Ekim ayında Bahçeli önce DEM Partililerle selamlaştı, ardından konuşma yaptı. “Öcalan Meclis’e gelsin, örgütüne silah bırakma çağrısı yapsın” dedi. Böylece barış, diyalog gibi çeşitli isimlerle andığımız süreç başladı, 5 aydır devam ediyor.
Süreç 27 Şubat’ta yeni bir aşamaya geçti. Öcalan, PKK’ye silah bırakma ve kendini feshetme çağrısı yaptı. Öcalan, “Silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum. Hem devlet hem PKK çözüme dair yeni yöntemler geliştirmeli” dedi.
Bundan sonraki adımda PKK’nin nasıl bir karar alacağı sorgulanıyor. Ama geçtiğimiz günler boyunca, Enternasyonal Dayanışma’da yayınladığımız barış günlüklerinde yazdığımızı gibi, PKK Öcalan’ın alacağı karara uyacağını defalarca teyit etti. Bir sürpriz olmazsa, önümüzdeki birkaç ay içinde PKK kongresini toplayacak ve Öcalan’ın taleplerini yerine getirecek.
2024-2025 barışma süreci, 2013-2015 çözüm sürecinin devamıdır
Bu barışma sürecinin en önemli özelliği, 2013-2015 döneminde “çözüme evet” dediğimiz sürecin bir devamı olmasıdır. O dönem sürecin tıkanmasına neden olanlardan biri olan Rojava yönetimi, şimdi sürecin yeniden açılması için en önemli faktör oldu. Yeniden kurulacak olan Suriye devletinde Kürtler ayrı bir yönetim istemeyecek, Suriye devletinde tanınan bir halk olacak.
Suriye’de Kürtlerin haklarının tanınması kadar Türkiye’de de Kürtlerin yeni talepleri olacak. En çok istenen şey tabii ki şiddet sarmalının sona ermesi, demokratik bir ortamın oluşması. Kürt halkının kimliği tanınsın. Yüz yıldır inkâr edilen Kürtlere anayasal hakları verilsin. Bir özyönetim modeli kabul edilsin. Kürtçe eğitim ve çalışma dili olarak kabul edilsin. Kürtçenin eğitim dili olması yeterli değil, çalışma alanında da kullanılması gerekiyor.
Bu talepler yerine geldiğinde yüz yıldır inkâr edilen Kürt halkının varlığı anayasal güvence ile tanınmış ve buna uygun haklar verilmiş olacaktır.
Barış sürecini destekliyoruz
Devrimci marksistler olarak bu süreci destekliyoruz. İşçi sınıfının mücadelesini bölen en önemli konuların başında Türk milliyetçiliği gelmektedir. Milliyetçiliği yenmek için bu süreci desteklemeliyiz.
Silahların bırakılması demokratik ortamı genişletecek, böylece ezilenlerin ve emekçilerin talepleri için daha elverişli koşullar ortaya çıkacaktır.
Hep “Kürt meselesinin çözümü mü demokrasiyi getirecek, demokrasi gelirse mi Kürt meselesi çözülecek?” tartışması yapılır. 27 Şubat açıklamasından sonra en çok yapılan tartışma yine bu oluyor. Bu tartışmaya en iyi cevabı 2013-2015 sürecinde gördük. 2013’te çözüm sürecinin başlaması ile çok geniş bir demokratik dönem yaşamaya başlamıştık. Türkiye’nin hemen her yerinde büyük etkinlikler yapıyorduk. En büyük Ermeni soykırımını anma eylemleri bu dönemde yapıldı, en büyük Onur Yürüyüşü bu dönemde gerçekleştirildi. 2015 Haziran seçimlerinde HDP en yüksek oy oranına, yüzde 13’e ulaştı. Akil insanlar heyeti tüm bölgelerde yerel halk ile konuşup tartışabiliyordu. Basında Kürtlere ilişkin her türlü yazı, çizi yapılabiliyordu. Kürtçe, okullarda seçmeli de olsa ders olarak okutulmaya başlandı.
Şimdi de eğer barışçı bir ortam oluşabilirse, demokratik haklarımız konusunda da önemli adımlar atabileceğimizden kuşkumuz olmamalı. Silahların susması ile açılacak olan demokrasi kapısı olacaktır. Türkiye’deki sosyalistlere düşen görev bu kapıdan geçerek demokrasi mücadelesi verebilmektir. İstanbul’da 2008’de Barış Meclisi’nin çağrısıyla yapılan, 50 bin kişinin katıldığı “Edi Bes e-Artık Yeter” yürüyüşünün ana sloganı “Kürt Sorununa Demokratik Çözüm” idi. 27 Şubat çağrısını, bu çağrı çerçevesinde görmek ve demokratik çözüm için mücadeleye devam etmek gerekir.
Yıldız Önen