Diktatör de olsa benim diktatörüm sorunsalı

Avrupa’nın hasta adamı tabiri 19.yy’ın ikinci yarısı itibariyle Osmanlı Devleti için iyiden iyiye kullanılagelen bir tabir olmuştur. Burada bir tanımlama ile birlikte aslında kaçınılmaz sonun ne olduğunun da ifade edildiğini görebilmekteyiz. Bu kaçınılmaz son olan ölüm gerçekliği, ifadenin ilk dillendirildiği zaman sonrasındaki ancak bir küsur asırda gerçekleşebilmiştir. Bir nevi can çekişme hali, konjonktür ve dengelerin ilginç bir bileşimi ile oldukça uzun süre devam ettirilebilmiştir. Fakat bu “gecikme” ardında Balkanlar ve daha da önemlisi Ortadoğu gibi bir sorunlar yumağını bırakmıştır. Konumuzu da hassaten Ortadoğu realitesi oluşturmaktadır.

Adlandırmasını bile Avrupa merkezci bir bakıştan alan Ortadoğu, sınırları tam olarak belirlenmiş olmasa da II. Dünya savaşı sonrasından günümüze değin karışıklığın ve huzursuzluğun dünyadaki odak noktalarından en önemlisini oluşturmaktadır. Bölge uzun süreli Osmanlı hâkimiyetinde kalmışlık sonrasında birçoğu nevzuhur onlarca devlet ortaya çıkmıştır. Tüm ulus devletlerin yapaylığı bünyesinde barındırmasına ve önce milliyetçilik sonrasında ise milletlerin icadı* gerçekliğine rağmen bu icadın kadimliği oranında doğallaştığını da görebilmekteyiz. Yani nevzuhur derken diğerlerinin gerçekliği oranında Ortadoğu devletleri yapay demiyoruz, diğerleri kadar yapay olmakla birlikte henüz kendi naturasını oluşturamamasına vurguda bulunuyoruz.

Bu düzlemde Ortadoğu devletlerinin 20.yy sonundan günümüze değin yönetim sistemlerini de tam olarak oturtamadıklarını görüyoruz. Bu yarım asırda ancak ve ancak diktatoryal rejimler tahkim edilebildi. Ve bu yönetimler de Arap Baharı sürecinde Kuzey Afrika’dan başlayacak şekilde birer birer yıkıldı. Ancak zalim diktatörlüklerin yıkılışının bir umut ışığı ve lineer gelişmeci bakışla ehveni şer olan demokrasiye evrileceği umutları sonuç itibariyle gerçekleşmedi. Hele ki bu çöküşlerin genel olarak iç dinamiklerden ziyade dış müdahaleler ile olması ‘büyük oyun’ düzlemini de bizlere hatırlattığı için yazımızın asıl konusunu oluşturan çelişkiyi ortaya çıkardı. Benim diktatörümü asıl olarak ben yıkmadıkça benim için bunun anlamı nedir ?

Söylediğimiz üzere Ortadoğu coğrafyasında diktatörlükler birer birer yıkıldı amma ve lakin yerine gelen yönetimler genel olarak eskisini aratır oldu. Belki de hiç birisinin yıkılışının başlangıcı “büyük oyun”un, BOP’un ya da İsrail ve destekçilerinin işaret fişeği ile olmadı ancak süreç içerisinde bu faktörlerin yönlendirmesinin olmadığını söylemek de pek imkan dahilinde değil. Peki önceki çelişkimize geri dönecek olursak; dış destek geldiği anda devrimciler hayır bu bizim savaşımımız, diktatörümüzü salt biz devireceğiz, siz gelmeyin mi demeli idiler?. Bu soruyu soruyoruz çünkü gidişat sonraki durağın İran ve belki de ondan sonra Türkiye olduğunu gösteriyor.

Burada Lenin’in devrim stratejisini bir kez daha hatırlıyoruz. Her ne kadar sonrasında neredeyse Lenin’in mühürlü tren ile Petersburg’a gidişi bir Alman komplosu olarak görülse de bu gidişteki Alman desteği yadsınamaz. Yani Almanların tabii ki bir planı vardır ancak Lenin Şubat devrimi sonrası ülkeye dönmeyi kafaya koyması ile Almanların planlarının kesişmesinin Lenin’in ülkeye dönmesi sonrası yaptıkları ile parçalandığını görüyoruz. Ancak burada öncü parti gerçekliğini unutmamamız gerekiyor. Lenin ve hempaları öncü parti pratiği ile “emperyal vizyonu” da alt edecek şekilde devrim sürecini nihayete erdirebilmiştir.

Ezcümle Heyet Tahrir El Şam’ın yaptığına sevinmiyoruz ancak Baas diktatörlüğünün gidişine seviniyoruz, emperyallerin planları olduğunu biliyoruz ve hatta fiiliyatı ile de görüyoruz ancak o vizyonun alt edilebileceğini de biliyoruz. Suriye örneğinde öncü parti için artık belki de geç olduğunu biliyoruz ancak ilerideki (İran/Türkiye) örnekler için umudumuzu diri, gücümüzü hazır tutuyoruz; örgütleniyoruz…

 * Hayali Cemaatler – Benedict Anderson

Süleyman GÜZEL

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…

Neden Enternasyonal Dayanışma?

İktidarın kanatları arasında mafyatik çeteler üzerinden başlayan güç savaşları (Sinan Ateş cinayeti, Ayhan Bora Kaplan operasyonu, emniyet-adliye içi…