“Çoklu krizler döneminde direnişi örgütleyelim!”

Enternasyonal Dayanışma, dün Kadıköy’deki Moda Kitabevi’nde iki oturumlu bir etkinlik düzenledi.

Etkinlik salonunda “Barış hemen şimdi”, “Birleşen işçiler yenilmezler”, “Irkçılığa son! Göçmenlerle dayanışmaya”, “İşgale hayır, özgür Filistin”, “Dayanışma” dövizlerinin yanı sıra barış, LGBTİ+ ve Filistin bayrakları yer aldı.

Ütopik Beden Heterotopyalar

İlk oturumda, Fransız felsefeci Michel Foucault’nun konuşmalarından derlenen, Ferda Keskin’in çevirisini yaptığı Ütopik Beden Heterotopyalar” kitabı tartışıldı.

Ferda Keskin sunumunda, “İnsan; bedeninin sınırlarını aşmak için zihninde ütopyalar üretir, toplumsal sistem ise insanın ütopyalarını kontrol altına almak için somut “heterotopyalar” inşa eder. Heterotopyaların iki ana işlevi vardır: düzeni güçlendirmek (okul, kışla, müze, tiyatro, sinema) ya da dışlanmış olanı saklamak (huzurevi, akıl hastanesi, hapishane). İnsan, kapatıldığı heterotopyalar içinde kendi küçük ütopyalarını yaratarak direnir. Asıl tehlike heterotopyaların varlığı değil, toplumun tamamen tek tipleşmesi ve “başka yerlerin” kalmamasıdır. Kendi heterotopyalarımızı üretmeliyiz. Avrupa’da “işgal evleri” ezilenlerin bir heterotopyasıdır, sanatçıların terkedilmiş mekanları işlevsel hale getirmesi bir heterotopyadır” dedi.

Salondan yapılan katkılarda Gezi’nin bir heterotopya örneği olduğu, düzenlenen alternatif festivallerin, oluşturulan ortak yaşam mekanlarının hep ezilenlerin heterotopyaları olduğu vurgulandı.

Çoklu krizler döneminde direniş

İkinci oturumdaki “Çoklu Krizler Döneminde Direniş” toplantısında, iktidarın şiddet sarmalına karşı toplumsal mücadele zeminleri tartışıldı. Barışın ve şiddetsiz toplumun sağlanabilmesi için mücadelelerin ortaklaştırılacağı zeminlerin yaratılması gerektiği belirtildi.

Bu oturuma İnsan Hakları Aktivisti Damla Meriç, Kadın Zamanı Derneği’nden Şükran Demir ve Eğitim Sen’den Şafak Ayhan konuşmacı olarak katıldı.  

Kadınlar her dönemde barış için mücadelenin öznesi oldu

İlk konuşmacı Şükran Demir, krizlerden çıkmanın en iyi yönteminin örgütlenmek olduğunu söyledi. Kadın mücadelesinin zamana zaman dil, kullanılan terimler gibi konularda ayrışsalar da onurlu bir yaşam talebi ortaklığında mücadeleyi birleştirebildiğini ifade etti. 1980 darbesinin baskıcı ortamının ardından 1990’lı yıllarda köylerin yakıldığı süreçlerden en çok kadınların etkilendiğine dikkat çeken Şükran Demir “Kadınlar sessiz kalmadı. ‘Arkadaşıma dokunma’ kampanyaları yaptı, barışın nasıl sağlanacağına dair konuştular. Cumartesi Anneleri ve Barış Anneleri bu savaş hali içinde direnişi örmenin örneğidir. 2000’lerin başında bu süreç devam etti. 1996’da Barış İçin Kadın Girişimi kuruldu. 2009’larda bu girişim yeniden canlandırıldı. 2013-2015 sürecinde kadınlar yine özne olmaya çalıştı. Bugün de devam ediyor” dedi.

Kadınların, Demokratik Toplum ve Barış Süreci’nin toplumsallaşması için mücadele ettiğini, bir araya geliş noktaları yaratmaya çalıştığını dile getirdi. Şükran Demir, “mücadeleyi ortaklaştıracağımız zeminleri oluşturmak gerekiyor. Kadınlar meclisin önünde eyleme devam ediyor ancak yaşanan büyük hak ihlallerini birkaç hak örgütünün önleyemeyeceğini hepimiz biliyoruz. Kadınlar bunun karşısında duruyor. Yaşanan katliamların, kadın cinayetlerinin erkek egemen sistem gerçekliğinin bir sonucu olduğunu da biliyor” ifadelerini kullandı.

Okullardaki şiddet iktidarın tercih alanının ürünü

Eğitim mekanlarında yaşanan şiddete dair konuşan Eğitim-Sen’den Şafak Ayhan, eğitim alanlarının politik ve devlet hegemonyasının örgütlendiği mekanlar olduğunu ifade etti. Müfredat, kamusal eğitim, ana dilde eğitim, güvencesizlik, fırsat eşitsizliği gibi başlıklar üzerinde örgütlendiklerini belirten Şafak Ayhan şöyle devam etti:

“Urfa ve Maraş’taki katliamlar büyük ölçekte olduğu için kamuoyuna yansıyan olaylar. Bu cinayetlere şaşıran bir eğitimci yoktur. Bu aslında iktidarın tercih alanının bir ürünü.

Saldırılar münferit ve saldırgana has gösterilmeye çalışılıyor. Oysa son 10 yılda otoriterleşmeye paralele olarak bireysel silahlanma arttı. Erkek çocukların  sürüklendiği davranış modelleri çok sorunlu.”

Suçun toplumsal olduğuna vurgu yapan Şafak Ayhan “Ülkede her gün üç kadının öldürüldü yerde evlerde şiddet yoktur diyemeyiz. Bu, okullardaki çocuklar içindeki ilişkinin de sertleşmesi demek. Okullar, hegemonyanın rıza ile üretildiği mekanlardan biridir. Burada verilen mücadele, aynı zamanda hegemonyaya karşı verilen bir mücadeledir” dedi.

Şiddet sonuç olarak ortaya çıkıyor

İnsan Hakları Aktivisti Damla Meriç, örgütlenmenin önemine dikkat çekerek herhangi bir haksızlığa sessiz kalmanın farklı hak ihlallerine kapı araladığını ifade etti. Damla Meriç “Örneğin Kürt belediyelerine kayyım atanırken ses çıkarılmayınca diğer belediyelere kayyım atandığında ses çıkaracak kimse kalmıyor. Bir grubun hakkını yok etmek diğer grubun haklarının kısıtlanmasının da yolunu açıyor. Türkiye herkesi kutuplaştırıyorlar. Şiddet sonuç olarak ortaya çıkıyor. 12-13 yaşındaki çocuğun cinsiyet kimliği arayışı sırasında suça sürüklendiği, bu çocukların savaş ve suça ne kadar yatkın hale getirildiğini görüyoruz. Çoklu kriz dönemlerinde ilk işten çıkarılanlar kadınlar ve zaten iş bulmakta zorlanan LGBTİ+’lar. Yani birimizi bile geride bırakmamak gerekir” şeklinde konuştu.

Buluşma soru ve cevaplarla devam etti.

Etkinliğin video kayıtları Enternasyonal Dayanışma’nın Youtube hesabından yayınlanacak: https://www.youtube.com/@EnternasyonalDayanisma

Yazar

You May Also Like

Biz kimiz?

Enternasyonal Dayanışma, işçi sınıfının kolektif ve kitlesel mücadelesiyle dünyanın daha eşit, adil ve özgür bir yere dönüşeceğini savunan…