Siverek ve Maraş’ta okullarda gerçekleşen saldırıların ardında bütün il ve ilçelerde eğitim emekçileri, sendika ve meslek örgütleri eylemler düzenledi. Eylemlerde Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ve diğer sorumluların istifası istendi.
Bursa Yenişehir, Çanakkale Gökçeada/İmroz’da ve İstanbul Kadıköy’de yapılan eylemlere Enternasyonal Dayanışma aktivistleri de katıldı.
Çanakkale Gökçeada/İmroz’da eylem
Gökçeada/İmroz’da Siverek ve Maraş’ta son yaşanan okul katliamları ile ilgili Eğitim Sen, Eğitim İş ve Eğitim Bir Sen ortak basın açıklaması yaptı.
Eğitim emekçileri Kadıköy’den seslendi: Yusuf Tekin istifa!
İstanbul’da; DİSK İstanbul Bölge Temsilciliği, KESK İstanbul Şubeler Platformu, TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu ve İstanbul Tabip Odası’nın çağrısıyla Kadıköy İskele Meydanı’nda toplanan emekçiler “Katledilen Öğrenci ve Öğretmenleri Unutmayacağız” pankartı açtı.
Maraş saldırısında yaşamını yitiren öğretmen ve öğrencilerin isimlerinin bulunduğu dövizin taşındığı eylemde kurum temsilcileri konuşma yaptı. Anmada yapılan konuşmalarda geleceğin emanet edileceği gençlerin bu noktaya nasıl sürüklendiği sorusunun muhatabının çeyrek asırdır ülkeyi yöneten iktidar olduğu belirtildi.
Açıklamalarda, “Okullarda yaşanan şiddet eğitimden, ekonomiden sosyal politikalara kadar yıllardır sürdürülen yanlış politikaların doğrudan sonucudur. Bu tabloyu yalnızca bir ‘güvenlik zafiyeti, münferit bir mesele olarak görmek ya da sunmak, gerçeği örtmekten başka bir işe yaramamaktadır” denildi.
Bursa Yenişehir’de eylem
Bursa Yenişehir’de Emek ve Demokrasi Platformu, kitlesel basın açıklaması ve oturma eylemi gerçekleştirdi. Atatürk Heykeli Meydanı’nda gerçekleşen eylemde, çocukların yaşam hakkı için güçlü bir irade ortaya kondu. Basın açıklaması, Yenişehir Emek Ve Demokrasi Platformu sözcüsü Erkan Erdem tarafından okundu.
Açıklama şöyle:
“Değerli basın emekçileri, kıymetli yurttaşlar…
Öncelikle Şanlıurfa’da ve Kahramanmaraş’ta hayatını kaybeden öğretmenimize ve evlatlarımıza Allah’tan rahmet; ailelerine ve tüm toplumumuza başsağlığı diliyoruz. Hastanelerde yaşam mücadelesi veren yaralılarımıza ise acil şifalar diliyor, bir an önce sağlıklarına kavuşmalarını temenni ediyoruz.
Bugün buraya sadece yas tutmaya gelmedik. Bugün buraya, canımızdan bir parça olan evlatlarımızı ve geleceğimizi yetiştiren öğretmenlerimizi okul koridorlarında kurşunlara teslim eden bu düzene “Dur!” demeye geldik. Acımız büyük ama öfkemiz acımızdan da büyük!
BU BİR “MÜNFERİT OLAY” DEĞİLDİR.
Bize sakın “failin akıl sağlığı yerinde değildi” ya da “güvenlik zafiyeti vardı” masalları anlatmayın. Yaşadığımız bu acılar birer kader değil; bilinçli veya bilinçsiz yapılan politik tercihlerin ağır sonucudur.
Eğer bugün bir çocuk, babasının 5 tane silahını çantasına koyup sınıfa girebiliyorsa; eğer bugün okullar çetelerin tetikçi devşirme alanı haline gelmişse; eğer uyuşturucu yaşı ilkokul kapılarına dayanmışsa… Bu bir güvenlik açığı değil, bu bir SİSTEM KRİZİDİR.
Şiddetin estetize edildiği, suçun cezasızlıkla ödüllendirildiği ve liyakatin yerini kirli bağlantıların aldığı bu düzende; Milli Eğitim Bakanlığı pasif bir izleyici kalamaz, kalmamalıdır.
OKUL HAPİSHANE DEĞİLDİR
Sorumlular çıkmış “okullara dedektör koyacağız” diyor. Meseleyi politikasızlaştırarak, sadece bir “güvenlik doktrini” ile çözmeye çalışmak, yangına körükle gitmektir.
Dünyaya bakın; Finlandiya, Almanya gibi ülkeler güvenliği demir kapılarla değil; KiVa gibi bilimsel modellerle, akran zorbalığını önleyen uzman kadrolarla, çocukların ruhuna dokunan rehberlik servisleriyle sağlıyor.
Siz ise okullarda temizlik görevlisini kestiniz, güvenlik görevlisini bütçe yok diye kapıya koymadınız, rehber öğretmenleri evrak memuru yaptınız!
Ama ranta, şatafata, liyakatsiz kadrolara bütçe buldunuz. Eğer MEB; okulu dört duvardan, öğrenciyi de birer istatistikten ibaret görmeye devam ederse, canımız yanmaya devam edecek.
SORUMLU BELLİDİR: YUSUF TEKİN İSTİFA
Açıkça ilan ediyoruz: Bu tablonun bir siyasi sorumlusu vardır. Eğitimi bilimden, akıldan ve kamusal güvenlikten koparan anlayışın adı Milli Eğitim Bakanlığı’dır.
Kendi okulunda öğretmenini koruyamayan, öğrencisinin elindeki silahı fark edemeyen, bireysel silahlanma bataklığına karşı tek bir kelam edemeyen, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i derhal istifaya davet ediyoruz.
Sorumluluk üstlenilmeyen her makam, temsil kabiliyetini yitirmiş ve fuzuli işgal edilen bir koltuktan ibarettir.
TALEPLERİMİZ
Sadece eleştirmiyoruz, çözüm istiyoruz:
Rehberlik Devrimi: Okullarda her 500 öğrenciye değil, her sınıfa dokunacak uzman psikososyal destek ekipleri kurulmalıdır.
Sorumlu Ebeveyn, Güvenli Ev: Çocukların silaha erişimini engelleyemeyen her ihmal, ağır yasal yaptırımlara bağlanmalıdır.
Zorbalığa Sıfır Tolerans: Şiddetin bir “güç gösterisi” değil, bir utanç kaynağı olduğu bir müfredat derhal hayata geçirilmelidir.
Kamusal Güvenlik: Okullar özel güvenlik şirketlerine değil, devletin liyakatli ve kadrolu koruma kalkanına emanet edilmelidir.
Bizler; çocukların korkmadan okula gidebildiği, öğretmenlerin sadece ders anlattığı, laik, bilimsel ve kamusal bir eğitim istiyoruz.
Biliyoruz ki; şiddeti bir yönetim biçimi olarak seçenler, bu acıları dindiremez. Bu düzen değişmeden, bu acılar bitmeyecek.
YETER ARTIK: ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİNİ KARANLIĞA TESLİM ETMEYECEĞİZ.
Buradan haykırıyoruz: Yeter artık!
Eğitimin laik ve bilimsel özünü boşaltıp okulları tarikatların, cemaatlerin arka bahçesi haline getirenlere;
ÇEDES ve benzeri projelerle pedagojiyi yok sayanlara “Yeter artık” diyoruz!
MESEM adı altında çocukları okuldan koparıp sermayeye ucuz iş gücü yapan, atölyelerde ve fabrikalarda çocuk sömürüsünü yasallaştıran bu düzene geçit vermeyeceğiz.
Çocuklarımızın sadece “okuyabilmesi” değil, en temel hakları olan “yaşayabilmesi” için Yusuf Tekin’in o koltuğu derhal terk etmesi gerekiyor.
Bir çocuğun eline kalem yerine silah, okul önlüğü yerine iş tulumu giydiren bu karanlık zihniyete teslim olacak tek bir evladımız yok.
Susmuyoruz! Kabul etmiyoruz! Alışmıyoruz!
Çocuklarımızın hayallerini kurşunlara teslim etmeyeceğiz. Mücadelemiz, okullar gerçekten güvenli okul olana dek sürecek.”
Eğitim Sen Yenişehir İlçe Temsilciliği: “Tıpkı yoksulluk gibi şiddet de politiktir. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz”
Eğitim Sen Yenişehir İlçe Temsilciliğinin Maraş ve Urfa’da meydana gelen olaylarla ilgili yayınladığı açıklama ise şöyle:
“Öncelikle şunun bilinmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bugün yaşanan olaylar ne bireyin psikolojik temelli sorunlarının sonucudur ne de münferit bir olaydır. Bu mevcut üretim ilişkilerinin yani Kapitalist üretim ilişkilerinin bir sonucudur. Buralara, bu şiddet ve ölüm sarmallarına birden gelmedi bu toplum.
Bu olaylar buralara gelene kadar AKP iktidarı olarak bildiğinizi okumakta ısrar ettiniz. Nereden tutsan elinizde kalan bir ülke artık burası. Sırf benim adamım olsun diye getirdiğiniz liyakatsiz kadroların ürünü bu tablo. Ucuz piyasacı kaygılarınızla yarattığınız asla politik olmayan sözde siyasi laf kalabalıklarınızı birer “politik hat “birer düşünce ürünü, olarak anlattınız.
Bugün en büyük palavra laflar nedir peki biliyor musunuz?
“Siyaset üstü, bugün siyaset günü değil” lafları. Bu palavralar bizim asıl suçlu olanların üzerine örtülmeye çalışılan gerçeği gizleme aparatlarıdır. Bugünler tam tersine daha politik olma günleridir.
Çünkü tıpkı yoksulluk gibi şiddet de politiktir.
Ne yaşanıyorsa bugün iktidarın politik tercihleri neticesinde yaşanmaktadır. Bugün iktidarın tercih ettiği ülke böyle bir ülkedir. Katliamlar, işçi ölümleri, şiddetin olağanlaşması, rant, baskı, hukuksuzluk, mülksüzleştirme, adaletsizlik ve önünde koca bir yaşamı olan çocukların, gençlerin sürüklendiği umutsuzluk ve gelecek kaygısı.
Her şey ama her şey politiktir.
Çocuklarımızın, gençlerimizin bu noktaya gelmesinde hangi faktörler etkili?
Kimlerin sorumluluğu var?
Dünyadan başlayalım. Çocuk ve gençlerin şu anda yaşadıkları dünyada, yanı başımızda bombalar atılıyor, çocuklar öldürülüyor, aç bırakılıyor ve sanki doğalmış gibi yaşam sürüyor. Çocuk ve gençler bunları izliyor, takip ediyorlar.
Biraz daha küçülelim ve kendi ülkemize gelelim. Gittikçe artan bir şiddet ortamında çocuklar. Her gün en az iki kadın öldürülüyor, ev içinde şiddet görüyor, bu şiddetten çocuklar da nasibini alıyor. Daha ev içinden şiddeti öğrenerek büyüyor çocuklar. Şiddet gösterenin güçlü kabul edildiğini, ünlü olduğunu, saygı gördüğünü görüyorlar. Ve daha da kötüsü, adaletin herkes için olmadığını, bazıları için uygulanmadığını, şiddetin cezasız kaldığını öğreniyorlar.
Okul koruyucudur çocuklar için, öyle olmalı. Ama eğitim hakkına eşit kavuşmuyorlar. Yoksulluk, hakka ulaşımda ayrımcılığı fark ediyorlar. Okula devam edemediği, etse bile beslenme ve bakım yetersizliği nedeni ile başarılı olamadığı; başarılı olamayanın, sorunu olanın dinlenip çözüm aranması ve desteklenmesi gerekmesine rağmen kolayca sistemin dışına atıldığını görüyorlar. Eğitim sistemi içinde tutamadığınız, tuttuğunuz zaman ulaşamadığınız, anlamadığınız, riskleri belirleyip kurumlarla işbirliği içinde çocuğa ve aileye ulaşamadığınız, hatta gerektiği zaman ailesinden bile koruyamadığınız çocukları ve gençleri sokağa, sokak kültürüne kısaca şiddete teslim etmiş oluyorsunuz.
Son olaylarla birlikte kesinlikle tartışılması gereken bir konu da bireysel silahlanma. Evde silah olması, çocuğun silaha kolayca ulaşması, silah kullanmanın özendirilmesi olayların vahametini arttırıcıdır. Silahlanma artarken denetimin azalması da büyük sorun. AKP İktidarında çeteler, mafyalar, uyuşturucu tüccarları ve katiller dışarıda cirit atıyorken, akademisyenler, gazeteciler, seçilmiş siyasiler ve belediye başkanları cezaevlerinde tutulmaya devam ediyor ediyor.
Kısaca sosyal, ekonomik sorunlar, ülkenin politik iklimi, şiddete yaklaşımı, aile sorunları, çocuk ve gençlere verilmeyen haklar ve gelecek umutlarının yanında bireysel patolojiler küçük bir yer kaplıyor. Hepsini ele almadan sorunu tek bireye ve sorununa yüklemek sorumluluktan kaçmak, hatta sorumsuz ve sorunlu davranmak oluyor. Nedenleri çözmeden bu sorun çözülmez.
Okulların kapısında güvenliği artırmak geçici çözümdür. Örneklerinin dünyada işe yaramadığı gösterilmiştir. Ayrıca çocuklara verilecek cezaların artırılması da çözüm getirmeyecek
Umutsuzluğun temelinde belirsizlik var. Gelecek kaygısı var. Çocuk ve gençler için bu belirsizlikleri kaldıracak düzenlemeler yapılmadığı zaman, ruhsal sorunlarla birlikte toplumsal sorunlar artacak. Okulu bitirip yaşayacak kadar para kazanacak iş bulamayan genç ne yapacak? Ya içine kapanıp sorunlarla boğulacak ki bu bir ülke için büyük bir iş ve güç kaybıdır, geleceğe yatırım kaybıdır. Ya da daha önce bahsettiğimiz kolay yoldan, şiddet göstererek var olmaya çalışacak. Gençler için hiç sosyal politikamız olmamış şimdiye kadar. Hâlâ gençlerin tek sosyal güvenceleri aileleri ki her ailenin güvence olmadığını ya da olamadığını da biliyoruz.
Toplumun her alanında şiddeti körükleyen, mafyalaşmayı ve çeteleşmeyi sıradanlaştıran, gençleri umutsuzluğa iten, eşitsizliği derinleştiren, üniversitelerde palalarla saldırı gerçekleştirenleri aynı gün serbest bırakan, cezasızlığı hâkim kılan bu düzen; bugün okullarımıza kadar sirayet etmiş durumdadır. Televizyonlardan sosyal hayata kadar yayılan bu şiddet iklimi ve toplumsal çürüme hali artık doğrudan çocuklarımızı ve eğitim emekçilerini hedef almaktadır.
Yeter Artık!
•Eğitim alanındaki güvenlik zafiyetleri derhal giderilmelidir.
•Şiddeti besleyen politikalar terk edilmelidir.
•Kamusal, eşit, bilimsel, anadilinde ve laik eğitim tüm boyutlarıyla hayata geçirilmelidir.
•Gençleri güvencesizlikten ve umutsuzluktan kurtaracak, toplumsal dayanışmayı büyütecek, tekçi değil diyaloğa ve katılımcılığa dayalı bütünlüklü politikalar hayata geçirilmelidir.
17 yaşındaki bir katil tarafından katledilen her daim barışın sesi olan Hrant Dink ’in eşi Rakel Dink’in dediği gibi: “Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim.”
“Bakan Tekin cenazede öğretmenlere ‘Şov yapmayın’ dedi”
Maraş’ta bir ortaokulda 15 Nisan’da yaşanan silahlı saldırının üzerinden iki gün geçti, cenazeler defnedildi. Bir yandan tepkiler ve açıklamalar sürerken, bir yandan da kentte yas, öfke ve tedirginlik hakim. Eğitim Sen Maraş Şube Başkanı İsmail Tekardıç, saldırı sonrası kentteki ruh halini, cenazelerde yükselen tepkileri ve okul çalışanlarının durumunu bianet’e anlattı.
Tekardıç, saldırıda hayatını kaybeden matematik öğretmeni Ayla Kara’nın cenazesine katılan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, kendisine tepki gösteren öğretmenlere “Şov yapmayın” dediğini aktardı. Bakanın bu davranışını kınadı.
