Eski milletvekili ve anti-faşist aktivist Christine Buchholz
Eski milletvekili ve anti-faşist aktivist Christine Buchholz

Almanya’da yeni bir anti-faşist hareket: Christine Buchholz ile söyleşi

Initiative Sozialismus von Unten (Aşağıdan Sosyalizm) grubundan Christine Buchholz Almanya’da faşizme karşı radikalleşen mücadeleyi Yuri Prasad’a anlattı.

Socialist Worker gazetesinde yayımlanan röportaj şöyleydi:

Almanya, yaklaşan genel seçimler öncesinde anti-faşizmin yükselişte olduğu bir ülke görünümünde. Ana akım partiler göçmen nefretini her zamankinden daha fazla körüklerken, dev sokak protestoları barikatlar ve işgallerle iç içe geçiyor. Peki bu hareketi tetikleyen güç nedir?

Çok kutuplaşmış ve çok politize olmuş bir durumdayız. İşçi Partisi benzeri SPD, serbest piyasa liberalleri FDP ve Yeşiller’den oluşan eski hükümetimiz kısa bir süre önce düştü. Ay sonunda bir genel seçim yapılması planlanıyor.

Şu anda muhafazakâr CDU partisi anketlerde önde gidiyor ve faşist AfD’ye verilen destekte de devasa bir artış var. Sol kanat Die Linke partisi dışında tüm köklü siyasi partiler göç meselesinde sağa kaymış durumda.

SPD ve Yeşiller de dahil olmak üzere hepsi göçmen karşıtı söylemler kullanıyor. Bu durum AfD’ye büyük güç kazandırdı. Birkaç yıl içinde, faşist kanadı olan bir sağ popülist partiden bütünüyle faşist bir partiye dönüştü.

AfD’nin radikalleşmesi anti-faşist eylemlerin sayısında inanılmaz bir artışa neden oldu.

Örneğin Almanya’nın batısındaki Essen’i ele alalım. Burası ülkenin çok yoğun nüfuslu, işçi sınıfının ve göçmenlerin ağırlıkta olduğu bir bölgesi. Geçen yıl Haziran ayında AfD parti konferansına karşı şehirde yaklaşık 70.000 kişinin katıldığı bir protesto düzenlenmişti.

Bir sokak protestosundan öte, yaklaşık 7.000 kişi konferansın yapılacağı yere giden yolu kapattı.

Bu taktik sayesinde delegeler geciktirilmiş ve ilk kez bir AfD konferansına karşı başarılı bir abluka gerçekleştirilmiştir.

Essen’i kış aylarındaki büyük eylemler takip etti. Bu eylemler, AfD’nin önde gelen isimlerinin milyonlarca göçmenin ve onların soyundan gelenlerin kitlesel olarak sınır dışı edilmesini planlamak üzere aleni faşistlerle bir araya geldiği haberlerinin ardından geldi. Onlar buna “yeniden göç” diyorlar.

Irkçılık karşıtı harekete hangi güçler katılıyor?

Aufstehen Gegen Rassismus, Britanya’daki Stand Up To Racism’in kardeş örgütüdür. Geçtiğimiz on yıl boyunca AfD karşıtı protestolarda önemli bir rol oynamıştır. Bugün aynı zamanda Widersetzen adlı daha geniş bir kampanyanın da bir parçasıdır – İngilizcede hem ‘direnmek’ hem de ‘oturmak’ anlamına gelmektedir.

Çift anlamlı olması iyi çünkü faşistlere direnmek için oturduğumuzu söylüyoruz ve onların yürüyüşüne ya da parti konferanslarına girmelerine izin vermiyoruz. Bu hareket farklı anti-faşist grupları bir araya getiren büyük bir şemsiye harekettir.

AfD ocak ayında Riesa’da bir konferans çağrısı yaptığında, buna karşı harekete geçmenin zor olacağını biliyorduk.

Riesa Saksonya’nın doğusunda küçük bir şehir. Nüfusu 30.000’den az ve son eyalet seçimlerinde yaklaşık yüzde 40’ı AfD’ye oy verdi. Faşistler daha önce iki kez kentte konferans düzenlemişlerdi, ancak o zaman sadece 500 ila 1.000 kişiyi harekete geçirebilmiştik.

Bu kez durum farklıydı, üstelik gösteriyi inşa etmek için sadece altı haftamız olmasına rağmen. Değişimin anahtarı öğrencilerin muazzam derecede siyasallaşmasıydı.

Ancak Riesa’da bu hem militan hem de kitlesel bir hareketti. Kasabanın kırsal olması, AfD’nin kalelerinden biri olması ve doğuda yer alması bu durumu daha da önemli kılıyor.

Sağ ve aşırı sağ ırkçılığı nasıl kullanmaya çalışıyor?

Riesa’dan sonra AfD’nin Almanya başbakan adayı Alice Weidel, partisinin faşist kanadının söylemini benimsedi. Açıkça “yeniden göç” hakkında konuşmaya başladı ve partinin önde gelen faşisti Bjorn Hocke ile hiçbir sorunu olmadığını gösterdi.

Bu durum anti-faşistlerin daha da büyük bir tepki göstermesine yol açtı. Almanya’nın kuzeyindeki büyük liman kenti Hamburg’da 17 Ocak’ta yaklaşık 18.000 kişi Weidel’in belediye binasında konuşma yapmasını protesto etti.

Ardından aşırı sağcı bir neoliberal ve ırkçı olan Friedrich Merz liderliğindeki CDU, sığınma hakkına daha fazla saldırmak için bir parlamento önergesi hazırladı.

Merz, devletin insanları daha hızlı ve daha az kontrolle sınır dışı etmesini istiyor. Argümanını güçlendirmek için son haftalarda meydana gelen birkaç bıçaklama olayını göçmen karşıtı duyguları körüklemek için kullandı.

Daha da önemlisi Merz, önergesini öne süreceğini ve ancak sadece AfD’li milletvekillerinin desteğiyle kabul edilebilecekse öyle olacağını söyledi. Bu, faşistlerin “normal bir parti” haline gelmesini engellemek için tasarlanan sözde “güvenlik duvarının” sonu anlamına geliyordu.

Merz’in kararının ardında aşırı sağın koalisyon hükümeti kurmaya hazırlandığı Avusturya seçimleri ve Donald Trump’ın ABD’deki zaferi yatıyor.

Ancak bu hamle Almanya genelinde bir infial dalgası yarattı ve yeni bir kendiliğinden protesto dalgasına yol açtı. Şimdi her yerde AfD ve Merz karşıtı gösteriler var. Geçen hafta sonu büyük yürüyüşler yapıldı.

Yaklaşık 250.000 kişinin katıldığı Berlin protestosundaydım. Aynı zamanda Bonn’da 12.000 kişi yürüdü. Bir gün önce de Hamburg’da yaklaşık 80.000, Stuttgart’ta 45.000 ve Essen’de 35.000 kişi yürüdü.

Berlin’de insanlar Reichstag parlamentosuna akın etti ve yerel CDU genel merkezini protesto etti.

Sendikalar, Fridays for Future iklim grubu, kiliseler ve siyasi partiler protesto gösterileri düzenledi. İnsanlar AfD’ye ve CDU’nun olası iş birliğine karşı olduklarını ifade etmek için kendi yaptıkları pankartlarla geldiler.

Atmosfer gergin ve öfkeliydi.

Anti-faşist hareket içinde bugün strateji tartışmaları yaşanıyor mu?

AfD’yi durdurmak için geniş sokak protestoları doğrudan partiye yönelmeli. Ancak hareketin liderliği SPD ve Yeşiller’i güçlendirip CDU’yu zayıflatmayı uman güçlerden oluşuyor.

Bu nedenle Aufstehen Gegen Rassismus hareket içinde kapsayıcılığı ve kararlılığı bir araya getirmek için çalışıyor.

Birçok insan hem sokak protestolarına hem de daha militan abluka hareketlerine katılıyor. İkisi arasında mutlak bir ayrım görmüyorlar.

Fakat AfD’yi durdurmak için kitlesel eylemlere ihtiyacımız olduğu ama aynı zamanda AfD ile karşı karşıya gelmenin de gerekli olduğu konusunda giderek güçlenen bir anlayış var. AfD’nin yerel seçim mitinglerine ve sokak stantlarına karşı protestolar artık her yerde gerçekleşiyor.

Peki ya anti-faşizm ile Filistin için mücadele arasındaki bağlantı?

Bir başka önemli değişiklik de anti-faşist hareketin bu soruyla nasıl ilişki kurduğudur. Geçen yıl AfD’ye karşı yapılan büyük gösterilerden bazıları Filistin dayanışmasına karşı oldukça düşmancaydı.

Bu konuyu gündeme getiren insanlar gösteride Siyonizm yanlıları tarafından sözlü saldırıya uğradı. Hatta bazı durumlarda bu kişiler tarafından fiziksel saldırıya uğradılar. Bu durum Filistinli aktivistleri anti-faşist harekete katılmaya ikna etmemizi epey zorlaştırdı.

Ancak örneğin Riesa’da Filistinli aktivistler protestonun doğrudan bir parçasıydı. Anti-faşist materyallerimizin Filistin dayanışması ile ilgili çıkartma ve posterlerle yan yana durduğu bir standımız vardı. Ve Almanya’nın İsrail’e silah sevkiyatına karşı bir kampanya için rahatlıkla imza toplayabiliyorduk.

Değişikliklerin iki temel nedeni var. Birincisi, Gazze’de yaşananlar o kadar dehşet verici ki insanlar seslerini duyurma ihtiyacı hissediyor.

İkincisi, biz ve diğer katılımcılar geniş bir birleşik cephe oluşturmamız gerektiğini savunduk. Sendikaların yanı sıra Almanya’nın göçmen nüfusunu da dahil etmek istediğimizi söyledik. Ve onlara ulaşmak için Filistin dayanışması meselesi çok önemliydi.

Filistin geçtiğimiz yıl Almanya’daki en büyük protesto hareketlerinden biri oldu ve pek çok genç insanı politize etti.

Faşizm karşıtı gösterilerde Filistin konusunda aynı duruşu sergilememiz gerekmiyor ama Filistin aktivistleri kesinlikle faşizm karşıtı hareketin bir parçası hâline getirmeliyiz.

Merz’in parlamentoda verdiği önergeyi yasaya dönüştürmeyi başaramamasının da hareketin bir eseri olduğunu düşünüyorum – her ne kadar oylama çok az farkla sonuçlanmış olsa da. Sağın ve liberallerin bölünmesine katkıda bulunduk. Bu, güçlü olduğumuzun işaretidir.

Yazar

You May Also Like