MHP lideri Devlet Bahçeli, TBMM’deki grup toplantısında sürece dair önemli açıklamalar yaptı, sıranın yasal düzenlemelerde olduğunu söyledi. DEM Parti’den Bahçeli’ye destek geldi.
Öcalan’ın ‘statüsü’ tartışmalarına da değinen Bahçeli, ‘barış süreci ve siyallaştırma koordinatörlüğü’ önerisi yaptı. Bahçeli Meclis’te yaptığı konuşmada konu hakkında şunları söyledi:
“Komisyon, tarihi bir vazife üstlenmiştir. Sırada, siyasi ve hukuki düzenlemeler vardır. Siyasi kazançların, küçük hesapların telaşıyla bu tarihi yükümlülüğe sırt çevrilmemelidir. Kalabalıkları galeyana getirmek uğruna milletimizi kutuplaştırma gafletine düşmemelidir.
PKK’nın silah bırakma töreni tek başına bir sonuç değildir. Bu kapsamda Abdullah Öcalan’ın statü meselesinin konuşulması bizim açımızdan önemlidir. Bu mesele yokmuş gibi yaparak sürecin sağlıklı yürütülmesi mümkün değildir. Örgütün silahlarını teslim sürecinde bunların açıkça değerlendirilmesi gerekir. Abdullah Öcalan için statü açığı varsa, terörsüz Türkiye sürecine hizmet edecek şekilde bu açık ele alınmalıdır. Bu mekanizma, kardeşlik hukukunu, demokratik katılımı, milli huzuru birlikte gözetmelidir. Bunun adını barış süreci ve siyallaştırma koordinatörlüğü olmasını öneriyorum. Elbette başka altenatifler öneriler de olabilir. Hedefimiz, PKK’nın kurucu önderliğinin bu tanım altında görev yapmasıdır.”
Bakırhan’dan Bahçeli’nin sözlerine destek: ‘İmzamızı atıyoruz’
Kürt sorununun çözümünün ertelenemeyeceğini belirten Bakırhan, “Barış cesaret ister. Bugün barış için tüm şartlar uygundur ancak temel sorun siyasetsizliktir” dedi.
Bakırhan’ın açıklamasının devamından satır başları şöyle:
“Biz Kürt meselesini çözeceksek, her defasında Ortadoğu’daki gelişmelere, Balkanlar’daki gerilimlere, Kafkasya’daki çatışmalara, Akdeniz’deki hesaplara bakarak mı karar vereceğiz? Bu mantık doğru değildir. Son yirmi yılda sadece yanı başımızda on dört büyük savaş çıktı. Bu bakımdan ertelemeyle yol alabileceğimiz bir eşikte değiliz. Barış kaygı ve tereddüt değil, cesaret ister. Bugün barış için tüm şartlar uygundur ama ne yazık ki temel sorun siyasetsizliktir.
Bu sürecin ciddiyetinin adı hukuktur
Altını önemle çizmek istiyorum: Bu sürecin ciddiyetinin adı hukuktur. Süreci ciddiye alan, onu hukuka bağlar. Barış bir tohumsa, hukuk onun toprağıdır. Hukuk, Meclis’in “Ben izleyici değil, kurucu özneyim” demesidir. Bu çerçevede bir diğer önemli konu, sıkça ifade edilen “teyit ve tespit” meselesidir. Tespit ve teyit, hukukun önüne konulan bir duvar değil; hukuka açılan bir kapı olmalıdır. Çünkü insanlar belirsizliğe dönmez, güvenceye döner.
PKK adım atmazsa, ilk biz eleştireceğiz
Silahlı bir örgüte “Ülkeye gel, demokratik siyasete dön” dedikten sonra hangi hukukla karşılanacağını da söylemeniz gerekmiyor mu? Devlet “Silah bıraksınlar, biz adım atarız” diyor. PKK “Yasal zemin olsun, biz bırakırız” diyor. Her iki tarafın kaygısını anlıyoruz. Biz DEM Parti olarak şunu teklif ediyoruz: Sayın Kurtulmuş, komisyondaki partilerin koordinatörlerini çağırın. Elimizde bir müşterek belge var. Komisyon raporumuz var. Özel yasayı hemen Meclis’e sunalım. Bu teklifi bu hafta verelim. Siyaset yol açsın, ülke rahatlasın. Yasal adımlar atılsın. Sayın Öcalan’ın sürece katkı sunabileceği özgür çalışma ve özgür iletişim koşulları oluşturulsun. PKK gereğini yapmazsa, o zaman toplum çıksın desin ki: Evet, sorun karşı taraftadır. Kamuoyunun huzurunda söz veriyoruz: Bütün bunlara rağmen PKK adım atmazsa, silah bırakma sürecini hızlandırmazsa söz, ilk biz eleştireceğiz; ilk biz kabul etmeyeceğiz.
Bahçeli’nin statü konusunda ortaya koyduğu çerçevenin altına imzamızı atıyoruz
Bu aşamada sürecin en kritik aktörlerinden biri olan Sayın Abdullah Öcalan’ın hukuki durumunun açık ve net bir çerçeveye kavuşması da büyük önem taşımaktadır. Fiziki koşullarının iyileştirilmesi, görüşme ve iletişim imkânlarının genişletilmesi, sürecin sağlıklı ilerlemesi için zorunludur. Kendisi, “Benim tek derdim sorun çözmektir. Statüden kastettiğim şey çalışma koşullarına sahip olmamdır. Kişisel konfor değil, iletişimdir” diyor. Herkes çok iyi biliyor ki Sayın Öcalan’ın kişisel konfora dair tek bir isteği olmamıştır. Tek bir derdi vardır; başlattığı bu mücadelenin yasal ve demokratik adımlarla başka bir evreye taşınmasıdır. Böylesi ağır bir süreçte muhatabın çalışma, görüşme ve iletişim imkânlarından yoksun bırakılması siyaset aklıyla açıklanamaz. Sayın Bahçeli’nin “Öcalan’ın statüsü ne olacaktır?” sorusu bu açıdan tarihidir. Bu soru orta yerde duruyor ve hâlâ cevabını beklemektedir. Bugün Bahçeli’nin grup toplantısında statü konusunda ortaya koyduğu çerçevenin altına imzamızı atıyoruz. Sayın Erdoğan’ın da belirttiği gibi, süreci sonuna götürenler tarihe geçecektir. Biz de diyoruz ki: Tarih cesaret edenleri yazar; buyurun, tarihi birlikte yazalım Sayın Erdoğan.
Barış İzleme ve Takip Kurulu’ önerisi
DEM Parti olarak sürece katkı sunacağına inandığımız somut başka bir önerimiz daha var. Bu süreç zorlu bir süreç. Birçok engeli aştık. Azımsanmayacak gelişmeler yaşadık. Yarım asırlık örgüt silahı devreden çıkardı. Bu çok önemlidir. Meclis de inisiyatif aldı. Bu da kıymetlidir. Şimdi bu süreci risklerden koruyacak, takibini yapacak bir mekanizma kuralım diyoruz. Adı ‘Barış İzleme ve Takip Kurulu’ olsun. Meclisteki siyasi partilerin vereceği üyeler süreci takip etsin, kolaylaştırıcı olsun. Bu kurul denetleyen değil, takip eden ve kolaylaştıran bir mekanizma olabilir. Atılması gereken adımları hızlandırır. Ortak aklı işletip sürecin kazasız ve güven içinde ilerlemesine katkı sunabilir. Bu kurul akademi ve sivil toplum ile istişarede bulunabilir. Bu kurul süreçle ilgili atılması gereken adımları siyasi liderler ve aktörlerle görüşüp hızlandırarak ortak akıl ve vicdanı işletebilir. Bakalım bu öneriye diğer siyasi partiler ne diyecek?
Toplumda adalete olan inanç sıfırlandı
Türkiye’nin adalet meselesi, artık yargı paketleriyle geçiştirilecek bir sorun değil. İhtiyaç bütünlüklü bir hukuk reformudur. Cezaevlerinde 414 bini aşan tutuklu ve hükümlü var. Toplumda adalete olan inanç neredeyse sıfırlandı. Hapsetmeyi büyüten düzen toplumu daha güvenli, daha adil kılmadı. Yasalar mahkumiyeti öncelememeli. Tutuklu yargılama müessesi artık istisna olmalıdır. İnfaz düzenlemesi, hasta mahpusların özgürlüğü, uzun tutukluluğun son bulması, idare ve gözlem kurullarının kaldırılması, AİHM ve AYM kararlarının uygulanması gibi adımlar acil açılması gereken adımlardır.”
