Tüm Bel-Sen, yerel yönetimlere yönelik müdahalelere ilişkin raporunu açıkladı. Açıklamada kayyım uygulamaları, görevden almalar ve mali kısıtlamalarla halkın iradesinin gasbedildiği belirtildi.
Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (Tüm Bel-Sen), Ankara’da bir basın açıklaması düzenleyerek, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden bugüne yerel yönetimlere yönelik emek ve demokrasi karşıtı müdahalelere ilişkin hazırladığı raporu paylaştı. Tüm Bel-Sen adına raporu Genel Sekreter İzzettin Alpergin kamuoyuna sundu.
2024 yerel seçimleri öncesi ve sonrasında kayyım uygulamaların sürdürülerek halkın iradesinin gasp edildiğini söyleyen Alpergin, müdahalelere rağmen halkın bir kez daha Diyarbakır, Mardin ve Van büyükşehirlerinde ve diğer kayyım belediyelerinde kendi adaylarını seçtiğini; Van Büyükşehir Belediyesinde Abdullah Zeydan’ın mazbatasının gasp edilmesinin karşısında halkın direnişiyle iktidara geri adım attırdığını hatırlattı.
Kayyımlar, görevden almalar ve transferler
Alpergin, kayyım atamalarına ilişkin “Oy kullanan milyonlarca yurttaşın siyasal özne olma hakkını elinden almanın yanında; belediyelerin seçilmiş meclislerini de feshedip, liyakatli yöneticileri görevden aldıktan sonra belediyeleri halkın tercihlerine göre değil, merkezi hükümetin politik önceliklerine göre yönetmenin de aracı olmuştur. Bu şekilde bir yandan yerel özerkliğin tasfiyesi ve anayasal seçme-seçilme hakkı fiilen işlevsiz kılınmış diğer yandan da belediye kaynaklarının halkın istediği ve beklediği gibi değil yandaşlara peşkeş çekilmesinin zemini hazırlanmıştır” ifadelerini kullandı.
Kayyım politikalarının, özellikle Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümü için en kritik mecra olan yerel siyaset zeminini tahrip ettiğinin altını çizen Alpergin, “Demokrasi bir bütündür. Demokrasinin askıya alındığı bir iklimde ne toplumsal barıştan ne de emeğin haklarından söz etmek mümkündür. Yerel yönetimleri halktan koparan, halkı belediyesine “yabancılaştıran” bu kayyım rejimi, toplumsal barışın en büyük engelidir” dedi.
Yerel yönetimlerde halk iradesinin gaspının iki yıllık bilançosu
Bu sabah hakkında tutuklama kararı verilen Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın dahil olduğu 19 belediye başkanının tutuklu olarak yargılandığını söyleyen Alpergin, “Bu hukuki bir süreç değil maalesef ki yargının araçsallaştırıldığı tamamen siyasi bir operasyondur. Söz konusu bu siyasi operasyon sadece kişilere veya partilere değil bir bütün olarak demokratik sisteme yöneliktir” dedi.
Tüm Bel-Sen’in hazırladığı rapora göre CHP ve DEM parti özelinde iki ana muhalefet partisi özelinde; CHP’nin ilgili seçimde aldığı oyların yüzde 44,38’i; DEM partinin ise sadece bölge illeri üzerinden hesapla aldığı oyların yüzde 27,72’si gasbedildi.
Mevcut siyasi iktidarın, 31 Mart 2024 seçimlerinden bugüne kadar çeşitli biçimlerde ülke genelinde 85 belediyede halkın oylarıyla belirlenen demokratik iradenin değiştirildiğini söyleyen Alpergin, “Söz konusu bu belediyelerde halkın temsilcisini seçmek için kullandığı 8.845.767 oy hiçe sayılmıştır. Bu sayı Türkiye genelinde kullanılan oyun yüzde 20,55’ine denk gelmektedir ki bu durumda 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde oy kullanan her 5 seçmenden 1’inin iradesi kâğıt üzerinde bırakılmasına anlamına gelmektedir” dedi.
Yerel yönetimlere mali abluka
Siyasi iktidarın yerel yönetimleri demokrasiden ve halktan kopartıp merkezin birer taşra birimine dönüştürme adımlarının kayyımlarla ve görevden almalarla sınırlı kalmadığını söyleyen Alpergin, yerel yönetimlerin ülke idari yapısındaki yeri değiştirilerek, bütçelerinin kamudaki tek hesap sistemine dâhil edildiğini, böylelikle özerk bütçe hakların darbe vurduğunu ifade etti.
Kayyım dönemlerinde aralarında Tüm Bel-Sen merkez ve şube yöneticilerinin de olduğu 1.342 kadrolu kamu emekçisinin ihraç edildiğini söyleyen Alpergin, “Bugüne kadar yaklaşık 505 üyemiz göreve iade edilmiş olsa da halen 837 üyemizin işine geri dönmesi engellenmeye; yani çalışma ve yaşama güvencesi gasp edilmeye devam edilmektedir. Çalışma özgürlüğümüzün hukuka aykırı bir şekilde alenen gasp edilip binlerce emekçinin aileleriyle birlikte işsizliğe, her türlü güvencesizliğe, yoksulluğa ve açığa terk ederek, onları adeta köleleştirmeyi amaçlayan bu anti demokratik ve hukuk dışı uygulamalar Sendikal özgürlüğümüzün asli bir parçası olan toplu sözleşme hakkımızın kullanılmaz hale getirilmesine neden olmuştur” diye konuştu.
2024 yerel seçimlerinden bu yana kayyım atanan 13 belediyenin tamamında ve mali ablukaya alınan birçok belediyede, Tüm Bel-Sen’in fiili ve meşru olarak kazandığı toplu sözleşmelerin tek taraflı feshedildiğini, binlerce üyenin ise işyerleri ve çalışma koşulları değiştirildiğini, tehditle istifaya zorlandığını söyleyen Alpergin, “Yaklaşık 3200 emekçi doğrudan gelir kaybı yaşamıştır. Sandığa darbe vuranlar, emekçilerin ekmeğine de el uzatmıştır. Belediyelere yönelik mali ablukalar, emekçilere maaş ve toplu sözleşme kazanımlarının hatta maaşlarının verilmemesine, yeni toplu sözleşme pazarlıklarında sefalet zammı dayatmalarına bahane edilerek; emekçilerin hak ettikleri ücretlerden mahrum bırakılmasına ve kadrolu istihdamın daraltılarak belediyelerin hizmetleri ucuz ve güvencesiz istihdam biçimleriyle üretmesine daha fazla kapı açmıştır” dedi.
“Türkiye’de yerel yönetim sistemi değişmelidir”
Alpergin açıklamanın devamında, “Mevcut merkeziyetçi, rantçı ve otoriter yerel yönetim yapısının reddedilmesi ve emekten yana, özgürlükçü bir modele dönüştürülmesi, sadece bir belediyecilik tercihi değil, ülkenin topyekûn demokratikleşmesi için bir varlık sorunudur. Yerel yönetimlerin demokratikleşmesi ile açılacak olan doğrudan demokrasi kanalları, farklılıkların birbirlerini tanıma ve anlama olanaklarını yaratacak ve yerellerden başlayarak tüm ülke genelinde farklılıklarımızın inkârına dayalı geleneksel bürokratik ve aşırı merkeziyetçi hiyerarşik yapının aşılmasına da olanak sağlayarak, özgürlük ve demokrasinin hâkim olduğu barış içinde birlikte yaşamın da temeli olacaktır” diye konuştu.
Yerel yönetimlerin; emekçilerin söz, yetki ve karar hakkını güçlendiren bir biçimde, özgür, demokratik, halkçı ve katılımcı temelde mali ve idari olarak güçlendirilmesini istiyoruz” diyen Alpergin, yerel yönetim emekçilerinin taleplerini şöyle sıraladı:
- Yerel yönetimlere yönelik anti demokratik ve hukuksuz tüm müdahalelere son verilmesini; kayyımlar ve görevden almalara son verilerek seçilmiş belediye başkanlarının görevlerine iade edilmesini,
- Seçilmiş belediye başkanlarına ve yönetimlerine hukuksal güvence sağlanarak, gerekli hallerdeki yargıla süreçleri; somut delillere dayalı tarafsız ve adil bir şekilde yargılamalarla kamuoyuna açık ve şeffaf bir şekilde yürütülmesini,
- Suçüstü haller dışında hiçbir belediye başkanın görevden alınmamasını; tarafsız yargı kararına dayalı görevden alınma hallerinde ise seçilmiş belediye başkanın yeri yine halkın oyuyla seçilen belediye meclisi tarafından doldurulmasını, kayyım vb. merkezi atamaların tamamen yürürlükten kaldırılmasını,
- Belediyelere bütçe kısıtları, kaynak kesintileri gibi belediyelere yönelik her türlü ekonomik ablukaya son verilmesini ve belediyelerin merkezden bağımsız öz gelir kapasiteleri genişletilip mali ve idari özerkliklerinin güçlendirilmesini,
- Toplumdaki tüm farklılıkların birer zenginlik olarak kabul edilmesine dayalı özgürlükçü bir yaklaşımın gereği olarak çok kültürlü, çok dilli ve çok kimlikli yaşamın esas alınması ve bu temelde hizmetlerin ilgili yerelde yaşayan halkların anadilinde sunulmasını,
- Yerel yönetimlerin hem idari hem de mali anlamda daha yetkin ve özerk hale gelerek toplumun kendi kendini yönetebildiği demokratik yönetim birimlerine dönüşümüne yönelik en somut adımlardan olan Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı üzerindeki çekincelerin kaldırılarak bu Şart istisnasız bir şekilde etkin bir şekilde uygulanmasını,
- Kentlerimizin emekten yana, demokrasi, laiklik, özgürlük, halkçılık, eşitlik, adalet ve barış gibi temel insanlık değerleri ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde halkın azami katılımına dayalı bir şekilde şeffaf bir şekilde yönetilmesini,
- Başta toplu sözleşme ve grev hakkı olmak üzere çalışanların hak ve özgürlüklerini kısıtlayan her türü yasal, idari ve fiili engel ve müdahalelere son verilerek, emekçilerin iş ve yaşam güvencesi ile insanca ücret ve çalışma koşullarının korunmasını,
- Haksız ve hukuksuz biçimde tek taraflı KHK’lerle işten atılan emekçilerin tüm özlük haklarıyla birlikte işlerine geri iadesini,
- Emekçilerin demokratik, ekonomik, sosyal ve özlük haklarını eksiksiz bir şekilde kullanabildiği, tüm kamusal hizmet üretim süreçlerinin emekçilerle birlikte planlayıp yönetilmesini,
Yani yerel yönetimlerin, emekçilerin söz, yetki ve karar hakkını güçlendiren bir biçimde, özgür, demokratik, halkçı ve katılımcı temelde mali ve idari olarak güçlendirilmesini istiyoruz.
Raporun tamamı için tıklayın.
