Dr. Yıldız Önen: “Geri adım atan taraf ABD ve Trump yönetimi oldu”

ABD ve İran arasındaki iki haftalık ateşkes sürecini ANF’ye değerlendiren Dr. Yıldız Önen, “Trump yönetiminin kamuoyu baskısı ve ekonomik sarsıntılar nedeniyle geri adım atmak zorunda kaldığını, bölgedeki büyük yıkımın görmezden gelindiğini” söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump, İran’a yönelik “Koca medeniyeti yok edeceğiz” dedi, süre verdi ve sürenin dolmasına bir saat kala iki haftalık ateşkes ilan etti. Nükleer program, uranyum zenginleştirme ve ambargoların kaldırılması gibi kritik başlıkların masada olduğu bu süreçte, her iki tarafın da zafer ilan eden açıklamaları belirsizliğini koruyor. Trump yönetimi nükleer tehdidin zayıflatıldığını savunurken, Tahran cephesi ise taleplerinin kabul edildiğini öne sürüyor.

Dr. Yıldız Önen, bu tablonun bir uzlaşıdan ziyade zorunlu bir duraklama olduğunu ifade etti. Trump’ın özellikle yaklaşan Kongre ara seçimleri öncesinde, savaş karşıtı ABD halkının ve kendi seçmen tabanının baskısıyla bu kararı aldığını belirtti. Önen, masada somut bir anlaşma sağlanmasının önündeki engellerin altını çizdi. İsrail’in Lübnan ve Gazze’deki operasyonlarının ateşkesin geleceğini doğrudan etkileyeceğini dile getiren Yıldız Önen, bölgede yaşanan devasa insani ve yapısal yıkımın “kazanan” ilan etmeyi imkânsız kıldığını ve İran’ın ekonomik olarak savaş öncesinden daha zayıf bir noktaya sürüklendiğini vurguladı.

Yıldız Önen’in açıklamaları şöyle:

“Bu sadece bir ateşkes, anlaşma sağlanması son derece zor”

“Bu sadece bir ateşkes; iki hafta boyunca taraflar arasında bir anlaşma sağlanması amaçlanıyor. Ancak bu sürecin son derece zor ilerleyeceğini düşünüyorum. Çünkü iki tarafın da talepleri ve ateşkesi ilan ederken ortaya koydukları söylemler birbiriyle çelişiyor. ABD, nükleer programı durdurduğunu ve İran’ı zayıflattığını iddia ederek bu süreci ilan etti. İran ise tüm şartlarının kabul edildiğini savunuyor. Hatta yayınlanan metinler bile her iki taraf için farklılıklar barındırıyor. 

Mevcut pozisyonlar korunduğu müddetçe hem ABD’nin hem de İran’ın ‘zafer kazandık’ diyebileceği bir orta yolun bulunması mümkün görünmüyor. Örneğin uranyum zenginleştirme konusunda ABD kesin bir yasak istediğini söylerken, İran bu haklarının kabul edildiğini öne sürüyor. Hürmüz Boğazı ve ambargoların kaldırılması konularında da benzer bir uçurum söz konusu. Bu nedenle ortada şimdilik sadece bir ateşkes var ve her iki tarafın da kazançlı çıktığını düşünmüyorum.

Trump’ın sert tehditlerinin ardından aniden bir ateşkes ilan etmek zorunda kalması kendisi adına bir geri adım olarak okunabilir ancak tabloya daha geniş bakmak gerekiyor. Filistin örneğinde olduğu gibi, bölge ülkelerinin zorlamasıyla imzalanan ateşkeslerin çoğu ilk aşamayı bile geçemedi. İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’daki operasyonları halen devam ediyor. Lübnan’ı da kapsayacağı söylenen bu süreçte bombalar susmuş değil.

“Orta Doğu’da ciddi bir yıkım var, İran halkı direndi”

‘İran kazandı’ diyenlerin dönüp ülkedeki ve Lübnan’daki büyük yıkıma bakması gerekir. Akademisyenlerin de vurguladığı üzere, sivil yerleşim alanlarından üniversitelere kadar her yer bombalanmış durumda. Sadece liderlerin öldürülmesinden bahsetmiyorum; binlerce konut ve kamu binası yok edildi. İran halkının bu yıkımdan eski haline dönmesi çok uzun bir zaman alacak. Ekonomik olarak savaş öncesinden daha zayıf bir noktada olan İran’da, Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmenin halka ne tür bir getirisi olacağı büyük bir soru işaretidir. 

İran halkının sergilediği direnişin hakkını teslim etmek gerekiyor. ABD’deki savaş karşıtı eylemler Trump’a, halkın bu savaşı istemediğini ve süreci bitirmek zorunda olduğunu hissettirdi. İran’da milyonlarca insanın bombalanacak bölgelere giderek buraları savunması, halkların bu çatışmayı arzulamadığını kanıtladı. Yapılan tüm anketler, hem İran hem de ABD halkının bu savaşa karşı olduğunu gösteriyor. Trump içeride siyasi olarak oldukça sıkışmış durumda, kendisine olan destek yüzde yirmi oranında azaldı. Halkın yüzde 60-70’i İran ile bir savaş ya da başka bir çatışma istemiyor. Kasım ayında düzenlenecek Kongre ara seçimlerinde Senato’daki çoğunluğunu koruyabilmek için, halktan gelen bu talepler doğrultusunda ateşkes ilan etmek zorunda kaldı.

Geçen hafta Harvard, Yale ve Stanford gibi üniversitelerden yüzden fazla hukukçu bir mektup yayımlayarak ABD’nin İran’a yönelik saldırılarının savaş suçu olduğunu belirttiler. Ortada gerçekten de bir savaş suçu olarak adlandırılacak yıkım var. Sadece liderlerin öldürülmesinden bahsetmiyorum; 91 binden fazla sivil yerleşim alanı, kütüphaneler, sağlık merkezleri ve üniversiteler yıkıldı. Hatta henüz açılmamış, 300 milyon dolarlık yeni bir köprü yerle bir edildi. İran’ın bu yıkımdan eski haline dönmesi çok uzun zaman alacaktır. Dolayısıyla bu yıkımı görmeden ‘İran kazandı’ demek doğru değil, bölge ekonomik olarak savaş öncesinden daha zayıf bir noktada.

“ABD’nin İsrail ile ilişkileri daha sancılı bir sürece evrilecek”

ABD ve İsrail arasındaki ilişkilerin daha sancılı bir sürece evrileceğini düşünüyorum. Trump’ın siyonizmi desteklediği bilinse de kendisi seçilmiş bir başkan ve önünde kritik bir ara seçim süreci var. Bu seçimleri kaybetmesi, başkanlık gücünü tamamen yitirmesi anlamına geleceği için kendi halkına yönelik bir politika izlemesi şart. Bu da mevcut tabloda Netanyahu’nun yürüttüğü siyonist siyasete karşı bir duruş gerektiriyor. Nitekim ABD’de istifa eden yetkililer, bu savaşa İsrail’in zorlamasıyla girildiğini açıkça belirttiler. Bu durum sadece ABD’ye değil, Körfez ülkelerine de büyük zarar verdi.

Körfez ülkelerinin uğradığı zarar, doğrudan ABD’nin çıkarlarını da olumsuz etkiliyor. Bu ülkeler, ABD ile olan ekonomik ve askeri sözleşmelerini sürdürüp sürdüremeyecekleri konusunda şüphelerini dile getirmeye başladılar. Dolayısıyla ABD, dünyadaki egemenliğini devam ettirmek istiyorsa İsrail yönetimi ile olan geleneksel ilişkisini değiştirmek zorunda. Bu değişimin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini zaman gösterecek. Ancak Orta Doğu’daki savaşın uzaması, Trump yönetiminin lehine bir gelişme değil. Bölgedeki yıkım ve istikrarsızlık ABD’nin stratejik hedeflerine hizmet etmiyor.

“Lübnan’daki saldırıların durdurulması ateşkesin ön koşulu”

İsrail’in Lübnan saldırılarının kesilmesi, ateşkesin devam etmesi için en temel şartlardan biridir. İran da bu anlaşmayı imzalama gerekçelerinden biri olarak Lübnan’da sükûnetin sağlanmasını şart koştu. Bu nedenle ABD’nin bu konuda somut adımlar atacağını ve saldırıların kısa sürede duracağını öngörüyorum.

Taraflar arasındaki müzakereler ancak karşılıklı tavizlerle bir sonuca ulaşabilir. Tıpkı Filistin ve İsrail arasındaki rehine iadesi ve sınırların kısmen açılması sürecinde olduğu gibi, İran ile yapılacak anlaşmada da benzer bir yöntem izlenecektir. Nükleer program konusunda uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin belirli bir seviyede tutulması ve uluslararası denetçilere açılması hususunda hızlı bir mutabakat sağlanabilir. Lübnan meselesinde ise bir anlaşma zorunluluğu bulunuyor zira Lübnan şu an siyaset biliminde ‘çökmüş devlet’ olarak tanımlanan bir noktaya geldi ve adeta ikinci bir Gazze halini aldı. İsrail’in Lübnan’a saldırılarının ivedilikle sonlandırılması gerekiyor.

Anlaşma sürecinde ambargoların kısmen de olsa kaldırılacağını düşünüyorum.

“Kamuoyundan gelen tepkiler etkili oldu”

Günün sonunda burada asıl geri adım atan tarafın Trump ve ABD yönetimi olduğu görülmelidir. Bu geri adımın en önemli sebeplerinden biri, çatışmaların Körfez ülkelerine yayılması ve dünya ekonomisinin ciddi şekilde sarsılmasıdır.

Diğer çok önemli bir sebep de, Trump’ın kendi tabanı da dahil olmak üzere ABD halkının bu savaşı istemediğini çok net bir biçimde ortaya koyması oldu. Trump’ın ‘halkımız bu savaşı istemiyor’ şeklindeki beyanı, aslında ateşkesin en büyük habercisiydi. ABD yönetiminin geçmişteki Vietnam ve Afganistan krizlerinde yaşadığı büyük toplumsal protestolar, bu tür bir savaşa girerken neden bu kadar zorlandığını açıklıyor. Kamuoyundan gelen bu güçlü tepki karşısında yönetimin savaşı durdurmaktan başka seçeneği kalmadı.”

Yazar

You May Also Like

Biz kimiz?

Enternasyonal Dayanışma, işçi sınıfının kolektif ve kitlesel mücadelesiyle dünyanın daha eşit, adil ve özgür bir yere dönüşeceğini savunan…