Trans düşmanı Trump’ı durdurmalıyız

Trans hakları ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci yönetiminin hedefinde. Trump’ın göreve geldiği ilk gün imzaladığı 26 idari karar arasında federal hükümette cinsiyetten ayrı bir ‘cinsiyet kimliği’ fikrini ortadan kaldırmayı amaçlayan kapsamlı bir kararname de yer aldı. Diğer düzenlemelerin yanı sıra, tüm hükümet evraklarında ‘toplumsal cinsiyet’ (gender) ifadesi ‘biyolojik cinsiyet’ (sex) olarak değiştirilecek ve ‘toplumsal cinsiyet ideolojisi’ (gender ideology) ile ilgili her türlü finansman kesilecek.

Bunu izleyen üç kararname ABD ordusunu ‘toplumsal cinsiyet disforisi’ olan bireyleri diskalifiye etmeye çağırıyor, sağlık bakanlığını ‘çocukların kimyasal ve cerrahi sakatlanmasını’ finanse etmemeye yönlendiriyor, atletizm ve eğitim kurumlarını ‘erkekleri kadın sporlarından uzak tutmaya’ zorluyor.

Trump’ın kullandığı dil kasıtlı olarak zalimce. Amacı zaten fazlasıyla damgalanmış bir topluluğu kötülemek, sindirmek ve toplumun kurumlarına ve genel kabullerine uymaya yanaşmayan herkese bir mesaj göndermek: Korkun.

İlk kararname sözde toplumsal cinsiyet ideologlarının “erkeklerin kendilerini kadın olarak tanımlamalarına ve yalnızca tek cinsiyete ait mahrem alanlara girmelerine izin vermek için toplumsal anlamda baskıcı araçlar” kullandıklarını iddia etmekte.

Çok da üstü kapalı olmayan bu ima, trans kadınların kadın nüfusunun geri kalanı için sinsi ve potansiyel olarak şiddet içeren bir tehdit oluşturduğudur. Cinsiyet uyum sürecine ilişkin kararda “etkilenmeye açık çocuklar” özellikle “radikal ve yanlış … cinsiyet ideolojisine” karşı savunmasız olarak gösteriliyor.

Kadın ve çocukların güvenliği konusunda korku tellallığı yapmak Amerikan sağının uzun süredir kullandığı bir taktiktir. Jim Crow dönemindeki ”ırkların karışması” paniği göçmen toplulukları çocuk kaçakçılığı ve şiddet suçlarıyla ilişkilendiren modern anlatılara dönüşmüştür. Trump’ın trans karşıtı haçlı seferi bu senaryoya tam olarak uymakta, sınır kontrolü ve kolluk kuvvetlerine yönelik eş zamanlı ırkçı ayaklanmalarla pekiştirilmekte ve güçlendirilmektedir.

Bu tür taşkınlıklar, tırmanan bir kriz ve yaklaşmakta olan bir tehlike hissi yaratmaktadır. Aşırı sağ, bunları yalnızca daha sert polislik ve otoriterliğin çözebileceği sorunlar olarak sunuyor. Trump’ın göreve gelmesinin ardından imzalanan diğer kararnameler arasında tahmin edilebileceği üzere “Sınırlarımızın Güvenliği”, “Amerikan Halkının İstilaya Karşı Korunması” ve “İdam Cezasının Geri Getirilmesi ve Kamu Güvenliğinin Korunması” yer almaktadır.

Cumhuriyetçiler transfobiyi seçmenlere yönelik ekonomik vaatlerine de dahil etmişlerdir. New York Times, partinin 2024 yılında cinsiyet uyum sürecine federal fon sağlanmasını kınayan seçim reklamları için 37 milyon dolar harcadığını tahmin ediyor. Yayınlar özellikle trans mahkûmların tıbbi desteği hak etmediğine odaklanıyordu. Tüketici Finansal Koruma Bürosu’na göre 15 milyon insanın tıbbi borç batağında olduğu bir ülkede Cumhuriyetçiler, hükümetin harcama öncelikleri konusunda var olan öfkeden yararlanma ve bunu marjinalleştirilmiş ve ezilenlere yöneltme fırsatı görüyor.

Toplumsal cinsiyet teorisyeni Judith Butler, Who’s Afraid of Gender? (Kim Korkar Toplumsal Cinsiyetten?) adlı son kitabında, küresel aşırı sağın son on yılda transfobik histeriyi daha geniş siyasi çerçevelerine nasıl dahil ettiklerini özetliyor. Butler, kişisel kimlik, güvenlik ve geleneksel çekirdek aileye ilişkin “mahrem korku ve kaygıların” “siyasi tutkuları kışkırtmak için toplumsal olarak örgütlendiğini” yazıyor.

ABD yasama kayıtları da bunu doğrulamaktadır. Trans Legislation Tracker’daki araştırmacılara göre, 2015 yılında trans haklarını hedef alan 21 yasa tasarısı ABD eyalet yasama meclislerine sunuldu. Bu teklifler çoğunlukla trans kadınların umumi tuvaletlere erişimini kısıtlamayı amaçlıyordu. Hıristiyan köktendinciler, muhafazakâr düşünce kuruluşları ve Cumhuriyetçi milletvekillerinden oluşan bir koalisyon, kapsamlarını sağlık ve eğitim alanlarına genişletmek için birlikte çalıştıkça yasa tasarılarının sayısı sonraki yıllarda çığ gibi büyüdü.

2024 yılında 43 eyalette yaklaşık 674 trans karşıtı yasa tasarısı görüşülmüştür. Bu çığ gibi büyüyen baskı, kapsayıcı okul eğitiminden işyeri haklarına ve toplumsal cinsiyeti destekleyen tıbbi hizmetlere kadar hayatın hemen her alanında transları ve destekçilerini hedef alıyor.

Devlet okullarındaki trans karşıtı ajitasyon, Cumhuriyetçi politikacılar için özellikle önemlidir çünkü onları gerici bir “ebeveyn hakları hareketi” ile ilişkilendirmektedir. New York Times’a göre, bu hareket 2022 yılında koronavirüs sağlık önlemlerine karşı çıkarak ivme kazandı, ancak aynı zamanda öğretmen sendikalarına, LGBTİ ile ilgili literatüre, kölelik ve evrim teorisi ile ilgili tarih müfredatına da karşı çıkıyor.

ABD sosyal muhafazakârlığı, ırkçılık ve toplumsal cinsiyet baskısı ile kürtaj karşıtı dini hassasiyetleri bir araya getirerek birçok cephede ilerlemeye karşı tepki gösteriyor.

Trump trans haklarını, açıkça daha geniş bir ‘duyarcılık’ gündeminin gölgesi altına yerleştiriyor. Beyaz Saray’ın 27 Ocak tarihli bir notu, federal kurumlara “Marksist eşitliği, transgenderizmi ve yeşil yeni anlaşma sosyal mühendisliğini ilerleten” tüm sosyal programlara yönelik harcamaları durdurma talimatı veriyor. Geçtiğimiz Ekim ayında Fox News’e verdiği bir röportajda Trump şu uyarıda bulunmuştu: “Bazı çok kötü insanlarımız var. Bazı hasta insanlarımız, radikal sol manyaklarımız var” demişti. Ardından bu “iç düşmana” karşı Ulusal Muhafızlar’ın ya da ordunun konuşlandırılmasını önerdi. Geçtiğimiz Ekim ayında yaptığı bir seçim konuşmasında, “Toplumsal cinsiyet ideolojisinin zehrinden kurtulmak için tarihi bir adım atacağım ve Tanrı’nın erkek ve kadın olmak üzere iki cinsiyet yarattığını yeniden kabul ettireceğim” demişti.

Trans bireyler sadece belirli bir azınlık grubu olarak değil, Trump’ın gerici programını ilerletmek için inşa edilen çok katmanlı bir ‘düşman’ın parçası olarak da hedef alınıyor. ‘Toplumsal cinsiyet ideolojisinin’ çeşitli düzeylerdeki kurumlara nüfuz ettiği düşüncesi, yeni yönetimin hükümeti ve önceliklerini yeniden düzenlemeye yönelik daha geniş ajandasını meşrulaştırmaya ve körüklemeye yardımcı oluyor. Trump, özellikle “radikallerin, bağnaz militanların ve Marksistlerin” sızdığını söylediği Eğitim Bakanlığı’nı lağvedeceğine dair defalarca söz verdi.

Federal kaynaklardan yararlanan herhangi bir kuruluş, cinsiyet kimliği ve ayrımcılıkla ilgili katı normlara uymadığı takdirde muhafazakâr kampanyaların hedefi hâline gelebilir. İşinin bir parçası olarak transları destekleyen herhangi bir federal çalışan artık işten atılma riskiyle karşı karşıya. Bu sadece trans bireylere yönelik doğrudan bir saldırı değil, aynı zamanda giderek otoriterleşen ABD’de artan baskı ve gözetlenme atmosferini normalleştirmenin bir yoludur.

Dünyanın dört bir yanında aşırı sağcılar, yaratmak istedikleri toplum için ABD’yi model alıyorlar. Hem transları Trump’ın saldırılarından korumak, hem de Trump’ı ve yandaşlarını cesaretlendiren ve hepimizi tehdit eden bu ayrımcılığa vakit yitirmeden karşı koymamız gerekiyor.

Ruby Healer

(Redflag.org.au sitesinden Bahan Gönce çevirdi)

Yazar

You May Also Like