Bursa Su Kolektifi’nden Akbelen yaşam savunucularına destek

Bursa’daki iki yaşam savunucusuna açılan davanın öncesi Bursa Su Kolektifi üyeleri basın açıklaması yaptı.

Bursa Adliyesi önünde bir araya gelen Bursa Su Kolektifi, Akbelen’deki mücadeleye destek için giden üyelerinin mücadelesine her zaman destek vereceklerini açıkladı. “Doğamızı savunmaya devam edeceğiz” dedi.

Açıklamanın tam metni şöyle:

“Anayasamızın 56. maddesi “Çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” der.

Anayasamızın 34. maddesi “Herkes, önceden izin almadan, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” der.

Anayasamızın 23. maddesi “Herkes, seyahat hürriyetine sahiptir.” der.

Anayasa ve kanunlardan güç alan Bursa’dan bir grup arkadaşımız kanunsuz ağaç kesimini barışçıl karşı duruşu göstermek ve köyünü terk etmesi istenen İkizköylüleri desteklemek için 29 Temmuz 2023’te Milas’a gitti. İkizköy girişinde devletin güvenlik güçlerinin barikatıyla karşılaştı. Arkadaşlarımızın orman kesimine karşı daha önce gelen yüzlerce kişinin arasına katılmalarına izin verilmedi.

Seyahat ve gösteri yürüyüşü ancak Vali tarafından yasaklayabileceği, Muğla Valisinin bu yönde kararı internete yayınlanmadığı, eğer varsa bu kararın gösterilmesi istendiği halde güvenlik güçlerince hem böyle bir karar olmadığı söylendi hem de engelleme sürdürüldü.

Bunun üzerine arkadaşlarımız yan taraftaki tarladan geçerek daha önce Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen yaşam savunucularının arasında geçmek istedi. Ancak tarlaya giren güvenlik güçleri iki arkadaşımızı darp ederek gözaltına aldı. Aynı gün İkizköy girişinde 22 yaşam savunucusu daha gözaltına alındı.

Ertesi günün sabahın çok erken saatlerinde mahkemeye çıkartılan arkadaşlarımıza, yurtdışına çıkış yasağı getirildi. 

Ardından arkadaşlarımızın olmadığı duruşmada güvenlik güçlerince verilen asılsız iddialarla yurtdışı yasağına ek olarak haftada 2 gün karakolda imza ve Akbelen’e giriş yasağı getirildi. İkinci duruşmada kendini savunma hakkı tanınmadığı için yapılan itiraz mahkemece kabul edilmedi. Böylece iki arkadaşımıza savunmasız infaz uygulandı.

8 ay boyunca arkadaşlarımız diğer yasaklarla birlikte haftada 2 gün karakolda imza vermek zorunda bırakıldı.

Bir ay kadar önce Milas Savcılığının yeni bir iddianame hazırlamasıyla Akbelen orman katliamından 1,5 yıl sonra soruşturma yeniden başlatıldı. Bugün burada bu yeni soruşturma iki arkadaşımız mahkemede ifade verdiler. 

Oysa bahse konu olan Akbelen Ormanını yok edilişi temelde kanunsuzca bir uygulamaya dayanıyordu. Öncelikle ağaçların kesimine başlandığı tarihte Orman Bakanlığınca verilen kesim izin süresi dolmuştu. Resmi sayı olarak 18 bin, gerçekte 65 bin ağaç izinsiz kesildi.

Daha da önemlisi Akbelen Ormanı, mahkeme kararıyla kapatılması onaylanan termik santrallere kömür sağlamak için katledildi.

Muğla’daki 3 kömürlü termik santral Yeniköy, Kemerköy ve Yatağan termik santralleri 1996 yılında Danıştay tarafından onaylanan mahkeme kararıyla kapatıldığı halde bu güne kadar kanunsuzca çalıştırılmaya devam edildi.

AİHM Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2005 yılında santrallerin kapatılması gerektiğine hükmederek Türkiye Cumhuriyeti devletinin kapatma kararına uyması gerektiğine hükmetti.

Yeniköy ve Kemerköy kömürlü termik santralleri için Mahkeme kapat dediği halde kanunsuzca 2014 yılında AKP yandaşı Limak Holding’e özelleştirildi.

Halkın direnişine karşın 2023’te katledilen Akbelen Ormanında kanunen kapatılması zorunlu santraller için 65 bin ağaç kesildi.

Ağaç kesimine karşı halkın direnişi büyüdü. Binlerce yurttaş Akbelen Ormanı yok edilme kararına karşı duruş sergilemek için Akbelen’e akın etti. Türkiye’nin en büyük kurumları TMMOB, Barolar, TTB, muhalif partiler ve daha yüzlerce kurum Akbelen’e gelerek katliama karşı duruşunu gösterdi. 

Akbelen’e gelen yurttaşlar güvenlik güçlerinin keyfi engellemeleri, gaz, cop ve baskılarına maruz kaldı. 

Kesimden sonra ağaçların altından çıkan antik yapılar da yok edildi. İkizköylüler yüzlerce patlatma, iş makinesi ve kamyonla aylar boyunca sağlıksız, çok yoğun toz bulutuyla yaşamak zorunda bırakıldı. 

Uzmanların uyardığı gibi Akbelen Ormanından toprak altına geçerek Bodrum içme suyu barajını dolduran su yok edildi. Tatilcilerin gözde mekânı Bodrum halkı, kömür çıkarmak için açılan devasa çukur sayesinde susuz kaldı.

Orman katliamından bir yıl sonra Limak İçtaş, katlettiği Akbelen Ormanı altında çalışmaları durduruldu. Bu da bize beklendiği gibi kömür olmadığını düşündürdü. Böylelikle Akbelen Ormanının altındaki kömür varlığını araştırmak için sondaj bile yapılmadan katledildiği ortaya çıktı.

Burada anlattıklarımız yalnızca kanunsuz ve adaletsizce yapılan uygulamalara yönelikti. Her geçen yıl bir öncekinden daha kurak, susuz ya da aşırı yağışlarla sele dönüşen iklim aşırılıklarının artışına tanık oluyoruz. İklim krizini arttıran derinleştiren kömürü çıkarıp yakmak için iklim krizini engelleyen durduran ormanı yok eden halkın geleceğini hiçe sayılması için de onlarca sayfa itiraz yazabilirdik.

Bugün yalnızca 1,5 yıllık Akbelen Ormanı katliamına ve sonrasındaki gelişmelere baktığımızda adaleti şirketlere kanunların da üstüne çıkarak verilen sınırsız özgürlüğün yanında yaşamı savunan yoldaşlarımıza bugün olduğu gibi asılsız suçlamalar ve adli soruşturmalarla zan altında bırakılmak istediğini görüyoruz. Bu uygulamalara karşı duruşumuzu bugün burada bir kez daha göstererek, haksız yere asılsız suçlamalarla soruşturma yürütülen arkadaşlarımızın yanında olduğumuzu bildiriyoruz.”

Bursa Su Kolektifi

Yazar

You May Also Like

Biz kimiz?

Enternasyonal Dayanışma, işçi sınıfının kolektif ve kitlesel mücadelesiyle dünyanın daha eşit, adil ve özgür bir yere dönüşeceğini savunan…