Siyonist idam yasasına hayır, Filistin’e özgürlük

Filistin Eylem Komitesi, 17 Nisan Filistinli Esirler Günü nedeniyle “Siyonist İdam Yasasına Hayır, Filistin’e Özgürlük” sloganı ile Taksim Tünel’de eylem gerçekleştirdi.

Eylemde “İsrail’e Tam Ambargo” ve “Filistin Esirler Günü’nde Direnişin Yanındayız! Siyonist İdam Yasası’na Hayır! Filistin’e Özgürlük!” pankartları taşındı.

Açıklama sırasında sık sık, “Yıkılsın Siyonist İsrail devleti”, “Filistinli tutsaklar onurumuzdur”, “Nehirden denize özgür Filistin”, “Hamaseti bırak, ilişkiyi kes” sloganları atıldı.

Eylemde okunan basın açıklaması şöyle:

17 Nisan’da Filistinli Esirler Günü, Filistin’de ve bütün dünyanın sokaklarında soykırımın, işgalin ve Siyonist baskı mekanizmasının karşısında anılmaktadır. Bu anma, işgalin hapishane sistemini açıkça ilan edilmiş bir infaz rejimine doğru tırmandırmasıyla birlikte doğrudan bir politik acillik kazanıyor. Bugünün odağında, Filistinli esirleri hedef alan ölüm cezası yasası var. Bu gelişme, Siyonist projeyi belirleyen yönelimin üzerindeki bütün örtüleri kaldırmaktadır.

Bugün İsrail hapishanelerinde tutulan Filistinlilerin sayısı 10.000’in üstünde. Bunların arasında çocuklar, öğrenciler, işçiler, gazeteciler, sağlık çalışanları, seçilmiş temsilciler ve siyasi örgütleyiciler bulunuyor. Birçoğu idari tutukluluk kapsamında, herhangi bir suçlama veya yargılama olmaksızın hapiste tutuluyor. Birçoğu tıbbi tedaviden mahrum bırakılıyor. Birçoğu sistematik işkenceye, izolasyona, aç bırakmaya ve aşağılamaya maruz kalıyor. Siyonist yönetimin merkezi bir ayağı olarak işlev gören hapishane sistemi, kitlesel tutuklama yoluyla kolektif yaşamı yok etmeyi ve örgütlü direnişi kırmayı amaçlıyor.

Gazze’ye yönelik savaşın tırmanmasından bu yana, Batı Şeria genelinde yürütülen tutuklama kampanyaları önemli ölçüde yoğunlaştı, kısa bir süre içinde binlerce yeni gözaltı kaydedildi. Tüm topluluklar tekrar eden gece baskınlarına ve kitlesel tutuklamalara maruz bırakıldı, hapsetme olgusu işgal yönetiminin yapısal bir uzantısına dönüştü. Tutuklama artık istisnai bir uygulama değildir, Filistin nüfusu üzerinde sürekli bir kontrol mekanizması olarak işlemektedir.

Bu yapı içerisinde, Filistinli esirleri hedef alan ölüm cezası yasası, kurumsallaşmış bir imha yönünde atılmış ek bir adımı temsil ediyor. Mevcut ölümcül şiddet gerçekliğini, askeri mahkemeler ve parlamenter prosedürler içinde yasal bir çerçeveye dönüştürüyor. Böylece yargısız infazdan yasaya dayandırılmış infaza geçilmekte, ölüm olasılığı işgalin hukuki mimarisinin içine yerleştirilmektedir.

Ölüm cezası yasası, gizlenmiş vahşetten yasalaştırılmış imhaya geçişi işaret ediyor. Zaten sistematik işkence, yoksun bırakma ve süresiz tutukluluk koşulları altında tutulan Filistinli esirlerin, artık varlıklarının her alanını kontrol eden işgal gücü tarafından ölüm cezasına çarptırılabilmelerini mümkün kılıyor.

Bu yasa, kitlesel hapsetmeden yasal infaza, bedenlerin kontrolünden öldürme yetkisine ve cezaevi tahakkümünden hukuki imhaya doğru bir dönüşümü ortaya koymaktadır.

İşgal altındaki bir nüfus üzerinde askeri mahkemeler işleten ve temel hakları reddeden sistem, bugün de öldürmeyi hukuk olarak yeniden tanımlamaya yelteniyor. Bu gelişmeyi bütünüyle reddediyoruz.

Mülksüzleştirme, kuşatma, etnik temizlik ve kitlesel tutuklama üzerine kurulu bir rejimin meşruiyeti yoktur. Ölüm cezası yasası bu yapının istisnası değil, en yoğun ifadesidir.

Daha geniş bir işgal mimarisinin parçası olarak ele almamız gereken bu ölüm cezası yasası, Siyonist oluşumun uluslararası dokunulmazlığının sona erdirilmesi ve hesap vermeye zorlanması için örgütlü politik basınç ve sürekli eylem sorumluluğumuzu büyütüyor.

Türkiye ise, kamuoyu önünde eleştirdiği sistemle maddi olarak iç içe geçmiş durumdadır. 2024 yılında ticaretin askıya alındığı resmen açıklanmış olduğu halde, 2026 ticaret verileri, yalnızca 2026 yılının ilk iki ayında İsrail’e yaklaşık 176 milyon dolar ihracat gerçekleştiğini gösteriyor. Deniz taşımacılığı izleme verileri ve enerji nakil analizleri, Türkiye altyapısı üzerinden dolaylı lojistik akışların devam ettiğini, özellikle yeniden yönlendirme uygulamaları ve BTC boru hattı sistemi gibi enerji koridorları aracılığıyla İsrail’e yönelik ham petrol akışının ara kanallar üzerinden sürdüğünü ortaya koyuyor. Siyasi açıklamalarda kısıtlama vurgusu yapılsa da, uygulama bununla tutarlı değil. Ticari ve lojistik ağlar üzerinden maddi akışlar devam ediyor.

Açıklama ile pratik arasındaki bu çelişki daha geniş bir gerçeği ortaya koyuyor: Ekonomik ve lojistik kopuş tam anlamıyla uygulanmamıştır, bölgesel altyapı işgalle bağlantılı tedarik zincirlerinin sürdürülmesinde rol oynamaya devam etmektedir.

Taleplerimiz açık ve acildir:

Soykırımı yasaya dönüştürmeye kalkan Siyonist rejime geri adım attırmak, Filistinli esirleri hedef alan ölüm cezası yasasını derhal iptal ettirmek için

  • Türkiye’nin ilan ettiği ticaret ve transit kısıtlamaları şeffaf biçimde uygulansın!
  • İşgal devleti bağlantılı yük rotaları ve enerji akışlarına ilişkin tüm bilgiler kamuoyuna açıklansın!
  • İşgal altyapısına katkı sunan her türlü askeri, güvenlik veya çift kullanımlı işbirliğine son verilsin!

Ölüm cezası yasası bir niyet beyanı olarak ele alınmalıdır. İşgali yasal bir imha mekanizmasına dönüştürme ve Filistin varlığını devlet onaylı ölüme karşı sürekli kırılgan hale getirme girişimini temsil etmektedir.

İstanbul’dan açıkça ifade ediyoruz ki bu tırmanışla hedef alınan, artık doğrudan, yasa yoluyla yok edilmeleri amaçlanan Filistinli esirlerin varlığı, işgalin kırmayı başaramadığı kolektif bir politik güç olmaya devam etmektedir.

Filistinli esirler bu karşılaşmanın merkezinde yer almaya devam etmektedir. Bireysel tutsaklar olarak değil, tüm yok etme mantığına karşı direnişi sürdüren kolektif bir güç olarak.

Filistinli esirlere özgürlük!
Ölüm cezası yasasına hayır!
Siyonist işgale ve sömürgeci yönetime hayır!
Filistin’e özgürlük!

Yazar

You May Also Like

Biz kimiz?

Enternasyonal Dayanışma, işçi sınıfının kolektif ve kitlesel mücadelesiyle dünyanın daha eşit, adil ve özgür bir yere dönüşeceğini savunan…