Göçmenlerin Gündemi (16 Mart – 22 Mart)

19 Mart

Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı’ndan çağrı: Irkçılığa karşı somut adımlar atılmalı

Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı, 21 Mart Uluslararası Irk Ayrımcılığı ile Mücadele Günü kapsamında Beyoğlu’nda İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi. Basın açıklamasını Ruken Kalın okudu.

Bianet’ten Evrim Kepenek’in haberine göre, açıklamada, artan ırkçılık ve ayrımcılığa karşı somut adımlar atılması gerektiği vurgulandı.

Dünyada savaşlar ve krizler nedeniyle zorunlu göçün arttığına dikkat çekilen açıklamada, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği verilerine göre yerinden edilenlerin sayısının 120 milyona ulaştığı belirtildi. Türkiye’de de göçmenlere yönelik saldırıların arttığı ve bunun ciddi bir insan hakları sorunu olduğu ifade edildi.

Açıklama, 21 Mart’ın dayanışmayı büyütme günü olduğu vurgusuyla sona erdi ve uluslararası topluma savaşların durdurulması çağrısı yapıldı.

Açıklamanın tam metni şöyle:

Bugün burada, 21 Mart Uluslararası Irk Ayrımcılığı ile Mücadele Günü vesilesiyle, eşitlik, insan onuru ve birlikte yaşam hakkını savunmak için bir araya geldik.

21 Mart 1960’ta Güney Afrika’da apartheid rejimine karşı barışçıl protesto düzenleyen 69 kişi polis tarafından öldürüldü. Bu katliamın ardından Birleşmiş Milletler 21 Mart’ı Uluslararası Irk Ayrımcılığı ile Mücadele Günü ilan etti. Aradan geçen on yıllara rağmen ırkçılık ve ayrımcılık dünyanın birçok yerinde hâlâ ciddi bir insan hakları sorunu olmaya devam ediyor.

Birleşmiş Milletler’in 1965 tarihli Irk Ayrımcılığının Her Türlü Biçiminin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi, ırkçı öğretilerin bilimsel olarak temelsiz, ahlaken kabul edilemez ve toplumsal açıdan tehlikeli olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Türkiye bu sözleşmeye taraftır. Buna rağmen ayrımcılığı kapsamlı biçimde yasaklayan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 12 No’lu Ek Protokolü hâlâ onaylanmamıştır.

Bugün dünyada savaşlar, çatışmalar ve ekonomik krizler milyonlarca insanı yerinden etmektedir. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne göre bugün dünyada 120 milyona yakın insan zorla yerinden edilmiş durumda ve bu sayının 2026’da 130 milyonu aşması bekleniyor.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın ilk haftalarında milyonlarca insan yerinden edildi; BM Mülteciler Yüksek Komiserliği verilerine göre İran içinde yaklaşık 3,2 milyon kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. Lübnan’da da yüz binlerce insan-son verilere göre 700 bine yakın kişi-yerinden edilmiş durumda ve sayı hızla artıyor

Ancak göç yolları giderek daha tehlikeli hale gelmektedir. Uluslararası Göç Örgütü verilerine göre son on yılda on binlerce insan göç yollarında hayatını kaybetmiştir. Bu tablo, göç ve sığınma politikalarının insan hakları temelinde ele alınmasının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Türkiye bugün milyonlarca göçmen ve mülteciye ev sahipliği yapan ülkelerden biridir. Bu durum, ayrımcılıkla mücadele ve birlikte yaşam kültürünün güçlendirilmesini daha da önemli hale getirmektedir.

Son dönemde yaşanan olaylardan birkaç örnek dahi, göçmenlere ve farklı kimliklere yönelik ayrımcı tutumların ne kadar ağır sonuçlar doğurabildiğini göstermektedir:

  • Mersin’de Irak Kürdistanı vatandaşı bir aile Kürtçe konuştukları gerekçesiyle saldırıya uğradı.
  • Afgan maden işçisi Vezir Mohammad Nourtani öldürüldü ve cesedi yakıldı.
  • İzmir’de Suriyeli bir göçmen anne komşularının saldırısına uğradı.
  • Kayseri’de Suriyeli mültecilere yönelik saldırılar sırasında 17 yaşındaki Ahmet Handan el-Naif hayatını kaybetti.
  • İstanbul’da göçmen işçi Nicolai Palamarcıuc işkence sonucu yaşamını yitirdi.

Bu olaylar, ırkçılığın ve ayrımcılığın yalnızca söylem düzeyinde kalmadığını; zaman zaman doğrudan şiddet ve ağır insan hakları ihlallerine yol açabildiğini göstermektedir.

Irkçılık, yalnızca hedef aldığı topluluklara zarar vermez. Toplumun barış içinde birlikte yaşama kapasitesini de zayıflatır. Demokratik toplumların temelinde eşitlik, insan onuru ve farklılıklarla birlikte yaşama iradesi vardır.

Bu nedenle:

  • Irk ayrımcılığıyla mücadeleye ilişkin uluslararası sözleşmeler etkin biçimde uygulanmalıdır.
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 12 No’lu Ek Protokolü onaylanmalıdır.
  • Nefret suçlarına karşı etkili soruşturma ve yargılama mekanizmaları işletilmelidir.
  • Göçmenlerin ve mültecilerin hakları güvence altına alınmalıdır.
  • Eşit, özgür ve birlikte yaşanabilir bir toplum mümkündür.

21 Mart’ı, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı dayanışmanın ve insan haklarını savunmanın günü olarak büyütmeye çağırıyoruz.

Savaşlar ve silahlı çatışmalar bugün dünyadaki zorunlu göçün en önemli nedenlerinden biridir; insanlar yaşamlarını korumak için evlerini, şehirlerini ve ülkelerini terk etmek zorunda kalmaktadır.

Bu nedenle uluslararası toplumu savaşların durdurulması, sivillerin korunması ve insanların yerinden edilmesine yol açan çatışmaların sona erdirilmesi için sorumluluk almaya çağırıyoruz.

20 Mart

İşçi sınıfının göçmenlerle dayanışmasının önemi üzerine – Şafak Ayhan

“Dört bir yanımızda kurtlar uluyor. Geçen yüzyılın sonundan beri gelmekte olduklarını haber vermişlerdi zaten; İnsanlar artık ulus-devletlerin sınırlarına bağlı hissetmiyorlar kendilerini; dünyanın dört bir yanına sürekli göç ediyorlar, iltica ediyorlar, yer değiştiriyorlar ya da en azından bunu yapmaya çalışıyorlar. Keyifleri öyle istediği için değil, bir şeyi kanıtlamak için de değil; gerçek, hayati, kaçınılmaz ve bazen ölümcül zorunluluklar yüzünden. Kapitalist dünya-sisteminin “kıymetlisi” olan özel mülkiyet, kapitalizmin kendisi tarafından geliştirilen yeni üretim teknolojilerine, fabrikaların ve ofislerin olduğu kadar şehirlerin, ulusların ve kıtaların da duvarlarını aşan “dijital yeniden üretim” diyebileceğimiz şeye karşı direnemiyor…’’ (Somay, 2022)

Bülent Somay’ın Tufan Göründü -Neoliberalizmin İflası Üzerine Altı Deneme adlı kitabından yukarıdaki alıntıladığım kısmı okurken bir kez daha aklımdan geçirmeden edemediğim fikir şuydu: Kapitalizm gerçekten de oldukça “zekice” bir sistem. Neden mi? Düşünsenize, dünyanın herhangi bir toprak parçasına herhangi bir ekonomik çıkarınız için bir dizi plan program sonrası müdahale ediyorsunuz.  “Bunlar çok cahil, hiçbir şey bilmiyorlar bu ayak takımına demokrasi ve özgürlükler götüreceğiz bize şükretmeliler.” Ne kadar “ilerici” fikirler “gerisi” ne olurdu acaba?

Devam ediyorsunuz, senden yana olan patronları ve sermaye gruplarını mevcut   devlet örgütünün içinde bulunduğu politik krizlerine de dahil ederek çıkarlarını en üst düzeye çıkarmak için çabaladığınız bir dizi plan programı hayata geçirmek için kolları sıvıyorsunuz. Tabii ki öncelikle yapılacak iş o topraklarda birleşik bir emek hareketinin oluşmasını engellemek. Bunun için, olanca gücünüzle işçi sınıfı içindeki etnik kimlik ve dini inanç farklılıklarının birbirine düşman olması için politikalar üretiyorsunuz. Tabii ki bunun en güçlü ayağı olacak olan silahlı çatışmalar ve ardından savaş ortamının bir an önce hayat bulması gerekiyor. Çıkması desteklenen savaşta (savaşın temelinde hangi sebepler olursa olsun hiç önemli değil, ister etnik ister dini/mezhepsel ister ekonomik) her türlü kazanan siz oluyorsunuz. Yani savaşın tanrısı sizsiniz. İnsanlık tarihinde üretilen onlarca savaş tanrısının hiçbiri elinize su bile dökemez.

Silah tüccarlarını vatansever olarak bizlere sunan sistem, üzerine bombalar yağdırdığı insanların başka ülkelerde sığınmacı olup ucuz iş gücü olmaları için elini çabuk tutmak zorunda. Çünkü bir an önce kendine milyon dolarlar kazandırmasını bekleyen, uyuşturucu ticaretinden insan kaçakçılığına, kadın ve çocuk ticaretine, her alanda destekçileriniz olan gruplar oldukça sabırsız.

Devamı aşağıdaki linkte:

20 Mart

Antalya’da Suriyeli sera işçilerinin konteynerinde yangın: 7 aylık hamile anne ve 5 çocuğu hayatını kaybetti, baba ağır yaralı

Tarım işçisi ailenin kaldığı konteynerde yangın çıktı; 1 anne ve 5 çocuk hayatını kaybetti. Acı olay, 100 bin tarım işçisinin derme çatma baraka ve prefabriklerde, insani olmayan koşullarda yaşadığı Antalya’da meydana geldi.

Antalya Kepez’de Suriyeli sera işçilerinin kaldığı bir konteynerde çıkan yangında, 7 aylık hamile anne Leyle Elali Ahmed ve 5 çocuğu hayatını kaybetti, ağır yaralı baba yoğun bakıma alındı. Yangında biri 2 yaşındaki bebek olan 5 Suriyeli yaralandı. Anne ve çocuklarının öldüğü yangınla ilgili başlatılan soruşturmada şüphelilerden ikisi adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken, Yusuf G. tutuklandı. Yaşanan faciayla ilgili bilgi veren Vali Hulusi Şahin, ”Anne ile yaşları 4 ila 9 arasında değişen 5 çocuğu kaybettik. Yaralılardan biri hayati tehlike kaydıyla takip ediliyor” dedi.

Kepez’e bağlı Gaziler Mahallesi’nde saat 01.30 sıralarında Suriyeli ailenin kaldığı konteynerde henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı. İhbar üzerine bölgeye itfaiye, jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi.

Alevlere müdahale edip, söndüren ekiplerin konteynerde yaptığı aramada Suriyeli 7 aylık hamile Leyle Elali (27), Muna Ahmed (9), Fatma Ahmed (8), Hayat Ahmed (7), Iman Ahmed (5) ile Mahmud Ahmed’in (4) yangında hayatını kaybettiği belirlendi.

Dumandan etkilenen baba dahil Suriyeli Şevvah Ahmed (29), Mahmud Ahmed (53), Ahmed Ahmed (2) ile Türk vatandaşı işletme sahibi Rahman Genç (51) ise hastaneye sevk edilip tedaviye alındı. Olayla ilgili inceleme başlatıldı.

Hayatını kaybeden anne ve çocuklarının Antalya Adli Tıp Kurumu morgundaki otopsi işlemlerinin sürdüğü öğrenildi.

https://t24.com.tr/gundem/antalyada-konteynerde-yangin-anne-ve-5-cocugu-hayatini-kaybetti,1308373

21 Mart

Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı: Bu bir kaza değil cinayet

Antalya’da meydana gelen yangınla ilgili Göçmen ve Mülteci Dayanışma Ağı basın açıklaması yayınladı. Açıklamada; “olayın nedeni, göçmen işçilerin güvencesiz, denetimsiz, insan onuruna aykırı barınma ve çalışma koşullarının sonucudur” denildi. Açıklamanın tamamı şöyle:

“Bu bir kaza değil!

Antalya’nın Kepez ilçesinde tarım işçilerinin kaldığı konteynerde çıkan yangında bir göçmen kadın ve beş çocuğunun yaşamını yitirmesi, bir kişinin ağır yaralanması büyük bir ihmali gözler önüne sermektedir.

Bu olay göçmen işçilerin güvencesiz, denetimsiz, insan onuruna aykırı barınma ve çalışma koşullarının bir sonucudur.

Göçmenlerin yaşam hakkı işverenlerin insafına bırakılamaz.

Yetkilileri, başta barınma ve çalışma koşulları olmak üzere tüm süreci etkin ve şeffaf biçimde soruşturmaya;

Göç İdaresi ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığını koordineli bir şekilde sorumluluk almaya ve kamuoyunu bilgilendirmeye çağırıyoruz.

Göçmen ve Mülteci Dayanışma Ağı olarak olayın takipçisi olacağız.

Göçmen ve Mülteci Dayanışma Ağı”

https://twitter.com/Goc_Dayanisma/status/2035378385321365726/photo/1

Yazar

You May Also Like

Biz kimiz?

Enternasyonal Dayanışma, işçi sınıfının kolektif ve kitlesel mücadelesiyle dünyanın daha eşit, adil ve özgür bir yere dönüşeceğini savunan…