“Ekmek yok. Açlık, yeniden tehdit ediyor. Herkes görüyor ki, kapitalistler ve zenginler, savaş gereçleri üzerinde hazineyi utanmadan aldatıyorlar. Fiyatların yüksekliği sayesinde, aşırının aşırısı kârlar vuruyorlar.” Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi / V.İ.Lenin
Patronlara vergi afları gelip sermayeye ihaleler dağıtılırken halka düşen ise açlık yoksulluk ve sefalet olmaya devam ediyor. Emeğin sömürüsü tüm hızıyla ve vahşice devam ederken bizlere düşen milliyetçiliğin ucuzluğu oluyor.
12 Eylül askeri darbesiyle birlikte Türkiye halklarına katliamlarla, sürgünlerle, cezaevleriyle dayatılan apolitikleşme, şu an egemen sınıf tarafından yine ustalıkla parlatılıyor. Bu ustalık, Z kuşağı üzerinde yükselen milliyetçi, ulusalcı ve ırkçı fikirlerde kendini gösteriyor. Sistem tarafından açlığa, yoksulluğa sürüklenen yığınlar çözümü egemen fikirlerde buluyor.
Yoksulluğunun sebebini patronlarda, sermayede görmeyenler çözümü Kürtlere, mültecilere ve diğer azınlık gruplarına uygulanan ayrımcı ve ırkçı politikalarda görüyor. Milliyetçilik, kapitalist sistemin kendi krizleri içinde yarattığı boşlukları doldurmaya devam ediyor. Egemen sınıfın ekonomik krizleri ne zaman yaşamı çekilemez, yaşanamaz hâle getirirse milliyetçilik, kapitalizme duyulan öfkeyi absorbe edebilmek için devreye giriyor. 1980 öncesi yükselen işçi sınıfı mücadelesinde korkuya kapılan patronların her fırsatta milliyetçi, ırkçı, faşist cephelere maddi ve manevi desteklerini sunmaları gibi. Patronların korkulu rüyası olan işçi sınıfı milliyetçi zırvalıklarla her seferinde bölünmeye çabalanıyor.
Türkiyeli bir işçi ile mülteci bir işçiyi sömüren aynı patrondur, aynı kurulu düzendir. Türkiyeli bir işçinin işsizliğinin nedeni; ne Kürt şehirlerindeki yoksulluktan, işsizlikten kurtulmak için batı şehirlerine göç eden bir Kürt işçidir ne de ülkesi emperyalist devletler tarafından paramparça edilip savaştan kaçıp yoksullukla cebelleşen Suriyeli, Afgan bir mültecidir. İşsizliğimizin nedeni bizleri açlık ve yoksulluk sınırının altında çalıştıran, servetlerine servet katıp akşam yemeğinde bir asgari ücrete bedel hesaplar ödeyen patronlar ve onların en sarsılmaz destekçisi iktidardır. Halka tasarruf tedbirleri açıklayanlar, kendilerine yeni yeni saraylar yapmaya devam ediyor. Ne zaman bu açlığın yoksulluğun sebebi sorulmaya başlansa “vatanımızı kimse bölemez, bayrak, beka, devlet” nidaları yükselmeye başlıyor. Çünkü kapitalizmin mevcut krizleri mücadeleye çağırıyorken yoksulları, emekçileri ve ezilenleri, milliyetçilik buna izin vermemek için devreye giriyor, görevini yerine getiriyor.
Halk yoksulluktan kırılıp ekmeğin fiyatı 15 liraya dayanıp, etin fiyatı 700 liraları aşarken AKP ve ortağı MHP milliyetçi şovlarına devam ediyor. Van Gölü kıyısında Ahlat’a yapılan yeni sarayın açılışına gidip 30 Ağustos kutlamalarında otağ kurup ok atacaklar ile biz emekçilerin hangi çıkarları ortaktır? Milliyetçilik işsizlikten kurtarıp karın doyurmuyor. Tam aksine neden işsizim neden yoksulum diye sorgulayan bir emekçinin sorgulamalarına engel oluyor. Lümpenliği öven milliyetçilik, sefaleti sorgulayanlara “vatan haini” damgasını vuruyor.
Suriyeli bir işçi ile Türk ve Kürt bir işçinin emeğinin ucuz iş gücü olarak sömürülmesi patron için hiçbir şeyi değiştirmezken, ne zaman ayrı milletlerden işçiler patronlara karşı daha iyi bir yaşam için ücret artışı istemek için mücadeleye girişse, patron başlarda kendisi için önemsizmiş gibi gözüken ayrı milletlerden olmayı bu mücadeleyi bölmek için kullanmaya başlayacaktır.
100 yıldır anlatılan “cennet vatan” algısı biz emekçiler için geçerli değil. Ege’de, Akdeniz’de, Boğaz’da denize sıfır milyarlık villaların, yalıların sahipleri için burası cennet vatan, açlık sınırının yirmi bin lirayı aştığı bu ülkede aylık on yedi bin lira ile hayatta kalmaya çalışan emekçi için değil.
Bu “cennette” yaşamaya devam etmek için patronlar işçi sınıfını milliyetçilik ile bölmeyi kendine rehber edinirken; biz emekçilerin milliyetçiliğin bizleri bölmesine izin vermemek, patronları yalılarında, villalarında huzurla oturtmamak için tek bir şeye ihtiyacımız var o da “İşçilerin vatanı yoktur” sözünü her fırsatta gündemimize alıp bizleri bölmek isteyen sermayeye karşı birleşik işçi sınıfı mücadelesini verebilmek.
Şafak Ayhan