Kuzenim Fatima’yı Kasım ayı başında gördüm.
Onu ve üç çocuğunu ailenin bir yılı aşkın süredir kaldığı Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseirat mülteci kampındaki BM okulunda ziyaret ettim.
Okulun 24 Ekim’de bir İsrail saldırısında bombalanmasından sadece iki hafta sonra gittim. Fatima ve çocukları – 3 yaşındaki Omar, 6 yaşındaki Ahmed ve 8 yaşındaki Mariam – saldırıdan yara almadan kurtulmuşlar ancak çadırları ve sahip oldukları az sayıdaki eşya tahrip edilmiş ve etrafa saçılmış.
Ekim 2023’te Cebaliye’deki evinden zorla çıkarıldıktan sonra üç küçük çocuğuyla tek başına bir ebeveyn olarak bir yılı aşkın süredir hayatta kalmaya çalışan 35 yaşındaki Fatima, saldırının kendisini neredeyse yıktığını söyledi.
“Ağlamak istedim. Çığlık atmak istedim. Daha fazla dayanamadım,” dedi.
Ancak aynı anda “ezici umutsuzluk” dediği şeye teslim olamayacağını da anladı. Bakması gereken üç küçük çocuğu vardı ve güvenebileceği başka kimsesi yoktu.
Kocası Muhammed, yaşlı akrabalarına bakmak için Cebaliye’de kalmıştı. Ağustos ayında eşi ve çocuklarının yanına gitmeye çalışırken yolda vurularak yaralandı ve o zamandan beri hastanede yatıyor.
Fatima’nın hikâyesi, son 14 aydır İsrail’in soykırıma varan şiddeti sonucunda toplam 2,3 milyonluk nüfusun 1,9 milyonunun yerinden edildiği Gazze’deki hemen herkesin hikâyesi.
İsrail’in, Fatima’nın aile evinin bir yıl önceki hava saldırısında yıkıldığı Cebaliye bölgesi de dahil olmak üzere Gazze’nin kuzeyini yeniden işgal etmesinden iki ay sonra, yeni bir yerinden edilmiş insan dalgası, İsrail’in acımasız kuzey saldırısından ve İsrail ordusunun insani yardımların çoğuna erişimi engellemesinin ardından neredeyse hiç gıda ve su kalmadığı için kaçarak güneye doğru ilerliyor.
Küçük sevinçler
Fatima’nın hayatına bir zamanlar küçük sevinçler damgasını vurmuş: üç çocuğunun mahallelerinin ara sokaklarında birbirlerini kovalamalarını izlemek, komşularıyla yemeklerini paylaşmak ve mütevazı yaşamlarını oluşturan nadir huzur anlarının tadını çıkarmak.
O günlerin şimdi uzak bir rüya gibi geldiğini söylüyor. İsrail’in soykırımı ilk başladığında, şiddetin hızla sona ereceğine dair umut beslediğini söyledi. Çocuklarına bunun sadece birkaç gün meselesi olduğunu söyleyerek onları rahatlatmış.
Ancak günler haftaları, haftalar da ayları kovaladıkça kasvetli gerçeği görmezden gelmek imkânsız hale gelmiş.
Yiyecek tükeniyor ve temiz su kıtlaşıyordu. Zaten sınırlı olan tıbbi malzemeleri bulmak neredeyse imkânsızdı. Her geçen gün, sürekli şiddet tehdidi başlarının üzerinde daha da ağırlaşıyordu.
Fatima, çocukları için her şeyi mümkün olduğunca normal tutmak için elinden geleni yaptığını ve korkusunu onlardan gizlediğini söyledi.
“Ama düşen her bombanın ardından sarsılıyorlardı,” diyor Fatima. “Ne kadar güven verici söz söylesem de onları sakinleştiremiyordum.”
Sonra bombalar kampı vurdu ve Fatima neredeyse çıldıracaktı.
Ama yıkılmadı. Bana sakin kalmak için kendini zorladığını, çocuklarını yanına alıp onları kolları arasına aldığını söyledi.
Yeni bir umut
Toz nihayet durulduğunda ve etraflarını saran yıkıma baktığında, içindeki bir şey tükenmeyi reddetti.
“Bir meydan okuma kıvılcımı hissettim,” dedi.
“Vazgeçemeyeceğimi biliyordum – kendim için değil, çocuklarım için.”
Ve böylece, Fatima ve ailesi paramparça olmuş hayatlarının parçalarını yeniden toplamaya başladı. Bu uzun ve zorlu bir süreçti, her gün yeni zorluklar ve belirsizlikler getiriyordu. Ama pes etmeyi reddettiler.
“Bunu da atlatacağız inşallah,” dedi çocuklarına. “Katlandığımız her şey için elhamdülillah yeniden inşa edeceğiz.”
Birlikte molozları temizlediler ve çadırlarının kumaşından geriye kalanları kullanarak daha küçük bir çadır daha kurdular, en azından bir barınak sahibi olmaya kararlıydılar.
Fatima daha da fazlasını yaptı. Barınaklarının etrafındaki toprağa mulukhiya tohumları ekti ve minik yeşil filizlerin toprağı delip ortaya çıkışını sessiz bir memnuniyetle izledi. Çocuklarına soykırımdan sonraki geleceğe dair hikâyeler anlattı, kahkahaların ve güneş ışığının, korkunun artık günlerini yönetmediği bir hayatın capcanlı resimlerini çizdi.
Fatima, kendisinin ve küçük ailesinin geleceğe giden bir yol bulacağına inanıyor. Ve her küçük adımda, “İnsanlığımın bir parçasının geri döndüğünü hissediyorum.” diyor.
Hamza N. İbrahim, Gazze’de yaşayan bir öğretmen ve yazar.
(Electronic Intifada sitesinden çeviren: Bahan Gönce)
