Bu soruyu 15-16 Haziran’da İsviçre’nin ev sahipliğinde yapılan, 92 ülke ve 8 uluslararası kuruluştan 100 kişilik delegasyonun katıldığı Ukrayna Barış Zirvesi sonrası soruyorum. Bu sorunun cevabı “zirve başarılı oldu mu?”, “zirveden barış çıktı mı?”, “milyonlarca insan evlerine dönebilecek mi?” gibi bir dizi sorunun da cevabı. Hepsine “HAYIR” dersem belki yazıyı okumaya devam etmezsiniz. Ben gene de neden “hayır” dediğimi anlatmaya çalışayım.
Batı destekli medyanın çoğu bu zirveyi “100’e yakın ülke ve uluslararası kuruluş katıldı ve Ukrayna’ya tam destek verdiler” diye manşete çıkardı. Ancak uzun zamandır planlanan zirvenin sonuçlarına baktığımızda olumsuzluklar hemen göze çarpıyor. Birincisi zirveye pek çok ülke katıldı, ama savaşın diğer tarafı Rusya ve onun en önemli destekçisi Çin katılmadı. Çin’in işgali sürdürmek için Rusya’ya maddi olarak en büyük desteği sağlayan ülke olduğunu, aynı zamanda Rusya’yı herhangi bir barış anlaşmasına ikna edebilecek neredeyse tek ülke olduğunu da bilerek düşündüğümüzde, sonucu olumsuz etkileyen önemli bir eksik olduğunu söyleyebiliriz.
Bir diğer olumsuz yan ise sonuç bildirgesine 80 ülke ve 4 uluslararası kuruluş imza atarken; 16 ülke çekince koydu. Aralarında Hindistan, Güney Afrika, Endonezya, Brezilya, Libya, Suudi Arabistan, Tayland, Meksika ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de bulunduğu 16 kadar devlet ve kuruluş çekimser kaldı. Yorumcular, Küresel Güney’in kilit ülkelerinin bildirgeyi imzalamaktan çekindiklerini söylediler.
Son olarak Zelensky zirveye, Rusya’nın işgal ettiği tüm topraklardan geri çekilmesinin de bulunduğu 10 madde ile gelmişti, sadece üçünü kabul ettirebildi. Özellikle, “Rusya’nın işgal bölgelerinden çekilmesi talebi olmadığı sürece barışın sağlanması mümkün değildir” diyen Zelensky için bu sonuç tabii ki başarısızlıktır.
G7 zirvesinde Ukrayna’ya askeri ve maddi destek açıklaması yapılmıştı
Halbuki zirve, hemen öncesinde yapılan G7 liderler zirvesindeki Ukrayna’yı destekleyen kararlar ile Ukrayna lehine barış yolunda etkili olma umudu ile başlamıştı.
Amerikan başkanı Biden, 13 Haziran’da G7 zirvesi sırasında Zelensky ile ortak bir basın toplantısı yaparak Ukrayna’ya tam destek gösterisinde bulunmuştu. Biden, basın toplantısında Batı’nın hiçbir şey yapmadan işgali seyretmeyeceğini, Ukrayna’nın yenilmesine izin vermeyeceklerini ve somut adımlarla Ukrayna’yı sonuna kadar destekleyeceklerini ifade ederek G7’de Ukrayna için atılan adımları açıkladı:
- G7 ülkeleri, dondurulmuş Rus devlet varlıklarından elde edilen gelirlerle Ukrayna’ya 50 milyar dolarlık kredi gönderilmesine yönelik yeni bir planı onayladı ve Rusya işgaline yardım eden uluslararası ağlara ve şirketlere yönelik yaptırımları arttırdı.
- Rusya’nın kritik altyapıya yönelik hava saldırılarını arttırmasının ardından Kiev’in talep ettiği Patriot füze bataryaları da dahil olmak üzere Ukrayna’ya ilave hava savunma sistemlerinin teslimatı için taahhütler verildi.
- Beş ülke Ukrayna’ya Patriot ve diğer hava savunma sistemlerini göndermeyi kabul etti.
Bu askeri ve maddi yardımlar ile Ukrayna’nın zirvede daha fazla destek bulabileceği umuluyordu. Ama belli ki bazı ülkeler, Amerika ve Avrupa ülkeleri kadar bu savaşa katılmak ve taraf olmak istemiyorlar. İmzacı olmayan katılımcıların tutumu “çok zorladınız, katıldık ama taraf görünmek istemiyoruz” oldu. Sonuç bildirgesinde imzalanmayacak hiçbir şey de yok. Üzerinde anlaşmaya varılan talepler herkesin, hatta Rusya ve Çin’in bile imza atacağı maddeler: nükleer santrallerin güvenliği, gıda tedarikinin engellenmemesi ve karşılıklı esir takası. Ama girişteki Ukrayna’nın “toprak bütünlüğünün Rusya’nın işgalini sona erdirecek herhangi bir barış anlaşmasının temeli olması” gerektiği cümlesi, Rusya ve Çin ile ekonomik ve askeri ilişkiler sürdüren ülkelerin bu bildirgeye imza atmasını engelledi. Başta Hindistan olmak üzere pek çok ülke, Amerika-Çin arasındaki rekabette iki tarafla da ilişkilerini sürdürmeye çalışıyorlar.[1] İmza atmayan ülkelerin sayısı, Rusya’nın uluslararası ekonomik ve jeopolitik bir güç olmaya devam ettiğini de gösterdi.
Rusya’nın zirve öncesi açıklamasına sert tepkiler verildi
Putin, Ukrayna Barış Zirvesi başlamadan hemen önce yaptığı bir konuşmada, Ukrayna’nın 2022’de Rusya tarafından ilhak edilen dört bölgeden askerlerini çekmeye başlaması ve NATO’ya katılma planlarından vazgeçmesi hâlinde “derhal” ateşkes emri vereceğini, müzakerelere başlayacağını ve doğal olarak müzakerelerin başlaması ile tüm ambargoların kaldırılması gerektiğini söylemişti. Böylece zirve başlamadan Rusya bir barış anlaşması için taleplerini ortaya koymuş oldu.
Zirveye katılan pek çok lider bu öneriye sert cevaplar verdi. ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris “Putin müzakere çağrısı yapmıyor, teslim olma çağrısı yapıyor” yorumunda bulundu.
Estonya Başbakanı Kaja Kallas, “Tarih, barış için topraktan vazgeçmenin çoğu zaman daha fazla saldırganlığa yol açtığını ve açacağını kanıtlamıştır” dedi.
Zirveye katılan İngiltere Başbakanı Rishi Sunak da Putin’in önerisinin “gerçek barışla ilgisi olmadığını” söyledi.
NATO sekreteri “Biz nükleer bir ittifakız” dedi
Putin’in Ukrayna ile ateşkes şartlarına en sert tepkiyi NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg gösterdi. Stoltenberg “Ukrayna’nın kendi topraklarından kuvvetlerini çekmesi değil, Rusya’nın işgal ettiği Ukrayna topraklarından kuvvetlerini çekmesi gerekiyor” dedi. “Açık ara farkla dünyanın en güçlü askeri gücüyüz. Dünyadaki askeri gücün yüzde 50’sini temsil ediyoruz ve elbette tüm müttefikleri savunabilecek kabiliyetlere sahibiz” diyen NATO sekreterinin ittifakın nükleer gücüne dair açıklamaları da oldukça endişe vericiydi. Stoltenberg “Nükleer kapasitelerimizin devam eden adaptasyonunu da görüştük. Biz nükleer bir ittifakız” ifadelerini kullandı.
Milyonlarca insanın yerinden olduğu, pek çok şehrin yakılıp yıkıldığı bir savaşın bitirilmesi için çaba göstermek yerine, emperyalist güçler, nükleer savaşa gidecek açıklamalar yapmanın peşindeler.
NATO’nun bu güç şovu tabii ki ekonomik olarak desteklenmiyor. Her ne kadar Avrupa ülkeleri başbakanlar düzeyinde zirveye katıldıysalar da, Mayıs ayında Avrupa’nın Rusya’dan ithal ettiği doğalgaz, iki yıldır ilk kez ABD’den gelenden daha fazla oldu. Her ne kadar Gideon Rachman, Financial Times’ta yazdığı bir yazıda askeri açıdan “Batı ittifakı Ukrayna’ya desteğini savaşın başında düşünülemeyecek şekilde yoğunlaştırıyor” diyorsa da, ekonomik olarak Avrupa Rusya’ya yönelik ambargoya devam edecek gücünü kaybediyor.
Son Avrupa Parlamentosu seçim sonuçları, seçmenlerin Ukrayna’ya yardım ederek ekonominin bozulmasına katlanmak istemediklerini gösteriyor. Corriere della Sera gazetesi “Seçim sonuçları Rus propagandasının arayıp da bulamadığı şeydi” diyor: “Ukrayna yanlısı çoğunluk gücünü büyük ölçüde korusa da aşırı sağın yükselişi Rusya’da coşkuyla karşılandı.” Sağın oy artışının önemli bir sebebi Ukrayna savaşına verilen desteğin, ekonomik krizin sebebi olarak görülmesi. Seçimde başarı kazanan sağ partilerin bir kısmı savaşın bir an önce bitmesinin ekonomik olarak lehlerine olacağını düşünüyor. Seçimlerdeki bu sonuç ister istemez Ukrayna’yı desteklemeye devam etmek isteyen liderleri etkileyecektir.
Gelecek aylarda Amerika, İngiltere ve Fransa’da seçimler yapılacak ve bu seçimlerin galipleri Ukrayna’ya verilen desteğin hangi yönde gelişeceğine karar verecek. Şu anki liderlerin seçimleri kazanması Ukrayna’nın lehine olacak iken, liderlerin değişmesi desteğin sonu anlamına gelebilir. Bu yüzden yaz ayları Ukrayna ve Zelensky için büyük bir sınav olacak. Zirve bu sınav için iyi bir başlangıç olmadı.
Yıldız Önen
[1] Önceki yazımda Modi’nin seçimi üzerinden Hindistan’ın Ukrayna konusundaki tutumunu ayrıntılı bir şekilde açıklamıştım. https://enternasyonaldayanisma.org/2024/06/11/modi-zafer-mi-kazandi-yildiz-onen/