Özgürlük işçilerle gelecek

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, konut kiralarında iki yıldır süren yüzde 25’lik artış sınırının devam etmesi için bir neden görmediğini ve devam etmesi için bir çalışma yapılmadığını açıkladı. Yapılan açıklamalara göre kira artış oranları eskisi gibi yıllık enflasyon ortalamasına (TÜFE) göre belirlenecek.

Kira artışlarında zaten TÜFE sınırlaması getirilmişti. Ancak liranın hızla değer kaybetmesi, enflasyondaki yükseliş karşısında kira artışları TÜFE oranlarının yüzde 50-60 üzerine çıktı. Yüzde 25’lik sınırlama emekçileri ev sahipleri karşısında korumaktan çok, enflasyonu düşürmeyi hedefliyordu. Enflasyon verilerini yüzde 25’lik kira oranına göre belirlemeyi demek daha yerinde bir ifade olacak.

Ancak rekor kira artışları enflasyon hızını dengeleyemedi. Kamu çalışanlarının ağırlıklı yaşadığı Ankara’da geçen yıl kira artışları yüzde 250 oranla rekor düzeyde gerçekleşti.  Ortalama kira 10 bin lira oldu. İstanbul’da benzer bir şekilde şehrin merkezi bölgelerinde ortalama kira 20 bin liradan başlarken, şehrin kenarlarında ortalama kiralar 10 bin liradan başlıyor.

Bugün 17 bin lira asgari ücretle bir işçinin büyük şehirlerde yaşama şansı hiç yok. Kamu çalışanları açısından da durum benzer bir şekilde. Sağlık emekçileri sendikası geçen yıl yaptığı açıklamada, sağlık çalışanlarının artan kiralar nedeniyle büyük şehirlere ve tatil bölgelerine atanmak istemeyip, bu bölgeleri terk ettiklerini belirtmişti. Benzer durum emekliler için de geçerli.

Emekli olunca sahil kasabalarına yerleşen emekliler için artık tatil yerleri, daha küçük kiralarla daha ucuza yaşayabilecek yerler olmaktan çıkmış durumda. İşçi sınıfı açısından artık bırakın ev almayı; sağlıklı, güvenli bir konut kiralamak bir hayal. Şimdi iktidar “mış” gibi yaptığı yüzde 25’lik sınırı da kaldırmak üzere.

Kira artışları serbest, ama emekçilerin ucuz ve güvenli barınma hakkına ulaşımını sağlayacak herhangi bir sosyal destek söz konusu değil. Aksine Temmuz ayında asgari ücrete zam yapılmayacağına ilişkin pek çok sinyal verildi. Emekli maaşlarına yapılacak zammın ise yüzde 25-30 arasında olacağı söyleniyor.  Telaffuz edilen zam oranlarının yüzde 124’lük enflasyon karşısında ücretlerin dondurulduğu anlamına gelmekte aslında. Başta temel gıda olmak üzere, iğneden ipliği, enerjiye her şeye fiyat artışları serbest.

Kobanê davasında 18 yıl hapse mahkûm edilen Alp Altınörs bu hafta Artı gerçekteki yazısında[1] arz nedeniyle meydana gelen, dolar kuru artışlarından kaynaklanan enflasyonun düşürülmesi için fiyatların belli bir süre dondurulması ve emekçilerin yaşadığı gelir kaybının giderilmesi gerektiğini yazdı. Acı reçeteyi içecek olanların hiper enflasyon döneminde  kâr rekorları kıran sermayeye uygulanması gerektiğini anlattı.   

Ekmek yoksa demokrasi de yok

İşçi sınıfının yaşam koşullarını düzeltebilmesi olanakları açısından “OHAL” yetkileriyle donanmış iktidar grevleri yasaklamakla birlikte, başta ifade özgürlüğü olmak üzere, gösteri ve örgütlenme özgürlüğünü de fiilen ortadan kaldırmak istediği herkesin malumu.  Nitekim Taksim’i işçi sınıfına kapatan iktidarın, 1 Mayıs’ta başlattığı tutuklama ve gözaltılar halen devam etmekte. Geçen hafta 1990 yılında getirilen “Seferberlik ve Savaş Hâli Tüzüğü” yürürlükten kaldırıldı.  Yerine seferberlik ve savaş hali kararını Bakanlar Kurulu’ndan alıp, Cumhurbaşkanına veren yeni bir yönetmelik yayınlandı.  Böylelikle Cumhurbaşkanı mevcut demokrasinin kırıntılarını da kaldırmak üzere kendini yetkili kılmış oldu. 

Başka bir kritik adım da 9. yargı paketi taslağında yer alan ‘etki ajanlığı’ düzenlemesi”.  Haziran ayında meclise sunulacak olan düzenlemede, “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları veya talimatı doğrultusunda Türk vatandaşları veya kurum ve kuruluşları ya da Türkiye’de bulunan yabancılar hakkında araştırma yapan veya yaptıranların hapis cezası ile cezalandırılacağı” öngörülüyor.

Basın ve ifade özgürlüğünü tamamen rafa kaldırılacak düzenlemeyle, iktidar başta gazeteciler olmak üzere, akademisyenleri, saha çalışması yapanları, STK’ları, sosyal medyada çeşitli gündemlerle ilgili yorum yapanları hedef haline getirebilecek, cezalandırabilecek.  

Selahattin Demirtaş, Osman Kavala ve Can Atalay, AHİM ve mahkeme kararlarına rağmen yıllarca zindanda tutuldular, sonunda da düzmece iddialarla ağır cezalar aldılar. Geçen hafta gerçekleşen Kobane davasında Kürt siyasetçilere toplam 400 yıl hapis cezası verildi. Gezi ve Kobane davaları yargının siyasallaşması dışında burjuva liberal hukuka rahmet okutan davalar olması açısından da tarihte özgün bir yer alacak kuşkusuz.

“Normalleşme” tartışmalarından neyi anladığımız bir yana; resmi verilere göre 100 binin üzerinde insanın yaşamını kaybettiği pandemi süreci ve 53 bin 537 kişinin yaşamını kaybettiği 6 Şubat depremindeki kitlesel ölümler, mevcut iktidar tarafından normalleştirilmeye çalışılıyor. Aynı şekilde, milyonlarca emekçinin yaşam koşullarını derinden sarsan ekonomik ve politik koşulların da normalleştirilmek istendiği bir süreci yaşıyoruz.

Demokrasi dünya çapında inişte

Siyasal alanların erozyona uğratılması, demokrasinin çöküşü Türkiye ile sınırlı bir olgu da değil. Dünya çapında seçimlerin ortasında, burjuva toplumuna ait tüm kurumların çerçevesinin dağıldığı bir süreç yaşanıyor. Seçilmiş hükümetler, liberal demokrasinin altını oymaya devam ederken, aşırı sağ ve faşist partiler sistemin uçlarından merkeze doğru hamle yapıyorlar. İktidardaki sosyal demokrat, işçi ya da muhafazakâr tüm partiler sosyal harcamalarda büyük kesintiler yapıyorlar. Askeri harcamalarda artışlar yapıyorlar. Ukrayna’ya savaşında ABD’yi, NATO’yu, Gazze’de soykırımı destekliyorlar. 

Aynı süreç kapitalizme karşı, Gazze’de soykırımı destekleyen hükümetlere karşı öfkenin de küresel düzeyde yükselmesine yol açmakta. Dünya kapitalizminin merkezi ABD’deki kampüslerden “Tek yol devrim, tek yol küresel intifada” sloganları yükselmekte. Sadece üniversiteler değil, Geçen yıl Amerika’da 1000’den çok iş yerini kapsayan 36 büyük grev gerçekleşti. Ekim 2023’de grev nedeniyle 4,5 milyon gün kaybedildi. İngiltere’de 2022’İn ortasından 2023 sonbaharına kadar devam eden grevler gerçekleşti. Aynı şekilde Portekiz ve Almanya’da büyük grevler, Kanada Qubek’de 420 bin kamu sektörü çalışanın katıldığı grev gerçekleşti. Fransa’da emeklilik yasasına karşı milyonluk grev yapıldı. Yıl sona ererken Arjantin’de iktidara gelen aşırı sağcı Javier Milei’ye karşı kitlesel gösteriler ve grevler gerçekleşti.

Türkiye dünya kapitalizminin bir parçası olarak, uluslararası ekonomik ve politik tüm cereyanların etkisi altında, üstelik 31 Mart seçimleri sonrasında toplumsal desteğini büyük oranda yitirmiş olan iktidar olarak çok daha kırılgan bir halde. Tüm yetkilerin giderek merkezileşmesi iktidarı görünenin aksine daha güçsüzleştirmekte.

Öte yandan henüz dip dalgası halinde olan, açığa çıkmamış olan işçi sınıfının ve yoksul kesimlerin mücadele ivmelerinin artacağına ilişkin sinyaller de var.  Nitekim seçimlerden hemen sonra Van’da seçim sonuçlarının iptal edilmesine karşı her yerde kitleler ayaklandı. Özel okulda eğitim veren 74 yaşındaki öğretmenin öldürülmesi karşısında sendikal bürokrasiye rağmen tüm eğitim işçileri aşağıdan birleşerek ulusal çapta kitlesel gösteriler gerçekleştirdiler. Bunlar, kitlesel eylem ve grevlerin sayısında artışlar yaşanabileceğini ilişkin ilk sinyaller.

Rosa Lüksemburg gerçek demokrasi isteyenlerin sosyalizm için mücadele etmekten vazgeçmemesi gerektiğini söylemişti. İşçi sınıfı açısından da yaşam koşullarının iyileşmesi, siyasal alanların genişletilmesi mücadelesiyle iç içe geçmiş ve birbirinden ayırt edilemez süreçler. O nedenle gerçek demokrasi ve özgürlük isteyenlerin bakması ve taraf olması  gereken yer, egemen sınıfların içindeki rekabetten kaynaklanan çelişkiler ve çekişmeler değil, uluslararası düzeyde yükselmekte olan işçi sınıfının mücadelesidir.

Çağla Oflas


[1] https://artigercek.com/makale/imf-programina-kim-neden-karsi-kim-neden-taraftar-305593

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…

Neden Enternasyonal Dayanışma?

İktidarın kanatları arasında mafyatik çeteler üzerinden başlayan güç savaşları (Sinan Ateş cinayeti, Ayhan Bora Kaplan operasyonu, emniyet-adliye içi…