İmamoğlu: “Rakiplerin hapisteyse meşru olamazsın”

Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu, 436 sanıklı İBB davasında ikinci celsenin 37’inci günü sona erdi. Bir sonraki duruşma 2 Kasım’da.

bianet’ten Evrim Kepenek’in haberine göre, İmamoğlu’nun savunmasına dün devam edildi. Duruşmayı izlemek üzere İmamoğlu ailesi, yurttaşlar ve YENİ Parti üyeleri mahkeme salonuna geldi.

İmamoğlu: 600 gün sonra savunma yapacağımız bir yargı düzeni olmasın

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasında tutuklu yargılanan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, savunmasının dördüncü gününde konuştu. Savunma hakkının korunması ve kendisine tanınan süre konusunda özenli davranılmasını kıymetli bulduğunu söyleyen İmamoğlu, geçtiğimiz üç gün boyunca uygulanan zaman planlaması için teşekkür etti.

İmamoğlu, “Gönül isterdi ki 600 gün sonra savunma yapacağımız bir yargı düzeni bu ülkede olmasın. Ama ne yazık ki bu bize yaşatılıyor” diye konuştu.

Savunmasını farklı aşamalarda yeniden hazırladığını anlatan İmamoğlu, dün yaptığı konuşmanın da önceki savunmalarının yeni bir versiyonu olduğunu belirtti. Gelişen olayların ve Türkiye’de son üç ayda yaşanan siyasi türbülansın savunmasının içeriğini değiştirdiğini ifade eden İmamoğlu, yaşanan gelişmeler ile yargılamanın bağlantısını mahkeme heyetine ve kamuoyuna anlatmaya çalıştığını söyledi.

Savunmasının uzun olmayacağını ve konuşmasını bir sonuca bağlamayı planladığını belirten İmamoğlu, ancak gece boyunca yaşanan gelişmelerin yargılamayı etkilediğini dile getirdi.

Esenyurt’a kayyum atanmasını hatırlattı

İmamoğlu, İstanbul’da belediyelere yönelik operasyonların başlamasının ikinci yıl dönümüne yaklaşılırken Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’e yönelik operasyonu ve ardından belediyeye kayyum atanmasını gündeme getirdi.

30 Ekim’de Ahmet Özer’e yönelik operasyonun ardından Esenyurt Belediyesine kayyum atandığını hatırlatan İmamoğlu, bu süreci “milli iradeye vurulan bir darbe” olarak nitelendirdi.

Esenyurt’a atanan kayyumun tarafsız bir mülki idare amiri gibi davranmadığını söyleyen İmamoğlu, kayyumun siyasi faaliyetlerde bulunduğunu söyledi.

Beylikdüzü’nde yaşadığı için Esenyurt’taki gelişmeleri yakından takip ettiğini anlatan İmamoğlu, kaymakam olarak görev yapan kişinin operasyon öncesinde vali yardımcılığına getirildiğini, operasyonun ardından da kayyum olarak atandığını belirtti.

İmamoğlu, bu atama sürecinin önceden planlandığını söyleyerek “Esenyurt’a operasyon yapılacağı belli, kimin atanacağı belli. Önceden konumlandırılıyor İçişleri Bakanlığı tarafından, sonra kayyum olarak atanıyor” dedi.

Ekrem İmamoğlu, tutuklu İSTTELKOM’un eski Genel Müdürü Melih Geçek’in duruşma günü SEGBİS üzerinden ifadeye çağrıldığını, ardından tutuklandığını söyledi. İmamoğlu, bunun mahkemenin kararını etkilemeye yönelik bir girişim olduğunu belirtti.

“Ahmet Özer’den özür dilensin”

Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanmasının ardından yaşanan gelişmelere de değinen İmamoğlu, kayyım yönetiminde başkan yardımcılığı yapan Yusuf Ulutaş’ın evinde para ve ziynet eşyaları bulunduğuna ilişkin haberlere işaret ederek, tutuklu eski Belediye Başkanı Ahmet Özer’in durumunu sorguladı.

İmamoğlu, “Yolsuzluk dediler Esenyurt’ta, bir yılı aşkın süre Ahmet Özer hapis yattı. (…) Çıkıp niye bir tanesi Ahmet Özer’den özür dilemiyor? Niye Ahmet Özer görevine iade edilmiyor?” diye sordu.

Kendisine yöneltilen suçlamaların siyasi olduğunu belirten İmamoğlu, “Bu iftiraname; her kelimesiyle, her harfiyle siyasidir” dedi.

Ayrıca İmamoğlu HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı işaret ederek, ” Kayyumlarla güçlü devlet olamazsın. Rakiplerini hapse tıkarak güçlü devlet olamazsın. Hapse tıktığın rakiplerin Edirne’de, Silivri’de yatıyorsa, sen meşru olamazsın. Senin bu şekilde girdiğin seçim de meşru olmaz” dedi.

“Mücadelemiz intikam değil, adalet mücadelesi”

Savunmasında hukuk ve demokrasi vurgusu da yapan İmamoğlu, kendisi için ayrıcalık istemediğini söyledi.

“Bana başka, rakibime başka hukuk istemiyorum. Bugün bize yapılanın yarın başkalarına yapılmasını hiç ama hiç istemiyorum” diyen İmamoğlu, mücadelelerinin intikam değil, adalet, demokrasi ve cumhuriyet mücadelesi olduğunu ifade etti.

İmamoğlu, “Bu ülkede yarın hukuk geri geldiğinde bu dosyayı kuranlar da hakim karşısına çıkacak. Adım gibi eminim” diye konuştu.

Gece ve şafak vakti yapılan operasyonları eleştiren İmamoğlu, insanların kapıları kırılmadan gözaltına alındığı, avukatlarıyla adil savunma yapabildiği bir Türkiye istediklerini söyledi. Kadınların mahremiyetinin ihlal edildiği operasyon görüntülerine tepki gösteren İmamoğlu, bu tür uygulamaların yaşanmaması için mücadele edeceklerini belirtti.

“Büyük bir Türkiye iktisat seferberliği başlatacağız”

İmamoğlu, “Türkiye’nin zenginliğini birkaç kişinin zenginliğiyle ölçemeyiz. Bu ülkenin gerçek zenginliği vatandaşın hayatıdır” dedi. Üretimin ve refahın adil paylaşılması gerektiğini belirten İmamoğlu, “Büyük bir Türkiye iktisat seferberliği başlatacağız” diye konuştu.

Gençlerin iyi bir eğitim aldıktan sonra işe ulaşabilmesinin, çocukların hangi ailede doğduklarından bağımsız olarak yeteneklerini geliştirebilmesinin ve kadınların ekonomik bağımsızlık kazanmasının önemini vurgulayan İmamoğlu, “Vatandaş çalışarak ev sahibi olabileceğine, çocuk okutabileceğine, geleceğini kurabileceğine inanıyor mu? Bunun cevabını bulabilmektir. Bizim siyaset anlayışımızın ölçüsü budur” dedi.

“Büyük bir Türkiye iktisat seferberliği başlatacağız”

Üretilen zenginliğin adil paylaşılması gerektiğini söyleyen İmamoğlu, işçilerden çiftçilere, sanayicilerden esnafa, sendikalardan kooperatiflere, akademisyenlerden gençlere ve kadınlara kadar farklı kesimlerin katılacağı bir iktisat seferberliği başlatacaklarını belirtti.

Türkiye’nin ekonomik açıdan geriye düştüğünü savunan İmamoğlu, “Büyük bir seferberliğe ihtiyacımız var, çok geriye düştük ey dostlar. Çok geriye düştük ey halkım. Bir aldatmacayla karşı karşıyayız. Uyan ey halkım. Ayağa kalk ey halkım. Harekete geç ey halkım. Sesini yükselt ey halkım” diye konuştu.

Ekonomik kalkınma için planlamayı, girişim özgürlüğünü, kamusal aklı, piyasanın yaratıcılığını, sosyal adaleti ve üretim gücünü bir araya getireceklerini ifade eden İmamoğlu, hedeflerinin üretken, adil, özgür, sürdürülebilir ve dünyayla rekabet edebilen bir ekonomi olduğunu söyledi.

İmamoğlu, “Ne keyfi devletçilik, ne kuralsız bir ekonomi. Ne yalnız borçla dönen bir düzen, ne de birkaç çevreye imtiyaz dağıtan bir büyüme modeli” diyerek Cumhuriyet’in ikinci yüzyılı için yeni bir kalkınma rotası çizeceklerini belirtti. Yapısal reformlarla üretim, teknoloji, verimlilik ve katma değerde sıçrama hedeflediklerini kaydetti.

“Emeği merkeze alacağız”

İşçinin, çiftçinin, memurun, mühendisin, öğretmenin, sağlık çalışanının, sanatçının, esnafın ve girişimcinin emeğine değer verilmesi gerektiğini söyleyen İmamoğlu, “Emek kutsaldır. İşte o zaman refah kalıcı olur” dedi.

Toplumsal çeşitlilik ve birlikte yaşam konusuna da değinen İmamoğlu, farklı kimliklerden insanların ayrımcılığa uğramadan bir arada yaşayabildiği bir Türkiye istediklerini söyledi.

“İşte benim Türkiyem dediğim yer bu meydandır” diyen İmamoğlu, şöyle konuştu:

“Ben o meydanda o sofrayı birlikte kurma sözümden asla vazgeçmedim, vazgeçmeyeceğim. Ekmeğimizi de sözümüzü de birlikte paylaştığımız bir memleket için yürümeye devam edeceğim. 72 millete bir nazarla bakan bir memleket için bu yoluma asla sapmadan devam edeceğim.”

Türkiye’nin kendi tarihi ve toplumsal çeşitliliğiyle barışık olması gerektiğini belirten İmamoğlu, geçmişin inkâr edilmediği, acıların görmezden gelinmediği ve farklılıkların tehdit değil zenginlik olarak görüldüğü bir ülke hedeflediklerini ifade etti.

“Huzurun bir ayağı toplumsal barış, diğeri geleceğe güven”

Toplumsal barışın yanı sıra vatandaşların geleceğe güven duymasının da önemli olduğunu söyleyen İmamoğlu, ailelerin çocuklarını devlet okuluna gönderirken nitelikli eğitim alacaklarından ve yeteneklerine göre fırsatlara ulaşabileceklerinden emin olması gerektiğini belirtti.

Herkesin çalışarak iyi bir işe girebileceği, ekonomik bağımsızlığını kazanabileceği ve kamu görevlerinde yükselebileceği bir düzenin kurulması gerektiğini ifade eden İmamoğlu, vatandaşların insanca yaşayabilecekleri bir gelir elde edebilmesinin önemini vurguladı.

İmamoğlu, ekonomik ve toplumsal güvencenin gündelik yaşamdaki karşılığını şöyle anlattı:

“Genç bir insan ‘Yarın işsiz kalırsam ne olur?’ diye korkmayacak, çalışan ‘Hastalanırsam ailem ne olur?’ diye korkmayacak, emekli ‘Ay sonunu nasıl getiririm?’ diye korkmayacak, çiftçi bir yılın emeğinin karşılığını alıp alamayacağını düşünerek toprağa küsmeyecek, esnaf yarın hangi kuralın değişeceğini düşünerek yaşamayacak.”

Siyasette baskı ve ayrımcılık iddialarına da değinen İmamoğlu, bir meclis üyesinin yurt dışında bulunan çocuğunu Türkiye’ye getirebilmek için siyasi tercihi üzerinden baskıya maruz kalmaması, bir belediye başkanının da “Seni hapse atarız ya da bize geçeceksin” tehdidiyle karşılaşmaması gerektiğini söyledi.

Sağlık ve eğitim temel hak olacak

İmamoğlu, vatandaşların geleceğe güven duymasını sağlayacak politikaların sağlık ve eğitim alanlarında da somutlaşacağını belirtti.

Sağlık hizmetlerinin bir lütuf değil, temel hak olarak görülmesi gerektiğini söyleyen İmamoğlu, herkesin kaliteli ve insan onuruna yakışır sağlık hizmetine ulaşabilmesi gerektiğini ifade etti.

Eğitimde hedefin yalnızca diploma vermek olmadığını belirten İmamoğlu, mevcut eğitim sistemini eleştirerek eğitim politikalarının çocukların yeteneklerini geliştirmeye ve önlerindeki fırsatları artırmaya odaklanması gerektiğini söyledi.

“Ekmeği çok üreteceksiniz, adil bölüşeceksiniz”

İmamoğlu şöyle dedi:

“Bizim bu topraklarda sofra adabı çok kıymetlidir değil mi biliyorsunuz, çok kıymetlidir. Sofra adabı bellidir, kapı çalınır bir kişi daha gelir. Ne yaparız, hemen yana kayarız. Ona yer açarız. Bir tabak daha koyarız sofraya. Gerekirse ekmeği biraz daha ince böleriz ama paylaşırız. Ama kimseye sana bu sofrada yer yok demeyiz, der miyiz, demeyiz. Çünkü biliriz ki kalabalık sofra bereketlidir. Lokma paylaştıkça çoğalır. Bu hakikati yıllarca unutturmaya çalıştılar bize yıllarca. Bir başkasına yer açarsan, senin yerin daralır dediler. Yerini çalar bile dediler. Bizi birbirimizin varlığıyla korkuttular. Sofrayı daralttık, kapıları kapattık, birbirimize mesafe koyduk. Aramıza bariyerler oluşturduk. Sonra da bu memleket neden huzur bulamıyor diye sorduk, utanmadan. Sofrayı büyüteceksiniz kardeşim. Lokmayı adil bölüşeceksiniz. Ekmeği çok üreteceksiniz, adil bölüşeceksiniz. Ve bu ülkenin sofrasında kimse misafir değildir, bunu unutmayın. Herkes bu memleketin eşit ve onurlu bir parçasıdır.

Ben bu sofra anlayışının en güzel, en derin karşılıklarından birini ilk tanıdığımdan itibaren Alevi canların kadim geleneğinde kültüründe 40’lar Meclisinde buldum. Ben Sünni kültürüyle yetiştim Sünni’yim. Ama orada buldum, yaşadım. 40’lar Meclisinde sofra, yalnızca lokmanın paylaşıldığı bir yer değildir. Aynı zamanda bir meydandır. Orada kimse inancıyla kimliğiyle bir başkasından üstün değildir, her can kıymetlidir. Bakın bunlar bu toprağın sesi. Bu sözler benim sözlerim değil bu toprakların sözü.”

” Bir korku paranoyası var, bundan kurtulan bir Türkiye istiyoruz”

İmamoğlu şöyle dedi:

“Türk’ün Kürt’ten, Kürt’ün Türk’ten şüphe etmediği bir Türkiye. Bir korku paranoyası var, bundan kurtulan bir Türkiye istiyoruz biz. Her Kürt, en az benim kadar vatanseverdir, ben her Kürt vatandaşıma öyle bakıyorum. Ben en az benim kadar İstanbul’u seviyor, en az benim kadar Trabzon’u seviyor, ben de en az onun kadar Diyarbakır’ı, Hakkari’yi seviyorum. “

“Devriniz bitmiştir, bu kabus bitecek”

İmamoğlu, iktidarın siyasi rakiplerini sandıkta değil mahkemelerde yenmeye çalıştığını söyledi. Diploma iptali ve siyasi davalara tepki gösteren İmamoğlu, “Devriniz bitmiştir, bu kabus bitecek” dedi.

İmamoğlu, yaşanan dönemin gelecekte tarihçiler tarafından şaşkınlıkla inceleneceğini belirterek bir belediye başkanının metro yaptığı, borç ödediği ve ihaleleri daha ucuza tamamladığı için yargılanmasını eleştirdi.

“Bu dosyayı kim kurdu, kim imzaladı, kim sustu?” diye soran İmamoğlu, bu soruların yanıtını mahkemenin ve tarihin vereceğini söyledi.

Tutukluluk ve baskıların iradesini kıramayacağını belirten İmamoğlu, “Ama benim irademe sahip olacak kişi anasının karnından doğmadı” dedi.

İmamoğlu, muhalefete ve topluma seslenerek parti aidiyetlerinin ötesinde Cumhuriyet, demokrasi ve adalet etrafında birleşme çağrısı yaptı: “Bugün taraf olmanız gereken şey Cumhuriyettir, demokrasidir, adalettir, geleceğimizdir.”

“560 milyar dediler, 560 kuruş bulamadılar”

İmamoğlu, “Bu salonda aylarca benden hesap soruldu, ben de şimdi milletimin huzurunda bu dosyanın defterini kapatıyorum” diye konuştu.

Dosyadaki kamu zararına ilişkin hesaplamaları eleştiren İmamoğlu, başlangıçta 560 milyar lira olarak açıklanan rakamın daha sonra 160 milyar liraya indirildiğini söyledi. Hesaplamaların bir bölümünün davanın tarafı olan bakanlığın memurlarına yaptırıldığını belirten İmamoğlu, borç ödemek, kâr etmek ve ihaleleri iptal ederek daha ucuza iş yaptırmak gibi işlemlerin bile zarar olarak gösterildiğini ifade etti.

“Çünkü öyle bir örgüt yok”

İmamoğlu, kendisine yöneltilen örgüt suçlamasına tepki gösterdi. Örgüt şemasında yer alan kişilerin örgüt yöneticisi olmadıklarını söylediklerini belirten İmamoğlu, “Yöneticiler birbirini bu salonda tanıdı. Çünkü öyle bir örgüt yok” dedi.

Casusluk suçlamasını da eleştiren İmamoğlu, delil olarak beş dakikalık bir nezaket ziyaretinin fotoğrafının gösterildiğini söyledi. Aynı kişinin devletin üst düzey yetkilileriyle de fotoğraflarının bulunduğunu belirten İmamoğlu, “O Cumhurbaşkanı Yardımcısı, o Milli İstihbarat Başkanı, Ekrem İmamoğlu hapiste ve casus!” diye konuştu.

Rüşvet iddialarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan İmamoğlu, rüşvet verdiği öne sürülen kişinin bunu “Hissettik” sözleriyle anlattığını, parayı aldığı iddia edilen kişinin ise kendisini ilk kez Vatan Emniyet’te gördüğünü söylediğini aktardı.

İmamoğlu, suçlamalara karşı noter belgeleri, tapular, dekontlar, Sayıştay kayıtları, Hazine izinleri ve kurum içi denetimlerin bulunduğunu belirtti. İddiaların ise tahliye beklentisiyle hareket eden, aileleri ve mal varlıkları üzerinden baskı gördüğünü söylediği kişilerin ifadeleri ile bilirkişi raporlarına dayandırıldığını belirtti.

“Kimi zengin etmişim?”

İmamoğlu, kamu ihalelerinde usulsüzlük yapıldığı iddialarına da karşı çıktı. Hakkındaki eylem sayısının 155’e çıkarıldığını belirterek, “Hangisinde bana dair somut bir belge, somut bir evrak, somut bir söz var elinizde? Kime tek bir kamu malını peşkeş çekmişim? Kimi zengin etmişim?” diye sordu.

İBB döneminde açık ihale sayısının arttığını savunan İmamoğlu, farklı şirketlere iş yapma olanağı tanıdıklarını söyledi. Kalyon ve Cengiz gibi şirketlere de ayrımcılık yapmadıklarını belirten İmamoğlu, kamu kaynaklarını belirli çevrelere aktardığı iddiasını reddetti.

İmamoğlu, “Biz kamuya hizmet ettik, kamuya iş ürettik ve insanların gönlünü, hayatını mutlu ettik, huzurlu kıldık” dedi.

“Adalet kazanacak”

İmamoğlu, umuda inandığını belirterek “Bu ülkenin geleceğini korku değil umut belirleyecek, kavga değil barış ve huzur belirleyecek” dedi. Yargının siyasi iktidarın aracı haline getirildiğini söyleyen İmamoğlu, “Adalet kazanacak, demokrasi kazanacak, Cumhuriyet kazanacak. Bu aziz millet kazanacak” diye konuştu.

İmamoğlu, iktidarın amacının yalnızca kendisini siyaset sahnesinden silmek olmadığını, halkın iradesini etkisizleştirerek rant ve israf düzenini korumak istediğini söyledi. Bu davayla halka “Sizin oyunuzun, sizin iradenizin benim karşımda hiçbir hükmü yoktur” mesajı verildiğini söyledi.

Yargı sürecinin bağımsız ve tarafsız yürütülmesi gerektiğini vurgulayan İmamoğlu, mahkeme heyetine seslenerek kararların önceden belirlenip belirlenmediğini sorguladı. “Endişem şudur ki bazı kararlar bu salon kurulmadan önce mi yazıldı? Yoksa süreç içerisinde mi yazılacak? Bunu siz ispat edeceksiniz” dedi.

İmamoğlu, “Bu hukuki ve ahlaki hiçbir meşruiyeti olmayan bir sürecin figüranı olmadım, olmayacağım” diye konuştu. Mahkeme salonunda suç değil siyaset ve milletin iradesinin bulunduğunu söyleyen İmamoğlu, aradığı adaletin milletin vicdanında ve hakkın şaşmaz terazisinde olduğunu belirtti.

Baskılara boyun eğmeyeceğini vurgulayan İmamoğlu, “Korkmuyoruz, vazgeçmiyoruz. Alnımız ak, başımız dik, bir milim geri adım atmıyoruz” dedi. Türkiye’nin meydanlarında, sokaklarında ve sandıklarında yeşeren umudun adliye koridorlarında söndürülmesine izin vermeyeceklerini söyledi.

Cumhuriyet ve demokrasi vurgusu yapan İmamoğlu, “Son sözü her zaman daima millet söyledi, yine millet söyleyecek. Ve milletin o sözü, Cumhuriyetin temelidir: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diye konuştu.

Konuşmasının sonunda adalet ve demokrasiye olan inancını yineleyen İmamoğlu, Hazreti Ali’ye atfedilen “Eğer zalim ısrarla zulme devam ediyorsa bil ki sonu yakındır. Eğer mazlum da ısrarla direniyorsa bil ki zafer yakındır” sözlerini tekrarladı ve “Millet kazanacak” dedi.

İmamoğlu: Adalet dışarda

Mahkeme başkanı duruşma salonunda kararı açıklarken, adli kontrol tedbirlerinin kaldırıldığını ve tahliye edilen isimleri kamuoyuyla paylaştı. Hakkında tahliye karar verilenler: Tolga Kılıç, Fatih Temur, Melih Gecek, Aytekin Karaaslan, Adem Başar, Nilgün Cendek, Ümit Polat. Not: Melik Geçek, hakkında “yedek tutuklama” olduğu için tahliye edilmeyecek.

İmamoğlu karara tepki gösterdi, “Adalet dışarda, millet ayağa kalksın” dedi. Salondakiler de karara tepki gösterdi. Duruşmaya 2 Kasım’da devam edecek.

Yazar

You May Also Like

Biz kimiz?

Enternasyonal Dayanışma, işçi sınıfının kolektif ve kitlesel mücadelesiyle dünyanın daha eşit, adil ve özgür bir yere dönüşeceğini savunan…