Depremin ardından cinsiyet eşitsizliği derinleşiyor

Cinsiyet Eşitliğini İzleme Derneği tarafından “Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini İzleme Raporu” yayımlandı.

Son iki yıldaki gelişmelerin ele alındığı raporda toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki değişimler ortaya kondu.

Depremden sonra eşitsizlik derinleşti

Rapora göre, 6 Şubat depremleri sonrasında toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri daha da derinleşti, kadınların üzerlerindeki bakım yükümlülüklerini yerine getirmeleri, yoksunluk ortamında daha da zorlaştı. Koruma mekanizmalarının yok olması nedeniyle kadınların şiddete maruz kalma olasılıkları arttı. Toplu barınma alanlarının yetersizlikleri güvenlik sorunları yarattı. Hamile, yaşlı ve/veya yalnız yaşayan kadınların sağlık hizmetlerine erişimi güçleşti. Kız çocuklarının okul devamlılıkları azaldı. Çocuk yaşta evlendirilme riski oluştu. Bölgede zaten düşük olan kadın istihdam oranları ekonomik kayıplara da bağlı olarak ülke geneline göre 10 puan daha düşüş gösterdi. Kadın işsizlik oranı yükseldi.

3 yılda 4 sığınmaevi açıldı

Şiddeti önlemeye yönelik adımlar aile odaklı politikalar çerçevesinde ele alındığından, korunma mekanizmalarında yeterince ilerleme sağlanamadığına dikkat çekildi. Raporda şu rakamlara yer verildi:

2020 yılında ülke genelinde 145 olan kadın sığınmaevi sayısı, 2023 yılında yalnızca 149’a yükseldi; 81 olan Şiddeti Önleme ve İzleme Merkezi (ŞÖNİM) sayısı ise ancak 84 olabildi. Ayrıca, çocukların cinsel istismarı, çocuk cinayetleri ve yeni ortaya çıkan -dijital şiddet, siyasette kadınlara ve diğer marjinal gruplara yönelik nefret söylemi ve şiddet gibi- şiddet türleri önemli sorunlar olmaya devam ediyor. Bu konudaki endişeler, şiddetle mücadeleyi amaçlayan eylem planlarının varlığına rağmen sürüyor.

Eğitimde ayrımcılık var

Raporda, Türkiye’nin cinsiyet eşitliği konusunda 146 ülke arasında 127. sırada, eğitimde cinsiyet eşitliği konusunda ise 90. sırada olduğu hatırlatıldı. Zorunlu eğitim çağındaki yaklaşık 221 bin 739 kız çocuğun eğitim dışında olduğu belirtildi. Raporda eğitimdeki ayrımcılık konusunda şu tespitler yer aldı:

“Kadınların yükseköğretime katılımı erkeklerden daha yüksek olmasına rağmen akademik disiplinlerde cinsiyetçi ayrım belirgin. Kadınlar en az mühendislik (yüzde 21,3) ve bilişim teknolojileri (yüzde 24,5) bölümlerinde yer alıyor. Bu durum, kadınların geleceği belirleyeceği düşünülen mesleklerde yer alma olasılığını azaltıyor.”

Kadın istihdamı düşük

Türkiye’de kadın istihdamına yönelik tespitler ve veriler şöyle:

“Kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 35,8 ile erkeklerin yarısı kadar. Geniş tanımlı işsizlik oranı kadınlar için yüzde 30,6, erkekler için yüzde 18,3.

Ev ve bakım işleri, kadınların işgücüne katılmaları önündeki en büyük engel. Kadınların yüzde 42,9’u ev ve bakım işleri nedeniyle işgücü dışındayken, bu nedenle işgücü dışında kalan erkek yok.”

Doğurganlık teşvikleri, hak kayıplarına neden olmamalı

Dünyadaki birçok ülke gibi Türkiye’de de doğurganlık hızının azaldığı belirtilen raporda, 2025 yılının iktidar tarafından ‘Aile Yılı’ ilan edildiği hatırlatıldı ve şu öneriler sıralandı:

“Doğurganlığı artırmaya yönelik politikalar sadece çocuk sayısına odaklanmamalı; bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması, kadınların bakım yüklerinin hafifletilmesi ve erkeklerin yaşamın her alanında kadınlar ile sorumluluk paylaşmaya teşvik edilmesi, kadınların ekonomik bağımsızlığının desteklenmesi gibi çok yönlü yaklaşımları içermeli. Kadınların gebeliği önleyici tıbbi yöntemler ve kürtaj öncelikli olmak üzere cinsel sağlık ve üreme sağlığına ilişkin hizmetlere erişimine engel olmamalı.” 

 Raporun tamamı için…

Yazar

You May Also Like

Biz kimiz?

Enternasyonal Dayanışma, işçi sınıfının kolektif ve kitlesel mücadelesiyle dünyanın daha eşit, adil ve özgür bir yere dönüşeceğini savunan…