Krizler çağında teröristler kim?

2000’lerdeki özellikle Afganistan ve Irak işgali sırasındaki savaş karşıtı gösterilerde en çok atılan slogan “Number one terorrist: BUSH (1 Numaralı Terörist: Bush)” idi.

Bunun, dünyanın 2024’teki durumunu anlatan en iyi sloganlardan biri olduğunu düşünüyorum. O yıllarda savaş karşıtları olarak ısrarla anlattığımız konu buydu. Amerika’nın yanına NATO’yu alarak önce Afganistan’a sonra Irak’a saldırması, buraları işgal etmesi dünyayı büyük bir savaş ve kaos ortamına sürükleyecek diyorduk. Bu işgal kararını alan, uygulayan, milyonlarca insanın öldürülmesine, yerinden edilmesine, şehirlerin yakılıp yıkılmasına sebep olan ülke ve kişi, Amerikan başkanı BUSH idi.

The Economist gazetesinin 2024 değerlendirme yazısının ilk cümlesi “2024’te sayfalarımız acılarla doluydu” oldu. 2024 dünyaya ne getirdi sorusunun cevabı: krizler, savaşlar, soykırımlar, ölümler…

Bu yeni bir şey değil tabii ki, 2000’ler hep böyle geçti. Arka arkaya biri bitmeden öbürü başlayan savaşlar, yıkımlar, acılar ile geçti yıllar. Amerika, Afganistan ve Irak’ta “zafer” kazanırsa bu savaş dalgası büyüyecek, 1968 dünya savaş karşıtı hareket unutturulacak, Amerika veya başka bir emperyalist ülkenin başka ülkelere saldırmasının önü alınamayacak demiştik. Bir teröristin başlattığı savaş, attığı tohum, dünyayı kasıp kavuruyor.

2005’te verdiğim bir röportajda şöyle demiştim:

Amerikan ordusunun zaferi, yoksulluğa ve açlığa karşı verilen mücadeleyi zayıflatacağı için önce Bush’u durdurmak, ardından ABD’nin Irak’tan ve işgal ettiği tüm bölgelerden çekilmesi için savaşa karşı kampanya yapmak bir zorunluluk. Anlatmak istediğim şu: Küresel sermaye, iki yüzü olan bir madalyon gibi. Savaş, küresel sermayenin vahşetinin doğrudan görüldüğü yüzü. Ama sermayenin bu yanı, diğer yanından; IMF, Dünya Bankası ve DTÖ gibi organize saldırılarından bağımsız değil. Savaş korkunç bir manzara sunuyor. Ama küresel ısınma da tüm insanlığın geleceğini korkunç bir biçimde tehdit ediyor.”

Maalesef söylediklerim hâlâ geçerli; Amerika’nın, Rusya’nın, bunları destekleyen ülkelerin savaş açlığı durdurulmazsa barışı sağlamak çok zor olacak. Asıl teröristlerin emperyalist ülkeler ve onların yöneticileri olduğunu unutmamamız ve onlara karşı mücadeleyi büyütmemiz gerekir. Bu mücadelede İslamofobinin mücadeleyi bölmemesi gerekir. “Seküler” olduğunu iddia eden diktatörlerden, baskıcı rejimlerden de kurtulmak gerekir.

2016’da yazdığım bir yazıda şöyle demiştim:

Katilin sekülerini silikleştiren ve Ortadoğu’da yüz binlerce insanı öldüren emperyalistlerle yakınlaşmaya zemin hazırlayan bu eğilim, küresel bir savaş karşıtı hareketin örgütlenmesinin önünde engel. IŞİD’e ve ABD ve Rusya’ya aynı anda karşı çıkmayı başaran bir savaş karşıtı harekete ihtiyacımız var.”

Son günlerde Suriye haberleri okurken sürekli 2000’ler aklıma geliyor. “Esad düştü, şeriat iktidarda”, “Irak’ta olduğu gibi seküler bir yapının yerine İslamcı bir yapı gelecek” diye başlıklar atanlar, Suriye’de yeni dönem kurulurken IŞİD’i tek terörist unsur olarak ilan edenler, ne Esad’ın Hama katliamını ne Saddam’ın Halepçe katliamını yazıyorlar. Irak ve Suriye diktatörlükleri ne “seküler” ne de demokratlardı.

Yeni rejimlerin hangi yöne doğru evrileceği henüz belirsiz tabii ki evet ama eskiler sadece “seküler” olduklarını ilan ettikleri için daha iyi rejimler değildi. Ne eski rejimler ne eski rejimlerle süper iyi ilişkiler içinde olan devletler halkların yararını gözetiyorlardı.

Tayyip Erdoğan sürekli CHP’lilere “Esad ile görüşün diyordunuz, ne oldu?” diyor. Acaba Esad ile fotoğraflarını kaldırtmış mı diye baktım yok, hâlâ duruyor.

Yıllarca Esad ve ailesi ile çok iyi geçinen Türkiye’nin yöneticileri, ne Hama katliamını ne de baskı rejimini sorguladılar. Hatta son birkaç yıldır Esad’ı yeni statüko bağlamında kabullenmişlerdi, Putin aracılığı ile görüşmeye çalışıyorlardı. Şimdi de yeni rejimin ne elindeki esirlerin geleceğini ne katliamlara karışan askerlere neler yapacağını, ne nasıl bir rejim kuracağını soruyor!

HTŞ’yi hâlâ “terör örgütü” listesinden çıkarmadılar. Ama terörist olarak tanıdıkları HTŞ ile “sıkı bir ittifak kurduk” diye demeçler veriyorlar. Tabii ki Türkiye bu işte yalnız değil. Ortadoğu’nun kan emicileri Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa hepsi görüşme sırasına girdiler.

Bütün bunlar, emperyalizmin terörizm tanımının ne kadar ikiyüzlü olduğunun göstergesi. İsrail terörizmine tam kadro destek çıkıyorlar, soykırıma ortak oluyorlar. Mısır’da ilk demokratik seçime karşı darbeci Sisi’yi desteklediler, onun terörizm söylemini benimsediler. Libya’da aşağıdan yükselen Kaddafi’yi devirmeye çalışan harekete müdahil oldular, devrim çalındı, kanlı bir iç savaşa dönüştü. Suriye’de aynı şey. IŞİD ve El Kaide’ye terörist deyip HTŞ ile kol kola fotoğraflar veriyorlar.

2005’te dediğim gibi, bu olanlar küresel sermayenin gerçek yüzü, bir yandan savaşlarla dünyayı kana boyuyorlar, bir yandan ekonomik çıkar uğruna tüm değerleri bir günde satıyorlar. Başta Türkiyeli sermaye grupları olmak üzere tüm emperyalist ülkeler “bir koyup 5 alacakları” ticari anlaşmaları herkesten önce kapmaya çalışıyorlar.

Ortadoğu halklarının özgürleşmesi için emperyalizmin bölgeden defolup gitmesi şart. Ortadoğu’da baş terörist hâlâ emperyalizm. Savaş karşıtı hareketin Bush’a, Blair’e dediği gibi… Şimdi de en büyük terörist tüm dünyayı “bir ver 5 al” ile yöneteceğini düşünen Trump. Gemilere pahalı geçiş ücreti koyuyorlar gerekçesi ile “Panama Kanalı’nın eksiksiz, hızlı ve sorgusuz sualsiz bize iade edilmesini talep edeceğiz” dedi. Sanki dünyanın sahibi, herkes ona tabi.

En basit ekonomik sorunu bile tehdit ederek halletmeye çalışan bir Amerika Başkanı ile 5 sene beraberiz. Trump gelmeden silahlanmaya daha fazla para aktaralım diyen AB ülkeleri diğer tarafta. Bölgesel güç olmak için Gazze, Lübnan, şimdi de Suriye’yi yakıp yıkan İsrail, onunla rekabetin daha fazla silahlanma olduğunu düşünen Türkiye, İran gibi alt emperyalist ülkeler ile dolu seneler önümüzde duruyor.

Bardağın tabii ki başka bir tarafı da var. Salı günü Ahmet İnsel’in Apaçık Radyo’da dediği gibi bütün bu saldırılara, aşırı sağ rejimlere karşı direnen güçler de var. Sırbistan’da Pazar günü on binlerce kişi protesto gösterisi yaptı. İran’da sadece bir sene önce büyük demokrasi gösterileri olmuştu. Amerika, İngiltere başta olmak üzere pek çok ülkede Filistin ile dayanışma eylemleri binlerce insanın katılımı ile sürüyor.

Esad rejimi düştü, diğer tüm diktatörlüklerin ve aşırı sağ rejimlerin de bir gün düşeceği umudunu kaybetmemek gerekir. En büyük düşmanlarımız, en büyük teröristler, emperyalist yayılmacı emelleri olan devletler. bunlara karşı enternasyonalist bir mücadele vermemiz gerekir.

Yıldız Önen

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…