Liberal uzmanlar ve Demokrat Parti’ye yakın yorumculara göre, Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in Eylül ayı sonunda güney sınırına yaptığı ziyaretin ardından Douglas, Arizona’da yaptığı konuşma, parlak bir siyasi jujitsu örneğiydi.
“Başkan Yardımcısı dün ABD-Meksika sınırını ziyaret etti ve sınır ve göçmenlik konusunda güçlü bir konuşma yaptı. Birçoğunuzun Başkan Yardımcısının bu konulara eğilmesinin ne kadar önemli olduğunu düşündüğünüzü biliyorum ve dün gece bunu kesinlikle yaptı” diye yazdı, uzun süredir Demokrat olan Simon Rosenberg, bülteni Hopium Chronicles‘ın okuyucularına.
Latin kökenlilere yönelik anketler konusunda uzmanlaşmış Demokrat Partili anketör Matt A. Barreto, New York Times‘a verdiği demeçte “Seçmenler sınırla ilgili çözümleri duymak istiyor; tüm seçmenler, beyaz seçmenler, Latin seçmenler, Siyah seçmenler” dedi ve ekledi: “Seçmenler şunu duymak istiyor: Seçilmiş yetkililer bozuk göçmenlik sistemini ele almak için gerçekten ne yapacaklar? Ve iki partili sınır güvenliği tasarısına çok yüksek bir destek vardı.”
Demokratların göçmenlik konusundaki “pragmatizmini” alkışlamama ihtimali en yüksek olan insan grubu, Springfield, Ohio’da ve ABD’nin diğer şehirlerinde yaşayan Haitili göçmenlerdir. Bu insanlar, Trump/Vance kampanyasının organize ettiği “kan iftirasına” varan bir iftira kampanyasının hedefi olmuşlardı.
Springfield’daki Haitili göçmenlerin evcil hayvanları yakalayıp yedikleri yönündeki internet yalanlarının kaynağı neo-Nazi siyasi ajitasyonuydu. Cumhuriyetçi başkan ve başkan yardımcısı adayları bu yalanları kasıtlı olarak siyasi tartışmaların merkezine taşıdı. Trump o zamandan beri bu iğrenç ırkçı yerliciliği her miting konuşmasına dahil etti, sadece mitingin yerine göre saldırdığı göçmen grubunu değiştirdi.
Seçim sezonu son ayına girerken Trump göçmen karşıtı söylemini daha da tırmandırıyor. Natalie Andrews ve Michelle Hackman’ın Wall Street Journal‘da belirttiği gibi:
“Cumhuriyetçi başkan adayı ve eski başkan, uzun zamandır güney sınırının kapatılmasını en önemli meselesi olarak görüyordu, ancak şimdi göçmenlikten toplumun daha fazla hastalığına doğrudan bir çizgi çekiyor ve kendisini bunu düzeltebilecek tek kişi olarak gösteriyor. Trump ve aday adayı ve Ohio’nun genç senatörü Vance, karşılanamaz ev fiyatları, yüksek işsizlik, bulaşıcı hastalıklar, artan araba sigortası, güvensiz seçimler ve belki de en kötüsü kayıp ev hayvanlarının suçlusunun göçmenler olduğunu iddia ettiler.”
Trump’ın stratejisi açık ama Harris’inki de öyle. Demokratların denenmiş ve test edilmiş yöntemini uyguluyor: “merkeze” (diğer bir deyişle sağa) doğru hareket et ve liberal Demokrat tabanın ve örgütlerinin “gidecek başka yerleri olmadığı” için seni takip edeceğini varsay.
Göçmen hakları grubu United We Dream’in eylemleri, Demokratlarla uyumlu çıkar gruplarının kendilerini içinde buldukları çıkmaz sokağı göstermektedir. Geçtiğimiz ay, United We Dream öncülüğünde 83 hak grubundan oluşan bir koalisyon, Harris’in yeniden canlandırma sözü verdiği iki partili “sınır güvenliği” yasa tasarısına karşı çıkma sözü veren bir mektup yayınladı.
Mektubun bir bölümünde “Güvenlik ve daha iyi bir yaşam arayışında olan ve ülkemizi her açıdan daha iyi hâle getiren en savunmasız insanlara kucak açmak için yatırım yapmak yerine, kaynaklarımızı aynı insanlara zarar veren ve onları öldüren etkisiz, verimsiz caydırıcı politikalarla harcamayı önermek utanç vericidir” ifadeleri yer aldı.
Ancak mektubun yayınlanmasından sadece birkaç gün sonra United We Dream, Harris’in başkan seçilmesi için “ellerinden geleni yapacakları” sözünü vererek onu destekledi. Bu durum liberal çevrelerde hakim olan ehven-i şer mantığını mükemmel bir şekilde ortaya koymaktadır.
Demokratlar, Cumhuriyetçilerin “sınır güvenliği” konusunda “yumuşak” oldukları yönündeki suçlamalarını savuşturmanın bir yolunu bulduklarını düşünüyorlar: Cumhuriyetçilerin politikalarını kendi politikaları olarak benimsemek. Elbette böyle söylemiyorlar ama Demokratların liderliğindeki Senato, siyasi sağa neredeyse istediği her şeyi veren iki partili sınır tasarısını müzakere ederken yaptıkları buydu. Ağustos ayındaki Demokratik Ulusal Kongre’de tasarıya övgüler yağdırıldı.
Ancak Trump’ın büyülediği GOP (ç.n. Cumhuriyetçi Parti) “evet” cevabını kabul edemedi. Şubat ayında Temsilciler Meclisi yönetimi Senato’dan geçmesi hâlinde tasarıyı değerlendirmeye bile almayacağını açıklayınca Cumhuriyetçiler tasarı oylamaya sunulmadan vazgeçti. Bu durum Demokratların eline o zamandan beri kullandıkları bir koz verdi: Demokratlar sınır “krizini” “çözmek” isterken, Cumhuriyetçiler “kaos” istiyor. Aslında Demokratlar bu anlaşmayı o kadar önemsiyorlar ki Senato Çoğunluk Lideri Chuck Schumer anlaşmayı şimdi yeniden canlandırmak istediğini açıkladı. Liberal Senatör Chris Murphy de Schumer’e uydu ve tasarıyı yeniden gündeme getirdi.
GOP’un Şubat ayında tasarıyı geri çekmesi büyük bir şanstı. Bu, adil bir göçmenlik sistemini destekleyenlerin reddetmesi gereken korkunç bir tasarı. Gözaltı merkezlerinin kapasitesinin ve sınır dışı uçuşlarının sayısının arttırılması da dahil olmak üzere sınır güvenliği kompleksine yönelik finansmanı arttıracaktı. Sığınmacıları “güvenlik incelemesine” tabi tutacak ve çoğu sığınmacının yerine getiremeyeceği belge gereklilikleri içerecekti. İç Güvenlik Bakanlığı’na bir günde 8 bin 500 “kabul edilemez” göçmenin (yani yukarıda özetlenen kontrolleri geçemeyen kişilerin) gelmesi hâlinde sığınmacılara “sınırı kapatma” yetkisi verecekti.
Bu değişikliklerin uygulanması hâlinde sınır dışı edilme oranı artacaktır. Demokratların göçmen krizini “çözmekten” bahsederken kastettikleri şey budur. Tasarı, sınır dışı edilmekten korunan, okula gitmelerine ve çalışmalarına izin verilen ancak vatandaşlığa giden bir yolu olmayan “hayalperestlerin” -ABD’ye çocukken gelen göçmenler- durumunu ele almadı. Dahası, ABD’de yaşayan ve çalışan 11 milyondan fazla belgesiz göçmeni, yani Trump ve yandaşlarının 2025’te Beyaz Saray’a girmesi hâlinde toplayıp sınır dışı etmeyi vadettikleri nüfusu belirsizlik içinde bıraktı.
Harris kendisini Biden’dan olumlu bir şekilde ayırmıyor. Eylül ayındaki konuşmasında, resmi olarak tanınan sınır kapıları dışında yakalanan tüm göçmenlerin sınır dışı edileceğini ve beş yıl boyunca ABD’ye göç etmelerinin engelleneceğini duyurdu.
ABD kapitalizminin işgücü talepleri ile beyaz üstünlüğü ve yabancı düşmanlığının derin akımları arasında her zaman salınan göç politikasının mevcut iklimde sağa kaydığı açıktır. Göçmenliğe ve “daha esmer” bir ABD’ye karşıtlık, en azından 2010’ların başındaki Çay Partisi ajitasyonundan bu yana çağdaş sağın ana motive edici faktörlerinden biri olmasa da biri olmuştur. Trump, göçmenlerin ulusun “kanını zehirlediğine” dair Hitlervari retoriği miting konuşmalarına düzenli olarak enjekte etmektedir.
Cumhuriyetçiler, İç Güvenlik Bakanı Alejandro Mayorkas’ın sembolik olarak görevden alınmasından Florida Valisi Ron DeSantis ve Teksas Valisi Greg Abbott gibi sağcı valilerin göçmen karşıtı politikalarına kadar ırkçı göçmen politikaları konusunda sınırları zorladılar. Abbott, diğer 25 Cumhuriyetçi eyalet başsavcısının da yardımıyla, federal hükümetin göçmenlik politikasını uygulama yetkisine karşı bir meydan okumaya öncülük etti. Bunu yaparken de ABD hükümetinin egemen devletler arasında bir “sözleşme” olduğu ve bu devletlerin bundan vazgeçebileceği şeklindeki neo-Konfederatif bakış açısını savunuyorlar.
Abbott ve DeSantis, göçmenlerin hayatlarını kendi eyaletlerinde çekilmez hâle getirmenin yanı sıra, “kırmızı eyalet” görüşlerini sözde daha göçmen dostu “mavi” eyaletlerin siyasi söylemine zorla sokmakta çok daha başarılı oldular. Sivil haklar dönemindeki güneyli ayrımcılardan örnek alarak, 2021’den bu yana 100 binden fazla göçmeni Denver, New York ve Chicago gibi şehirlere otobüslerle ya da uçaklarla taşıdılar.
Bu şehirlerin kimi zaman yetersiz, kimi zaman da beceriksiz tepkileri sağın ekmeğine yağ sürdü. Demokrat Parti tabanının büyük bir kısmının göçmen ya da göçmen torunu olduğu bu kent merkezlerinde bile göçmen krizi, göçmenlere karşı sıfır toplamlı bir kızgınlık siyasetine yol açtı. Bu ortamda sadece sağcılar kazançlı çıkmaktadır.
Biden/Harris yönetimi bu hissiyata teslim olmakla kalmadı (örneğin Trump’ın sınırdaki duvar fiyaskosunu devam ettirerek). Politikaları da sıfır toplamlı siyasi ortama katkıda bulunmuştur. Springfield, Ohio’da yaşayan Haitili toplum lideri Viles Dorsainvil yakın zamanda verdiği bir röportajda, Biden yönetiminin 2021-22’de COVID dönemi sosyal yardım programlarını kesmesinin ardından Haitililere karşı kışkırtma ve nefretin arttığını belirtti. Bu programların sonlandırılması, Biden’ın yönetimin bizi pandeminin “diğer tarafına geçirdiği” iddiasının merkezinde yer alıyordu.
Gallup anketi, 2024’ün ilk üç ayında Amerikalıların başkanlık seçimlerine girerken bildirdikleri en önemli “sorunun” göç olduğunu ortaya koydu. Bu durum Demokratların dikkatini çekti ve “iki partili” bir göçmenlik anlaşması iddiasında bulunma girişimlerini hızlandırdı. Ancak anket eğilimlerine daha yakından bakıldığında, bağımsızlar arasında son zamanlarda görülen bir artışla birlikte, Cumhuriyetçilerin göçmenlik konusundaki ulusal endişenin çoğunu yönlendirdiği görülmektedir. Ancak bu aynı zamanda göçmenlik meselesinin seçmenlerin Cumhuriyetçi/muhafazakâr kesimine ne kadar hakim olduğunu, çoğunluğun ise birbiriyle yarışan pek çok başka kaygısı olduğunu vurgulamaktadır.
Aslında, görünüşte Trump’ın kitlesel sınır dışı etme gibi politikalarına şok edici düzeyde destek veren anketlerde bile, göçmenler için “vatandaşlığa giden yol‘a yaygın destek, onlarca yıldır ABD’de yaşayan belgesiz kişilerin sınır dışı edilmesine karşı çıkma ve genel olarak ’yasal” göçü destekleme devam etmektedir. Ancak liberal ve Demokratların Trump’a teslim olması -bu seçim yılında ister “anlayışlı” ister “güvenli” olarak savunulsun- Trumpizmi güçlendiriyor. Liberal New Republic yazarı Felipe de la Hoz’un ifade ettiği gibi:
“Yani evet, eğer seçmenler bir yandan yüzsüz göçmen kitlelerinin tehlikeleriyle kuşatılmış bir ülkenin basit ve her şeyi kapsayan vizyonuyla bombardımana tutulurken, diğer yandan cırcır böcekleri duyarsa ya da Demokratların aslında bununla başa çıkmada daha iyi olacağı vaadiyle bir tür ılımlı anlaşma duyarsa, elbette görüşleri kısıtlayıcı bir yöne doğru eğilim gösterecektir.”
Kirli seçim politikaları alanının dışından bakıldığında, son dönemde yaşanan göç dalgaları, Amerika kıtasında onlarca yıldır süregelen ABD emperyalizminin ve iç politikadaki işlevsizliğin bir ürünüdür. On yıllar süren neoliberal ekonomik “reform” Orta Amerika ekonomilerinin tüm sektörlerinin yok olmasına yardımcı oldu. Orta Amerika ve Kolombiya’daki ABD destekli “uyuşturucu savaşları” da paramiliter güçlerden kaçan göçmen akınlarına katkıda bulunmuştur. ABD yüzyıllardır Haiti’nin işlerine karışıyor. ABD’nin Küba ve Venezüela’ya yönelik ekonomik yaptırımları da bu ülkelerdeki milyonlarca insan için hayatı sürdürülemez hâle getirdi.
Bunlar, insanları canlarını tehlikeye atarak ABD’nin güney sınırından sığınma talep etmeye iten güçlerden bazıları. Resmi yollardan ABD vatandaşı olmak için onlarca yıl uğraşmaktansa, şimdi “gayri resmi kanallar” üzerinden şanslarını denemek istiyorlar. Yerleşik göçmenlerin çalışma izni almak için yıllarca bekletilmesi de yeni gelenlere karşı göçmen karşıtı duyguları körüklüyor.
Tüm bunların paradoksu şu ki, ABD’nin kapitalist partileri dibe doğru yarışmaya devam ederken, ABD kapitalist sınıfındaki efendileri, pandemi sonrası kârlarını ve büyümelerini sürdürmek için her türden göçmene ihtiyaç duyuyor. Marksist iktisatçı Michael Roberts’ın yazdığı gibi:
“Çalışmak ve okumak için gelen göçmen akını ABD ekonomisine yardımcı oluyor; özellikle işgücüne talebin yoğun olduğu sağlık, perakende ve eğlence sektörleri gibi görece düşük ücretli sektörlerde işverenler için yüksek bir işgücü arzı sağlıyor.
Net göç ABD kapitalizmi için hayati önem taşıyor. Kongre Bütçe Ofisi’ne göre, ABD işgücü 2033 yılına kadar esas olarak net göç sayesinde 5.2 milyon kişi artmış olacak ve ekonominin önümüzdeki on yıl içinde yeni göçmen akınları olmadan büyüyeceğinden 7 trilyon dolar daha fazla büyüyeceği tahmin ediliyor.”
Kapitalist “rasyonalite” yerini siyasi baskıya bırakırsa, bu ilk kez olmayacaktır. Ancak her iki büyük partinin de kendilerini “sınır konusunda sert” olarak göstermek için yarıştığı bir ortamda, bu tartışmanın gideceği tek yön aşağıya doğru… kanalizasyona doğru olacaktır.
Lance Selfa, ABD’de Chicago’da yaşayan sosyalist aktivist.
(Redflag.org.au sitesinden DeepL yardımıyla çevrilmiştir.)
