralar harcandı.  

Sömürücü bir sınıf olarak bürokrasi

Rusya’da bürokrasi “birbiriyle rekabet eden kapitalist devletlerden oluşan dünya ekonomisi” koşullarında, diğer ülkelerin burjuvazisiyle rekabet eden, işçi sınıfının emek gücünü sömüren ve artı değer üreten kapitalist sınıftı. Tony Cliff, Rus toplumunda iş bölümünün esas olarak tek bir işyerindeki iş bölümünün türü” olduğunu söyler.

Rusya’da üretim araçları devlete ait olduğundan, işletmeler arasında bir rekabet yoktu. Aynı nedenle işçi sınıfı emek güçlerini satmaz, devlet tarafından işe alınırlardı. Ancak emek piyasası olmasa da işçiler üretkenliğe ve bürokrasi tarafından yerine getirilmesi gereken plana bağlı olarak ücret alıyorlardı. Öte yandan toplama kamplarındaki milyonlarca köle emeği, belirli bölgelerde ve sanayi kollarında işçi azlığı sorununu gidermek üzere kullanılmaktaydı.

Tony Cliff “Rusya’da Devlet Kapitalizmi” adlı kitabında köle emeğinin düşük üretkenliğe sahip olmasına rağmen, 15. yüzyıl başlarında ve 17. yüzyılda Batı Avrupa’da ne zaman iş gücü kıtlığı yaşansa devletin işçilerin dolaşımına yasal kısıtlamalar getirdiğini belirtir. Stalin’in kamplarındaki kölelerin geleneksel kapitalizmin ‘işsizler ordusu’nun kaba bir çeşidi olduğunu söyler.[3] Üretimin esası işçi sınıfının temel tüketim maddelerinin üretimi ve toplumsal ihtiyaçların karşılanmasına değil, sermayenin birikim yasalarına tabiydi. Kuşkusuz kapitalist toplumda sermaye birikimi en büyük itici güçtür. Nitekim Chris Harman, Rusya’da birikimin birinci sektörünün silah üretimi olduğunu ve bunun Rusya’yı “ağır sanayinin her şeyden önce askeri gücün ekonomik temelini biriktirme dürtüsünün egemen olduğu devasa bir silah ekonomisine” yol açtığını söyler. “Bu nedenle de yönetici sınıf sanayileşmek için işçi sınıfının çıkarları yerine ayrıcalıklı azınlıkların çıkarlarını savundu,” der.[4]

Rusya’da işçi sınıfının temel ihtiyaçları pahasına bir birikim modeli ancak muazzam bir baskı aygıtının devreye sokulduğu karşı devrim koşullarında gerçekleşebilirdi. Elbette karşı devrim akşamdan sabaha gerçekleşen bir süreç değildi.

“Sosyalizm kitlelerin kendi ürünüdür”

İşçi sınıfı 1917’de eski devlet mekanizmasını yıkıp yerine gerçek anlamıyla bir sovyet devleti, yani fabrika ve kışlalardaki işçilerin dolaysız iktidarını temsil eden konseylere dayalı bir devlet kurdu. Ekim devriminin başlangıcından 1917-18 kışına kadar Lenin sürekli olarak işçi kitlelerin aşağıdan inisiyatifini savundu.

“Tabandaki yaratıcı faaliyet, yeni kamusal yaşamın temel unsurudur. İşçilerin fabrikalarında kontrol sahibi olmalarına izin verin. Köylere tahıl karşılığında üretim yapmalarına izin verin… Sosyalizm yukarıdan ruhu, mekanik bürokratik yaklaşımı reddeder: Yaşayan yaratıcı sosyalizm, kitlelerin kendi ürünüdür.”

Mart 1918’de Partinin 7.  Kongresi’nde “(…) sosyalizm bir azınlık tarafından, yani Parti tarafından hayata geçirilemez. Bunu kendi başlarına yapmayı öğrendiklerinde on milyonlarca kişi tarafından hayata geçirilebilir.”[5]

Bir geçiş ekonomisi olarak devlet kapitalizmi

Lenin’in sözleri Komünist Manifesto’da yazılan “işçi sınıfının kurtuluşu kendi eseridir” şiarıyla uyumluydu. Ancak sovyet iktidarının devrim sonrasında içinde bulunduğu ekonomik koşullar, sosyalist ilkeler ile hayatta kalma ihtiyacı arasında giderek artan uyumsuz bir durum yarattı. Lenin üretimi arttırmak ve şehirlerde kol gezen açlık krizinin üstesinden gelmek için sermayeyle “uzlaşmak” gerektiğini savundu. Özel sektörün devlet eliyle düzenlenmesi anlamında “devlet kapitalizmi uygulamaları ekonomik siyasetin özünü oluşturdu. Lenin mevcut sistemi “proletarya diktatörlüğü altındaki devlet kapitalizmi” olarak tanımlamaktaydı. Lenin burjuva entelektüellere ve teknik elemanlara üretim alanında yer açılması ve bu kesimlere yüksek ücretler ödenmesini önerdi. Ayrıca fabrikaların tek bir uzman yönetimine verilmesini ve yeniden iş disiplininin kurulmasını istedi. Bununla birlikte üretimde işçi kontrolü getirildi. Fabrika komiteleri ve sendikalara yönetimi denetleme, asgari ücreti saptama, muhasebeyi ve tüm yazışmaları kontrol yetkisi verildi. Lenin’in önerdiği devlet kapitalizmi işçi sınıfının üretim araçlarından ve kontrol mekanizmalarından tamamen uzaklaştırıldığı, bürokrasinin işçilerden artık değeri söküp aldığı devlet kapitalizminden tamamıyla farklıydı.

Marks’ın sözünü ettiği; sosyalizmin “üretici güçlerin gelişmesi” ve “kafa ile kol emeği arasındaki ayrımın ortadan kalkması” koşullarının gerçekleşmesi için geriye doğru atılan bir adımdı. Lenin durumu Avrupa’da devrimlerin gerçekleşmesine kadar işçi sınıfının yeniden güçlenmesini sağlayacak bir ara dönem olarak değerlendiriyordu. Lenin riskin farkındaydı. Nitekim fabrikalarda işçi kontrolü karşısında kapitalistler uzlaşmadı ve direndiler. Fabrika sahiplerinin iç savaş koşullarında sabotajları yaygınlaştı. Birçok işyeri kapatıldı ve sahipleri tarafından çalıştırılamaz duruma getirildi. Bu durum 1920’lerin sonuna kadar sanayide önemlice bir bölümün devletleştirilmesine yol açtı.  

Fabrika komiteleri, sendikalar ve devlet

Ekim Devrimi’nden sonra fabrika komiteleri kapitalistlerin direnişlerine rağmen fabrikaları yönetmeye başladılar. Özellikle Bolşevik aktivistler partiden talimat beklemeksizin fabrika komitelerine katıldılar. Nitekim komiteler Bolşevikleri destekleyen ilk büyük kitle organizasyonları oldu.[6] 1918’de yapılan Birinci Tüm Rusya Sendikalar Kongresi’nde Bolşevikler çoğunluğu sağladılar. Kongrede fabrikalarda yerel kontrolün dağınık ve koordinasyonsuz olduğu ve merkezi bir kontrolün gerekliliği görüşü benimsendi.

Ekonominin tüm genel işleyişi, komitelerin, ordu ve donanmanın, Bütün Rusya İşçilerinin Kontrol Komisyonu ve ilgili işçi örgütlerinin faaliyetinin birleştirilmesi ve koordine edilmesi Yüksek Ekonomik Konsey (YEK) tarafından yapılmaktaydı. YEK ayrıca ulusal ekonominin maliyesini de üstlendi. Sendikalar YEK’de ağırlıklı durumdaydılar. Ayrıca Çalışma ve Halk Komiserliği’yle ilişkilerde de ağırlık kazandılar. Böylece parti ile devletin, devlet ile sendikaların iç içe geçtiği bir durum meydana geldi. Özellikle iş savaş yıllarında sendika üyesi işçiler orduya katıldı. Sendikalar Kızılordu ve sanayi için seferberlikte merkezi bir rol oynadılar.

İşçi sınıfı Ekim Devrimi sonrasında ve iç savaş boyunca grevler yaptı. Ancak iç savaş yıllarında bazı grevler askeri nedenlerle ya da sabotaj gerekçesiyle yasaklandı. Grevcileri kışkırtan Menşevikler tutuklandı. İç savaş sonrasında NEP dönemiyle birlikte sendikaların devletle ilişkisi yeniden gündeme geldi. Lenin 1922 yılında yazdığı bir makalede grev fonlarının kurulmasını önerdi. Ve işçilerin kendi örgütlerini kendi devletlerine karşı korumaları gerektiğinin altını çizdi.

Bürokrasinin yükselişi ve NEP

Rusya’da işçi sınıfı iç savaştan başarıyla çıktı. Karşı devrimci tüm unsurlar ve kapitalistler yenildi. Ancak iç savaş sonrasında ekonomi tamamen çöktü. Yeni bir kıtlıkla karşı karşıya gelindi. Ayrıca iç savaş boyunca tarımsal üretime askeri ihtiyaçlar için el konulması köylülükte huzursuzluğa yol açtı. Lenin rotayı yeniden değiştirdi. Partinin 10. Kongresi’nde NEP’i ilan etti. Sonuç: Tarımsal üretim toparlandı. Gıda şehirlere geri döndü ve kıtlık sona erdi. Öte yandan şehirlerde “NEPmen” denilen yeni bir varlıklı kesim ortaya çıktı. Tarımsal alanda ise yeni toprak sahipleri ve tarım işçilerine yol açtı. İç savaşın bir başka sonucu da çeşitli kurumlarda bürokrasinin sayısındaki muazzam artış oldu. Mart 1919’da Petersburg Sovyet’inde yaptığı konuşmada Lenin bürokrasi için şöyle diyordu: “(…) Eski bürokratları dışarı attık fakat geri geldiler… Yakalarında kırmızı kurdeleler taşıyorlar ve sıcak köşelere yerleşiyorlar. Ne yapabiliriz? Bu pisliğe karşı tekrar tekrar mücadele etmeliyiz, eğer bu pislik geri gelirse onu tekrar tekrar temizlemeliyiz.”

Nisan 1919’da da “en kötü unsurlar olan eski kapitalist sistemin memurlarının iktidar partisinin içine sızmaları ve iktidar yolunu açtığı için bunların partiye yüklendikleri” tehlikesinden bahsediyordu.[7]

Lenin yaşamının son günlerinde yükselen bürokrasiye ve büyük Rus milliyetçiliğine karşı mücadele etti. Ancak iç savaş sonrasında devlet toplumsal yapısını da kaybetti. İşçi sınıfı sayısal ve örgütlülük açısından toplumsal gücünü yitirmişti. Lenin Rusya’nın izole koşullarda hiçbir zaman sosyalizmi inşa edebileceğini iddia etmedi. Bolşevikler dünya devrimi gerçekleşene kadar eski düzenin unsurlarına ve kapitalistlere alan açtılar. Çeşitli “komiserliklerden” oluşan, teknisyen ve memurları işçi sınıfının yerine ikame ettiler. Nitekim sosyalizm ancak işçi kitlelerin toplumsal ağırlığını kazanması ve Avrupa’daki devrimlerin başarıya ulaşması koşullarında gerçekleşebilirdi. Stalin 1924’ten itibaren dünya devrimini savunmaktan vazgeçti. Ve işçi sınıfı ve köylülük 1928 yılında trajik bir biçimde gerçekleşen karşı devrim sürecinde, bürokratik bir komuta ekonomisi olan devlet kapitalizmine mahkûm oldular. 

Tek ülkede sosyalizm

Avrupa’da devrimlerin yenilgisi Rusya’da devrimin izole olmasına yol açtı. Son olarak, 1923’de gerçekleşen Alman Devrimi de liderliğin deneyimsizliği ve Komintern’in yanlış müdahalesi nedeniyle yenildi. Alman Devrimi’nde yaşanıldığı gibi bürokrasi 1927’de Çin Devrimi’nin de yenilgisine yol açtı. Devrimlerin yenilgisi bürokrasinin nefes almasına yol açmaktaydı. Nitekim Stalin “tek ülkede sosyalizm” ilan etmesini takiben, Enternasyonal’in 6. Kongresi’nde temel çelişkiyi SSCB ile emperyalizm arasında belirledi. Artık bütün partilerin görevi Rusya’daki sosyalizmi korumaktı. 

Stalin’in ikinci hamlesi 1928-32 yıllarında zorunlu kollektifleştirme ve sanayileşmeden oluşan beş yıllık plan oldu. Bürokrasi bu hamlesiyle Avrupa’da onlarca yıl süren sermaye birikim sürecini 10-15 yılda gerçekleştirdi. Artık “süper sanayici” olarak çok daha acımasızdı. Milyonlarca insanın yaşamını kaybetmesine yol açan politikaları meşrulaştırmak için Rusya’yı çevreleyen düşman kapitalist devletlerin yarattığı askeri tehlikeyi öne sürdü. 1931’de sanayi yöneticilerine yaptığı konuşmada yaptığı vahşeti şöyle açıklıyordu: “Gelişmiş ülkelerden elli, hatta yüz yıl gerideyiz. Bu mesafeyi on yılda kapatmalıyız. Ya başaracağız ya da ezileceğiz.”[8]

1936-39 yıllarında Stalin’in liderliğinde gerçekleştirilen göstermelik Moskova Mahkemeleri’yle devrimin tüm liderliği ortadan kaldırıldı.

Emperyalizm: Militarizm, devlet kapitalizmi

Lenin ve Buharin sermayenin merkezileşip yoğunlaştığı emperyalist aşamada sermaye ve devletin iç içe geçtiğinden söz ederler. Ve emperyalizmde devletin baskı aygıtı olmasının dışında sermaye birikim sürecinde oynadığı merkezi role dikkat çekerler. Buharin, emperyalizm ve devlet kapitalizmi, militarizmle ve daha fazla savaşın kaçınılmazlığıyla bağlantılı olduğunu söyler. Bir makalesinde de “Emperyalizm, militarizm, devlet kapitalizmi- kapitalist barbarlığın bu kutsal üçlüsü proletarya tarafından parçalanmalıdır,” diyordu.[9]   

Rusya’da gerçekleşen şey: kapitalist dünyadan hiçbir anlamda kopmayan, işçi sınıfının artı değerine el konulduğu devlet kapitalizmiydi. Nitekim ikinci dünya savaşı sonrasında oluşan “soğuk savaş” döneminde Rusya, ABD’den sonraki “süper güç”tü. “Doğu bloku ülkeleri” olarak tanımlanan Polonya, Macaristan, Çekoslovakya, Doğu Almanya, Bulgaristan ve Romanya; 1991’de aşağıdan kitlesel mücadeleyle yıkılana kadar Rusya’daki benzer komuta ekonomisi altında tek parti diktatörlükleriyle yönetildiler. Ancak soğuk savaş boyunca Batı’dan, özellikle de ABD’den gelen sermaye yatırımlarıyla başa çıkamadı. Bu boşluğu silahlanma ekonomisiyle doldurdu. 1980’de yaşanan petrol kriziyle birlikte ekonomi krize girdi. 1980’lerdeki gecikmeli reform girişimleri sistemin çöküşe yol açtı.

Çağla Oflas

(Enternasyonal Dayanışma dergisinin 4. sayısında yayımlanmıştır.)


[1] Rusya’da Devlet Kapitalizmi, Tony Cliff, Çev. Roni Margulies, Z. Yayınları, 2017, s. 122

[2] Stalin’in Suçlarının Gizli Tarihi, Alexander Orlov, Çev. Gün Zileli, 2023, s.173 

[3] Rusya’da Devlet Kapitalizmi, Tony Cliff, Çev. Roni Margulies, Z Yayınları, 2017, s.47

[4] https://www.marxists.org/ebooks/harman/debates_in_state_capitalism-harman-mandel-kidron.pdf

[5]https://libcom-org.translate.goog/article/n-ossinskys-critique-state-capitalism-russia?_x_tr_sl=en&_x_tr_tl=tr&_x_tr_hl=tr&_x_tr_pto=sc

[6] İşçi Denetimi ve Sosyalist Demokrasi Sovyet Deneyimi, Carmen Siriani, Çev. Kumru Başoğlu, Belge Yayınları, 1990, s.73

[7] Lenin 3, Kuşatılmış Devrim, Tony Cliff, Çev. Bernar Kutlu, Z Yayınları, 1996, s.219

[8]https://www-leftcom-org.translate.goog/en/articles/2020-08-21/bukharin-on-state-capitalism-and-imperialism?_x_tr_sl=en&_x_tr_tl=tr&_x_tr_hl=tr&_x_tr_pto=sc

[9]https://www-leftcom-org.translate.goog/en/articles/2020-08-21/bukharin-on-state-capitalism-and-imperialism?_x_tr_sl=en&_x_tr_tl=tr&_x_tr_hl=tr&_x_tr_pto=sc

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…

Neden Enternasyonal Dayanışma?

İktidarın kanatları arasında mafyatik çeteler üzerinden başlayan güç savaşları (Sinan Ateş cinayeti, Ayhan Bora Kaplan operasyonu, emniyet-adliye içi…